YALANIN RENKLERİ

Yalanın renkleri de mi olur derdim, birisi bana sorsaydı ama oluyordu. Beyaz yalan vardı mesela, en masumu. Belki simsiyah,  belki kapkara, belki kırmızı, belki kıpkırmızı, hatta belki sapsarı yalanlar da vardı. Kim bilir, mor yalan, mavi yalan, yeşil yalan, turuncu yalan da vardı.

Peki neden?

Neden yalanın renkleri var da doğrunun renkleri yok?

En doğru, az doğru, birazcık doğru, doğruya yakın doğru diye bir şey olmaz. Beyaz doğru, kırmızı doğru, siyah doğru, mavi doğru olmaz. Bir söz ya doğru olur ya yanlış. İkisinin ortası olmaz; biraz yalan, biraz doğru olmaz. Azıcık ondan, azıcık bundan, bir tutam ondan, aldığı kadar şundan, kulak memesi kıvamında diye doğru ve yanlışın tarifi yapılmaz.

Doğru bir çizgidir ama doğru bir çizgidir, dosdoğru bir çizgi. Yanlış da bir çizgidir ama nerede başladığı, nerede devam ettiği ve nerede bittiği belli olmadığından çizdiği zikzakları takip etmek de o kadar kolay değil. Doğru düz bir çizgidir; eğilmez, bükülmez, kırılmaz.

Yalan yalpalar. Onun istediği kadar yalan, bunun istediği kadar doğru olmaz. Olmaz dememle de olmaz; insanlar ağzında gevelediği şeyin birazı öyle, birazı böyle olabilir ama onun olması, doğrunun yönünü değiştirmez.

Yalanın amatörünü halk yapar, profesyonelini siyasetçi. Herkes çapı kadar yalan söyler, herkes karakteri kadar doğru. Yalan, doğrunun, hakikatin, gerçeğin bilerek veya bilmeyerek tersini söylemektir.  Çoğunlukla kasıtlı olarak, gerçeği örtbas etmek, doğruyu gizlemek için söylenir. Bilmeden söylenen, cehaletten dolayı söyleneni de var. İşkembeden atılan yalanlar, daha çok cahillik örneğidir.

Ama gerçeği örtbas etmek, çıkar sağlama amaçlı söylenen yalanlar olduğu gibi, ara bulma amacı güden, tamamen insani duygularla ve tamamen iyi niyetle söylenen yalanlar da var. Beyaz denen bu yalanlar dışında kalan her yalan, bir insanın söyleyebileceği en kötü suçtur.

Çünkü yalan, aynı zamanda inkârı da bünyesinde barındırır. Siyaha beyaz der, beyaza siyah der. Hatta var olana yok, yok olana var der.

Her doğru her yerde söylenmez ama bu da doğrunun doğruluğuna leke getirmez.

Doğru tektir.

Yanlış çok olabilir ama doğru tektir.

Nasreddin Hoca’nın “Sen de haklısın” fıkrasındaki gibi değildir hayat.

Herkese göre doğru olmaz, herkese göre belirlenen kıstas bulunmaz.

Herkesin bir bakış açısı olur, değer yargısı bulunur ama doğru değişmez.

Yalan değişebilir.

Menfaatine göre doğruyu değiştirebilirsiniz.

Çıkarınıza göre yön verirsiniz.

Sevdiklerinizi korursunuz.

Mensubu olduğunuz oluşumlar için yalan söyler, kırpar, çarpar, böler, çıkarırsınız.

Dün söylediğiniz doğruyu bugün yalanlarsınız, dün söylediğiniz yalanın doğru olduğuna yeminler edersiniz.

Aileniz için doğruyu saklarsınız.

Mahalleliniz için belki de.

Hatta kentiniz için bile yalan söylersiniz, maksat kötü anılmamak.

Doğru acıtır çoğunlukla.

Doğru üzer.

Doğru, doğrudan doğruya hedefe gider.

Ama yalan öyle değil.

Yalan savsaklamadır.

Yalan gizlemedir.

Yalan inkârdır.

Yalan suçu örtmedir.

Yalan kendini kandırmadır.

Kendini kandıran, başkasını kandırmış çok mu?

Yalan söylemek cesaret gerektirmez, kaypaklık gerektirir.

Yalan söylemek, kıvırmayı bilmek demektir.

Her şekle giren, her renge bürünen insan kolay yalan söyler.

Yalan söylemek zor değil ama herkes yalan söyleyemez.

Yalan söylemek, kişiliksiz olmayı gerektirir.

Şahsiyetsiz, karaktersiz, onursuz insanlar çok daha rahat yalan söyler.

Dünyada doğruyu söyleyen kadar cesur insan yoktur.

Doğru söz ağzından çıktığı andan itibaren ya onuncu köye yollanacağını ya da deli olarak anılacağını bilir.

Bu nedenle herkes doğruyu söylemeye cesaret edemez. Bunun yerine yuvarlak laflarla hayatını sürdürür durur.

Biraz ona yaranır, biraz buna, biraz diğerine, biraz da belki ileride lazım olur diye düşündüğünde!

Şirin göründüğünü sanır her yalan söyledikçe, günü kurtardığını düşünür.

Doğru söylemek kolay değil, yürek ister.

Yalan söylemek için bir yüreğe sahip olmanız bile gerekmez.

Hem yalan söylemek çok daha kolay, doğrunun o ağır yükü altında kim ezilecek ki?

Önceki ve Sonraki Yazılar