Vakitte bir delikanlı

DÜN Vakit gazetesinde bir makale okudum ve hayatım degişti...

 

Aydınlandım... Yüregim ışıdı... Umutla doldum...

 

Geçmişte aynı inanç dairesinde bulundugum insanlara dair hayal kırıklıklarım onarıldı...

 

Gülümsedim... Heyecanlandım...

 

"Insan olmak" ile "Müslüman olmak" arasındaki acayip sıkı ilişkiyi yeniden anımsadım...

 

Öyle bir makaleydi ki Vakitte okudugum:

 

Cüppeli Ahmet Hocanın bin vaazla yapamayacagını yapıyordu...

 

Hayrettin Hocanın 80 bin fetvasına bedeldi...

 

Öyle bir makaleydi ki Vakitte okudugum:

 

"En radikal Islami görüşlere sahip biri"nin, "en katı laik görüşlere sahip biri" ile aynı insanlık noktasında bulaşabilecegini kanıtlıyordu...

 

Öyle bir makaleydi ki Vakitte okudugum:

 

Her türden insanın nezdinde "emin" sıfatını kazanmanın ne demek oldugunu fark ettiriyordu...

 

* * *

 

Vakitteki yigidin adı, Selahaddin Çakırgildir...

 

Ben onu ta 70li yıllardan beri tanırım...

 

"şura" dergisinden, "Akıncılar" hareketinden, "Islami hareket"in sagcılıktan koptugu dönemlerden, 12 Eylül günlerinde Diyarbakır uçagının Tahrana kaçırılma girişiminden, mahpuslara düşmesinden, Irandaki sürgün hayatından tanırım...

 

Ve en sonunda Vakitteki sessiz sakin yazarlıgından tanırım...

 

Hayatta bir kez olsun yüz yüze gelip konuşmadık ama tanırım kendisini...

 

Kibardır, yigittir, delikanlıdır, yüzü kızarır, vicdan sahibidir, mantıklıdır, aşiretçi degildir, nefret ettirmez...

 

"Tipik bir Vakit yazarı" degildir yani... Vakitteki aykırıdır kendisi...

 

Oturup sohbet etsek, yıgınla mevzu çıkar anlaşamayacagımız...

 

Ama oturup sohbet edilecek bir adamdır Selahaddin Çakırgil...

 

* * *

 

Gelelim makaleye... Makale şu iki cümleyle başlıyor:

 

"Bu yazıyı yazarken çok zorlandıgımı belirtmeliyim... Ama kalbim fazlasını taşıyamadı..."

 

Çakırgilin incelikli kalbinin daha fazla taşımaya dayanamadıgı olay, Vakit gazetesinin "Hüseyin Üzmez igrençligi" karşısındaki tutumudur...

 

Çakırgilin yazısından okumaya devam edelim:

 

"Gazete yönetiminin konuya gereken hassasiyetle tepki vermemesini anlayabilmiş degilim. şimdi geldigim nokta, kendi açımdan ürpertici, dehşet vericidir. (...) Vakitin o kişinin sözlerinin kabul edilmezligini açıklamakla yetinmesi karşısında hayal kırıklıgı yaşadım... Halbuki Vakitin, Islam konusunda öylesine saçma-sapan laflar eden bir kişiyle hiçbir bagının kalmadıgını açıklamasını beklerdim."

 

Çakırgil sözü, Yeni şafak gazetesinin "Utan be adam" manşetine getiriyor...

 

Ve şöyle diyor:

 

"Yeni şafakın başlıga çektigi o ifadeyi bizzat Vakit yazabilmeliydi... Bu yapılamadıgı gibi Yeni şafakın yayını düşman sevindiren yayın diye suçlanmış, Hürriyet ve Ahmet Hakanın Yeni şafakı takdirle anması, Yeni şafakın tavrının yanlışlıgına delil olarak gösterilip eleştirilmiştir. Bu anlaşılır gibi degildir... Ki, Ahmet Hakanın belki de en düşündürücü yazılarından birisi idi o yazı... Toplumun her kesiminden insanların, en Müslümanından en laikine kadar nicelerinin midesini bulandıran bir durum karşısında kızmak yerine, o saçmalıkların üzerine gidilmeliydi. Dogrular Hürriyetin veya Ahmet Hakanın dilinden beyan edilince bile güzeldir. Çok aykırı bir yerde olmak, dogrunun beyanına ve dogruya imrenilmesine engel olamaz."

 

Hepsi bu degil...

 

Çakırgil, müthiş hesaplaşmasını şöyle sürdürüyor:

 

"Bu kişinin (Hüseyin Üzmezi kastediyor A.H.) söz ve tavırlarına karşı çıkılmasından dolayı mütedeyyin insanlara saldırılmak istendigi gibi bir hisse asla kapılmadım. Ama mütedeyyin insanların onu aralarından fırlatıp atmamalarının şaşkınlıgını yaşıyorum."

 

* * *

 

Çakırgil, yazısının sonunda Vakite meydan okumayı da ihmal etmemiş, yazısının yayınlanmaması durumunda "çekip gidecegi"ni belirtmiş...

 

Vakit de bu meydan okumadan ürkmüş olmalı ki, yazının en altına, "Yazıdaki görüşlerin büyük bir bölümüne katılmak mümkün degildir" notunu koyarak yayınlamış...

 

Bence Selahaddin Çakırgil, yazının altına konan o "not"u kesip saklasın... Çünkü o "not", kendisi ile Vakit arasındaki "tıynet farkı"nın kanıtıdır ve bu açıdan çok mühimdir...

 

Dindar kadınlardan Vakite ültimatom

 

SELAHADDIN Çakırgilin yazısıyla yeterince ferahlamıştım ki...

 

Kendilerini "dindar kadınlar" olarak nitelendiren bir grup kadının "ortak bildiri"si çıkmasın mı karşıma?

 

Tam anlamıyla "nur üstüne nur" oldu...

 

Aralarında tanıyıp bildiklerimin de oldugu bir grup dindar kadının, Vakite ültimatomuydu bu...

 

Bildiride Vakitin, Hüseyin Üzmez olayı karşısındaki tutumu eleştiriliyor, "Hayal kırıklıgına ugradık" deniliyor, Hüseyin Üzmezin dindar kesimi ve vicdanı olan herkesi rencide ettigi söyleniyor ve Vakitten Üzmezle ilişkisini kesmesi talep ediliyordu...

 

"Dindar kadınlar", Vakitten kendilerine gelebilecek, "başkalarının kuyruguna takılıp Vakiti suçluyorsunuz" şeklindeki eleştiriye de şahane bir yanıt veriyorlardı:

 

"Başkaları farklı niyetlerle de olsa, açık bir haksızlıgı işaret ediyorlarsa, onların kuyruguna takılmaktan asla rahatsız olmuyoruz."

 

Bildirideki son cümle ise tam anlamıyla muhteşemdi:

 

"Hüseyin Üzmez tartışmalı bir raporla dört duvar arasından kurtulmuş olabilir ama anaların, kadınların ve insanlıgın vicdanındaki mahkumiyetinden ömür boyu kurtulamayacaktır."

 

Ayla Kerimoglu, Yıldız Ramazanoglu, Mualla Kavuncu, Semanur Sönmez Yaman gibi isimlerin imzasını taşıyan bu bildirinin herkesin imzasına açık oldugunu duyuruyorum...

 

 

(Hürriyet Gazetesi)

Önceki ve Sonraki Yazılar