Yahudiler Ve İsrailoğulları Kutsal Mı?

Kendisini kutsal sayan yahudiler, nice Peygamberlere isyan etmiş ve onları öldürmüştür. Böyle şerli bir millete nasıl olmuş da kendilerine Allah tarafından vaat edilen topraklar olmuştur?  Hatta bu millet Allah tarafından bir çok nimetlere mazhar  kılınmış olup, daha sonra da isyanları ve nankörlükleri yüzünden şerli millet nasıl olmuşlardır? Bu konu beni düşündürmüştür. İşte bu yazımla sizlere Yahudi milletinin tarihsel boyutunu kısaca aktarmak istiyorum.

İsrâil halkının inancına göre; İsrâil halkı Yahve’nin seçilmiş milleti olduğuna ve Allah ile aralarında özel ahid yapıldığına inanmaktadır. İsrâil’in Yahve’nin seçilmiş halkı olduğu fikri daha sonra Kudüs mâbediyle alâkalandırılmış ve çağlar boyunca yahudilerin millî şuurlarının temelini bu dinî inanç teşkil etmiştir (IDB, II, 765-766). Bir taraftan İsrâiloğulları’nın atası olan Ya‘kūb’un Tanrı veya O’nun meleğiyle güreşmesi dolayısıyla gücü ve dayanıklılığı, diğer taraftan Tanrı’nın seçilmiş kavmi oldukları inancı, İsrâiloğulları’nın gurura kapılıp ırkî üstünlük iddiasında bulunmalarına yol açmış, onlar imtiyazlı olduklarını vurgulamış, âdeta kendilerinin dışındaki insanları hakir görmüşlerdir.

Hasidik Yahudilerine (İsrail karşıtı Yahudiler) göre; Vaat edilmiş topraklar fikri seçilmişlik, ahitleşme ve tek Kutsal Mabet ile bütündür. Bunları birleştiren ise Mesih beklentisidir. Yahudiler vaat edilmiş topraklarda Süleyman’ın mabedi Tanah’da  inşa ettiğinde zirveyi yaşamışlardır. Ancak, Beytü’l Makdis’in ve Kudüs’ün iki defa tahribi Yahudileri bu topraklardan uzak yaşamaya mecbur bırakmıştır.

Bilindiği üzere diaspora, yahudilerin Tanrı’nın seçtiği ve ahitleşerek vaat ettiği kutsal topraklarda tek mabet etrafında şekillenen bir hayattan mahrum kalma ve özlemi demektir. Özlemin Mesih’in gelişiyle sona ereceğine Yahudiler tarafından inanç ise geleneksel kabuldür. Ancak Mesih gelmeyince Fransız İhtilali’nden sonra yükselen milliyetçilik akımı ve antisemitik olaylar Yahudileri Siyonizmi kurmaya itmiştir. Siyonizm sosyal, siyasal, ekonomik ve askeri alanlarda verdiği mücadelelerle 1948’de İsrail’i kurmuştur. Ancak insan eliyle kurulduğu için geleneksel Yahudilik tarafından meşru görülmemiştir. Hasidik Yahudilik ise Siyonizmi ve İsrail’i doğal olmamakla ve Mesih’in gelişini geciktirmekle suçlamış ve seküler yaşam biçimini reddetmiştir. İsrail karşıtlığını fiili şekilde sürdürmektedir.

Tevrat’a göre Ya‘kūb’un soyundan gelenler, gerek Mısır’da gerekse Mısır’dan çıktıktan sonra çölde ve Ken‘ân diyarında İsrâil ve İsrâiloğulları diye de adlandırılmıştır. Saul’ün ölümüne kadar bu iki isim, on iki kabileden oluşan halkın tamamını kapsamak üzere kullanılırken zamanla siyasî ve coğrafî şartlar kelimenin çeşitli dönemlerde farklı anlamlar kazanmasına sebep olmuştur. Krallığın ikiye bölünmesinin (m.ö. 930) ardından on kabileden oluşan kuzeydeki krallık İsrâil adını almış (I. Krallar, 14/19), bununla birlikte o dönemde (II. Samuel, 23/3) ve Bâbil esareti sonrasında İsrâil bütün kabileleri kuşatıcı anlamını da muhafaza etmiş, geçmişin şanlı hâtıralarını çağrıştıran ve gelecekteki mesîhî krallık hayalini canlandıran bir kavram olarak varlığını sürdürmüştür. Kohen veya Levili olmayan yahudileri belirtmek için de kullanılan bu kelime günümüzde, Mûsâ öncesi liderlerden neşet eden ve aynı Tanrı’ya inanan halkın tamamını ifade etmektedir (IDB, II,765; DBS, IV, 730-731). Tevrat’a göre İsrâil’in oğulları Ruben, Şimeon, Levi, Yahuda, İssakar, Zebulun, Yûsuf, Benyamin (Binyamîn), Dan, Naftali, Gad ve Aşer adlarını taşımakta, bunlardan her biri aynı addaki kabilenin atası sayılmakta ve böylece İsrâiloğulları on iki kabileden oluşmaktadır. Ancak Yûsuf’un iki oğlu Efraim ve Menasseh’nin soyu iki ayrı kabile olarak kabul edilmekte, Levi ise özel statüsü sebebiyle on ikinin dışında tutulmaktadır.

Ahd-i Atîk’e göre İsrâil dönek, Yahuda haindir (Yeremya, 3/1-22). “Öküz kendi sahibini, eşek de efendisinin yemliğini bilmekte, fakat İsrâil rabbini bilmemektedir” (İşaya, 1/3). Yahudi kutsal kitabı, İsrâiloğulları’nın doğru yoldan sapmaları ve başka ilâhlara kulluk etmeleri sebebiyle peygamberler tarafından kınandıklarını ve azapla tehdit edildiklerini gösteren örneklerle doludur.

Ahd-i Atîk’te İsrâiloğulları bir taraftan Tanrı’nın kavmi, mukaddes millet olarak takdim edilirken (Çıkış, 19/5-6) diğer taraftan kötü davranışları sebebiyle bizzat İsrâil Tanrısı onları tenkit etmektedir.

Kuran-ı Kerim’de;

Kur’an’da iki yerde geçen (Âl-i İmrân 3/93; Meryem 19/58) ve Hz. Ya‘kūb’un ikinci adı veya lakabı olan İsrâîl’den dolayı, onun soyundan gelenlere Tevrat’ta Beney Yisrael, Kur’an’da Benû/Benî İsrâîl (İsrâiloğulları) denilmektedir. Tevrat’a göre Ya‘kūb’un soyundan gelenler, gerek Mısır’da gerekse Mısır’dan çıktıktan sonra çölde ve Ken‘ân diyarında İsrâil ve İsrâiloğulları diye de adlandırılmıştır. Saul’ün ölümüne kadar bu iki isim, on iki kabileden oluşan halkın tamamını kapsamak üzere kullanılırken zamanla siyasî ve coğrafî şartlar kelimenin çeşitli dönemlerde farklı anlamlar kazanmasına sebep olmuştur. Krallığın ikiye bölünmesinin (m.ö. 930) ardından on kabileden oluşan kuzeydeki krallık İsrâil adını almış (I. Krallar, 14/19), bununla birlikte o dönemde (II. Samuel, 23/3) ve Bâbil esareti sonrasında İsrâil bütün kabileleri kuşatıcı anlamını da muhafaza etmiş, geçmişin şanlı hâtıralarını çağrıştıran ve gelecekteki mesîhî krallık hayalini canlandıran bir kavram olarak varlığını sürdürmüştür. Kohen veya Levili olmayan yahudileri belirtmek için de kullanılan bu kelime günümüzde, Mûsâ öncesi liderlerden neşet eden ve aynı Tanrı’ya inanan halkın tamamını ifade etmektedir (IDB, II,765; DBS, IV, 730-731).

Kur’an’da yahudilerden hem Benî İsrâil olarak hem de hûd, yehûd ve hâdû kelimeleriyle bahsedilmekte, ancak yehûd kelimesi sadece Medenî sûrelerde geçtiği halde Benî İsrâil Mekkî sûrelerde de yer almakta ve daha çok İslâm öncesi dönemlerde vuku bulan olayların söz konusu edildiği âyetlerde geçmektedir. İslâmî kaynaklarda Benî İsrâil, Ya‘kūb’un soyundan gelen ve ırken yahudi olanları, yehûd ise hem bunları hem de başka ırklardan olup bu dine girenleri ifade etmektedir (Cevâd Ali, VI, 512; EI2 [Fr.], I, 1053). Kur’an’da kırk bir yerde geçen Benî İsrâil terkibi, Ya‘kūb’un çocukları ve onların soyundan gelenler, Hz. Mûsâ’nın kavmi, birinci ve ikinci mâbed dönemi yahudileri ve Hz. Îsâ’nın kavmi gibi (Âl-i İmrân 3/49; ez-Zuhruf 43/59; es-Saf 61/6) geçmişte yaşamış insanların yanında Hz. Muhammed zamanında başta Medine olmak üzere Arap yarımadasında yaşayan yahudileri de ifade etmektedir. Âyetlerde, İsrâiloğulları diye adlandırılan ve on iki kabileye ayrıldığı bildirilen (el-A‘râf 7/160) Ya‘kūb’un on iki oğlunun Hz. Yûsuf zamanında Mısır’a yerleşmesinden başlayarak Hz. Mûsâ sonrası dönemlerdeki faaliyetlerine kadar çeşitli olaylar nakledilmekte olup bu bilgiler büyük ölçüde Tevrat’ta da mevcuttur.

Mekke’de yahudi nüfusu yok denecek kadar az olduğu için hicretten önce nâzil olan sûrelerin hiçbirinde “ey İsrâiloğulları” diye bir hitap yer almamaktadır. İsrâiloğulları’ndan bahseden sûrelerde onların geçmişte yaşadıkları olaylardan, özellikle de Mûsâ’nın Firavun’la mücadelesi ve İsrâiloğulları’nı kurtarmasından, Allah’ın elçisi Mûsâ’ya inanmayıp karşı çıkanların kötü âkıbetinden söz edilmekte, geçmişte İsrâiloğulları’na verilen nimetler sayılmakta, özellikle âlemlere üstün kılındıkları belirtilmektedir (el-Bakara 2/47, 122; el-A‘râf 7/140; ed-Duhân 44/32; el-Câsiye 45/16).

Hadislerde de Benî İsrâil’den çeşitli vesilelerle bahsedilmektedir. Benî İsrâil’in çıplak yıkandığı ve bu âdete uymadığı için Hz. Mûsâ’yı ayıpladıkları, kadınlarının mescide gitmekten menedildiği, âşûrâ gününün Benî İsrâil’in düşmandan kurtuluş günü olduğu ve bu günde oruç tuttukları, onlardan bir grubun tarihten silindiği, İsrâil hukukunda kısasın bulunduğu, ancak diyetin olmadığı, İsrâiloğulları’nın peygamberleri tarafından idare edildiği, onların dinî hükümleri sadece yoksul kesime uyguladıkları, tâûnun onlara gönderilmiş bir azap olduğu hususunda hadisler rivayet edilmiştir.

OLAYLARIN TARİHSEL ÖZETİ:

Bugün İsrail'i, Batı Şeria'yı ve Gazze'yi, Ürdün'ü ve Suriye ve Lübnan'ın güney kısımlarını kapsayan “Kenan” olarak bilinen toprak, MÖ 10.000 yıllarından önce vardı. Dünyanın en eski ve hala yaşayan şehri olan Jericho,   (Eriha ya da Ceriko) Filistin Ulusal Yönetimi'nin Batı Şeria bölümünde Ürdün Nehri yanında yer alan bir yerleşim yeridir.

Batı Şeria'daki Ürdün Nehri'ne 15 kilometre ve Kudüs'e 30 kilometre uzaklıkta, MÖ yaklaşık 10.000 yıl öncesine dayanıyor.

Bu toprakların asıl sakinlerine Kenanlı denirdi. Kenan, Hz. Nuh'un (AS) büyük torunuydu. Arazi, ayrıca Levant ve Yakın Doğu olarak da bilinir.

-MÖ 3000'e kadar, birkaç istisna dışında, topraklar çok az nüfusluydu ve hiçbir organize sivil toplum, şehir veya kural yoktu. Daha sonra gelişmeye başladığında, sürekli olarak komşu güçlü Asur, Babil, Mısır, Yunan, Pers, Roma vb. krallıkların istilası altında kaldı.

-MÖ 2000'de Kenanlılar ilk kez şimdi İsrail olarak bilinen bölge üzerinde kendi krallıklarını kurdular.

-MÖ 1800'de Hz. İbrahim (AS) bir süre bu topraklarda yaşamış ve torunu Yakup Peygamber ile birlikte Mekke'de  Kabe'yi inşa etmiştir.

-MÖ 1300 civarında, Hz. Musa (AS) liderliğindeki Yahudiler/İsrailliler Mısır'dan kaçmayı başardılar, Sina çölüne girdiler, orada kırk yıl dolaştılar ve sonra Kenan'ın güneydoğu kesiminde, şimdiki Ürdün'de yaşadılar.

-Musa'nın (AS) ölümünden sonra, bir Yahudi General Joshua, Ürdün Nehri'ni geçti ve MÖ 1250'de Kenan'ın orta kısmına doğru yol aldı. Kenan'ı 12 bölgeye ayırdı ve Yahudilerin on iki kabilesine yerleşmeleri için tahsis etti. Ancak herhangi bir hükümet kurmadı. Kenanlılar direndiler ama birlikte yaşadılar.

Bu Kenan, Tanrı'nın, Sina'da çok zor zamanlar geçirirken Yahudileri kutsayacağını vaat ettiği ülkeydi; ve dolayısıyla “Vaat Edilmiş Topraklar” olarak adlandırılır. Bu kutsal kehanet, Joshua'yı bu toprakları fethetmeye zorlayan ana motive edici faktördü.

-MÖ 1200 civarında, Philisti olarak bilinen başka bir grup, Anadolu'dan (şimdiki Türkiye) veya Girit'ten göç etti, Kenan'a girdi ve Kenan'ın güneybatı kıyısına, şu anda Gazze'ye, Til Aviv'e yerleşti. Onların işgal ettiği bölge Filistin adını aldı. 604 yılına kadar sürmüştür.

-İlk Yahudiler/İsrail krallığı bu topraklarda MÖ 1037 civarında Kral Saul (Peygamber Talut) tarafından kurulmuştur.

-Bu Yahudi devleti en ihtişamlı zamanlarına Kral Saul'un halefleri olan Peygamberler Davud(AS) ve Süleyman(AS)'ın MÖ 970'den 925'e kadar olan döneminde tanık oldu. -Hz. Süleyman (AS), Beyt El (Aksa), bir Tapınak, birkaç saray/bina ve tüm Kudüs şehrini büyük bir şekilde yeniden inşa etti. Ancak Filistin toprakları/Krallığı onların yönetiminin dışında kaldı. Kral Süleyman'ın ölümünden sonra krallık ikiye bölündü; kuzey yarısı “İsrail” ve güney yarısı “Yahuda” olarak. Kudüs, Yahuda'ya düştü. Ancak  beş yıl sonra Yahudiler her iki devleti de Mısır'a kaptırdı.

-MÖ 930'dan MÖ 63'e kadar farklı komşu krallıklar Kudüs'ü işgal etmeye devam etti ve Yahudiler kaleyi aralıklarla ancak 140 yıl kadar tutabildiler.

-MÖ 63'ten MS 324'e kadar, toprak Konstantin Öncesi Romalıların egemenliğinde ve daha sonra MS 324'ten 638'e kadar Hıristiyan Bizans egemenliğinde kaldı. Romalılar da burayı “Filistin-Suriye”, daha sonra sadece Filistin/Filistin olarak yeniden adını değiştirdiler.

-MS 638 - Yahudiler Kudüs'ü Halife Ömer'e (RA) teslim ettiler.

-Filistin'in diğer bölgeleri de MS 661'den önce veya sonra Hilafet'in altına girdi.

-MS 661-750 - Emeviler yönetti.

-750/974 - Abbasiler yönetti.

-947/1099- Fatımiler yönetti.

-MS 1099 - İlk Haçlılar Kudüs'ü ele geçirdi.

-MS 1187 - Sultan Selahaddin Kudüs'ü ele geçirdi.

-MS 1229/1244 - Haçlılar Kudüs'ü geri aldı.

-MS 1250/1516 - Memlükler burayı tekrar ele geçirdiler.

-1517/1917 - Osmanlılar Kudüs/Filistin ve çok daha fazlasını yönetti.

-1917 İngilizler Filistin ve Ürdün'ü ele geçirdi. Aynı yıl Balfour Deklarasyonu'nu imzalayarak Yahudilerin Filistin'de bir Ulusal Yurt hakkını kabul ederek Filistin'e yerleşmelerine izin verdiler.

Yukarıdaki bilgilere göre; Yahudilerin toplamda en fazla 250 yıl boyunca Kudüs/Filistin'i yönettiklerini gösteriyor ve iddia ettikleri gibi bu toprakların asıl sakinleri olmadıklarını gösteriyor.

Yahudiler, dünyanın dört bir yanından Filistin'e şevkle akın etmeye başlamışlar ve bunun sonucunda 1914'te %7 olan Filistin'deki nüfusları 1947'de %35'e yükselmiştir.

1948 - Filistin, UNO Planına göre İsrail ve Arap Devleti olmak üzere iki devlete bölündü. Kudüs ayrıca İsrail ile Arap Devleti/Ürdün arasındaki Ateşkes Hatları ile bölündü.

Bu plana göre, nüfusu %35 olan Yahudilere %55, Araplara ise %45'lik alan verildi. Toprağın bin yıllık eski adı Filistin, dünya haritasından öylece kayboldu. Filistinliler bu Planı reddetmiş, ancak İngilizler 1948'de plana göre toprakları Yahudilere teslim etmiş ve oradan ayrılmıştır. 1967  - 4 günlük Arap-İsrail Savaşı sırasında İsrail, Arap Devleti/Filistin'in tüm alanını ele geçirdi. Filistinliler direniyor ve 1947'den önce olduğu gibi sadece ele geçirilen bölgeyi değil tüm Filistin'i geri almaya çalışıyorlar.

(Kaynak: Diyanet İslam Ansiklopedisi, Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi)

Önceki ve Sonraki Yazılar