Uluslararası Terör Örgütleri -3

Uluslararası terör örgütleri kapsamında yazımız devamında bu kez Hizbullah ve Husileri inceleyeceğiz. Bir çok terör kavramları duyuyoruz, ancak sağlıklı bir bilgiye sahip olmak için bu bilgileri okuyucularımın istifadelerine  sunuyorum.

HİZBULLAH

ABD hükümeti, Hizbullah'ı terörist bir örgüt olarak tanımlıyor. Hizbullah, Lübnan'da bulunan, hem sivil hem de askeri kanadı olan Şiî inançlı ve her türlü Şiilik görüşe sıcak yaklaşan siyasi ve askeri parti. 1982 yılında başta İsrail'i, o zamanlar işgal etmekte olduğu Güney Lübnan'dan çıkartmak ve ardından İsrail'i yıkmak amacıyla 1985’ te Güney Lübnan’da kurulmuştur. Kurucuları: İmad Mughniyeh, Muhammed Hüseyin Fadlallah, Ali Akbar Mohtashamipur.

American Thinker (Amerikalı Düşünür) adlı muhafazakar internet sitesinin siyaset editörü Richard Baehr, ''Hizbullah bir terör örgütü gibi davranıyor, sivilleri öldürüyor, silahsızlanmasını öngören BM kararlarına meydan okuyor. Bu durumda ne olduğu açıkça ortada, bir terör örgütü.' dedi.

Ancak bu tanımlamaya karşı çıkan gözlemciler var. Alistair Crooke, şu an Beyrut'ta bir düşünce kuruluşunun başında bulunan ve Hizbullah'la sıklıkla temas içinde olduğunu söyleyen eski bir İngiliz istihbarat yetkilisi. ''Hizbullah bir direniş hareketidir.'' diyor; ''Bir kurtuluş örgütü.'' Fakat İsrail Lübnan'daki işgaline son verdiğine göre, ''Hizbullah artık bir direniş örgütü olduğunu savunamaz.'' diyenler var. Hizbullah'ı destekleyen çevreler bu argümana, ''Önce İsrail, Lübnan topraklarındaki işgali 'tamamen' sonlandırsın.'' Diyor.

Hizbullah, sahip olduğu askeri gücün bir başka haklı sebebi olarak: İsrail'in gelecekte olası saldırılarına karşı Lübnan'ı korumaktır.

Hizbullah-İsrail gerginliği hakkında bir kitabı olan Thanassis Cambanis, ''İsrail, her Lübnan savaşında Hizbullah'ı yıkacağını, ortadan kaldıracağını vaadetti.'' diyor. Cambanis, ''Ama savaş alanında ne yaşanırsa yaşansın, Lübnanlı Şii Müslümanları temsil eden öncü güç Hizbullah olarak kalmaya devam edecektir.'' diye ekliyor.

Türkiye’deki HİZBULLAH ;

İslâmcılığı merkeze alarak Kürt coğrafyasında var olan Hizbullah’ın ortaya çıktığı dönemin tarihsel ve sosyolojik koşulları incelenmelidir. Bu bağlamda, cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte seküler sisteme sert bir geçiş yapan Türkiye’de, bu geçişin sonuçları ve doğurduğu tepkilerin hem siyasal hem de toplumsal bağlamdaki karşılıkları, Hüseyin Velioğlu tarafından kurulan Hizbullah’ın ortaya çıkışına açıklık getiren öğelerden.

İran İslam Devrimi’nden etkilenen Türkiye Hizbullahı'nın ilk kadroları 1979’da Diyarbakır’daki Vahdet Kitabevi’nden örgütlendi. Bir süre sonra, silahlı cihada başlamak isteyenler Hüseyin Velioğlu liderliğinde İlim Grubu’nu, cihadı reddedenler ise Fidan Güngör liderliğinde Menzil Grubu’nu kurdu. Kısa sürede tasfiye edilen Menzil’in lideri Fidan Güngör 11 Eylül 1994’te kaçırıldı ve bir daha kendisinden haber alınamadı.

Devletin, güçlenen PKK’yı yok etmek için Hizbullah’ı desteklediği iddiaları bu dönemde konuşulmaya başlandı. Cinayetlerin failleri yakalanamıyor, faili meçhul cinayetler aydınlatılamıyordu. 90’lı yılların ortalarına kadar tahminlere göre 700 kişi faili meçhul cinayetlerle öldürüldü.

Hizbullah’a savaş açan ve faili meçhul cinayetlere karşı net tavır koyduğu için halk tarafından çok sevilen Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, 24 Ocak 2001'de uğradığı suikast sonucunda 5 koruması ile birlikte hayatını kaybetti. Bu suikast, devletin örgüte karşı çok sert refleks göstermesine neden oldu.

Mehmet Kurt’un “Türkiye’de Hizbullah” kitabında;

Devletle ilişkisi olduğu iddia edilen, PKK’yla yıllar boyu çatışmalar yaşayan Hizbullah’ın şiddete başvurduğu bilinen bir gerçek. Özellikle JİTEM’le bağlantısı oldukça fazla konuşulan örgütün, devleti İslâmi kurallara göre yöneten bir yapıya dönüştürmek istemesine rağmen onunla neden hiç çatışmaya girmediği de cevabı sorgulanmaktadır.

Ayrıca daha geniş bilgi için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

https://www.manaz.net/arastirma/turk-hizbullahi

HUSİLER

Yemen Husileri, Yemen’in Zeydi Şiileridir. Lideri Hüseyin Bedreddin el-Husi. Zeydi Mezhebi'ne aykırı görüşlere sahip olan Carudiye ekolüne geçiş yapan Husi aşireti lideri Bedreddin el-Husi'nin, İran'ın Kum kentinde gördüğü ilahiyat eğitimi sonucu 12 İmamcı Şii Caferi mezhebini kabul etmesiyle birlikte Husi hareketi, ideolojik açıdan Yemendeki Sünni ve Zeydi hareketlerden bağımsızlaşarak İran yönetimiyle paralel bir siyasal oluşuma dönüştü.

1517'de Memlükler'den Osmanlı yönetimine geçen ve 1918'de Zeydi İmam Yahya'nın yönetimine giren Yemen, 1962'de cumhuriyet ile tanışmıştık. Husi Ensarullah hareketi ise 1962 öncesindeki İmamlar Devleti'nin kendi soyları çerçevesinde tekrar kurulmasını talep ediyor.

Husiler Yemen hükümetini Batı’ya bağımlı bir hükümet olarak gördüklerinden, 2003 yılından bu yana hükümet karşıtı faaliyetler yürütmektedirler. Yemen hükümeti, özellikle Ali Abdullah Salih, 1990’lı yıllarda Hizbu’l Hak ve Tenzimu’l Şebabi’l Mumin, parti ve teşkilatlarına finansman sağlayarak destek veriyordu.

Hüseyin El Husi de devletin sağlamış olduğu bu imkânları kullanarak, Selefi-Vahhabi hizip ve partilerle mücadele etme yönünde kullanıyordu. Fakat Amerika’nın 2003 yılında Irak’a saldırısı ve işgalinden sonra Husilerle devlet arasındaki ilişkiler koptu.

Yemen direniş hareketinin ilk lideri Hüseyin El Husi, 2005 yılında Yemen Ordusuyla girdiği silahlı çatışmada öldü.

Yemen direniş hareketinin liderliği Hüseyin’den sonra babası Bedreddin’e ve 2006 yılında kardeşi Abdulmelik El Husiye geçti.

Yemen Zeydi gençlerinden bir grup, 1990 yılında Tenzimu’ş Şebabi’l Mumin (Mümin Gençler Teşkilatı) adı altında bir teşkilat kurdular, bu teşkilat günümüzde Ensarullah olarak tanınmaktadır. Husi direniş hareketi de, bu kalıp içerisinde yoluna devam etmektedir.

Hareketin ilk genel sekreteri Muhammed Yahya Azan’dı, daha sonraları Hüseyin El Husi bu grubun genel sekreterliğine seçildi. Başka görüşe göre teşkilat, 1996 yılında ilk kurucusu olan Hüseyin El Husi tarafından kurulmuştur.

Bedreddin El Husi, Zeydi bir âlim olmasına rağmen, fikirsel ve düşünsel olarak Zeydiye ile 12 İmam Şia’sının yakınlaşmasından ve uzlaşmasından yana tavır takınmıştı. Bedreddin El Husi aynı zamanda Selefi-Vahhabi düşünce tarzının, Yemen’deki Şii bölgelerinde yayılmasını önlemek için çaba sarf etmekteydi.

Yemen ile Suudi Arabistan sınırında bulunan Sa'da kent merkezinde yaşayan Husiler önceleri, Hazreti Muhammed'in torunları olan ilk 5 İmam'ı (Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, İmam Zeynelabidin ve İmam Zeyd) meşru İslami önder kabul eden ancak Sünni Müslümanlarla teorik ve pratik alanda çatışmayan Zeydi mezhebine mensuptu.

Husiler, demokratik ve çoğulcu bir devlet yönetimini reddederek, devletin meşruiyetinin Hz. Muhammed'in soyundan gelen yöneticilere ait olması gerektiğini iddia ediyor.

Zeydi tabana seslenen Hak Partisi'den siyasete atılan Bedreddin el-Husi'nin oğlu Hüseyin Bedreddin el-Husi de babası gibi İran ve Lübnan'da Şii okullarda eğitim aldıktan sonra, 1993-1997 yılları arası milletvekilliği yaptı.

Hüseyin Bedreddin el-Husi, Genç Müminler Teşkilatı yönetimine el koydu ve babasının yöntemini ve hedeflerini reddettiğini açıkladı. Hüseyin Bedreddin el-Husi'nin Ordu ile yaşanan çatışmalarda 2004'te hayatını kaybetmesinin ardından örgütün liderliğine Abdulmelik el-Husi geçti.

Sonuç olarak Husiliğin, Zeydiliğin marjinal kolu olan Carudi ekolünden 12 İmamcı Şii ekole evrilmesi, Ensarullah hareketinin siyasal açıdan da İran ile paralel bir çizgiye oturmasına yol açtı.

Yemen'in kuzeyindeki Sa'da vilayeti Husilerin kalesi olarak biliniyor. Husilerin tüm faaliyetlerinin hareket noktası olarak kabul edilen Sa'da'da Husilere ait eğitim merkezleri ve askeri eğitim kampları bulunuyor.

İran'da kurulan Din adamlarının egemen olduğu Velayet-i Fakih sistemine benzer bir İmamlar devleti talep eden Husiler, İran yönetimiyle koordineli olarak hareket eden Lübnan Hizbullah hareketine benzetiliyor.

Husi Ensarullah hareketi, ideolojik yapısı, hükümet karşıtı tutumu ve dış bağlantıları sebebiyle ülkedeki diğer kesimler ile güven bunalımı yaşıyor.

Husiler Amran’dan sonra, 21 Eylül 2014’te Sana’ya girdiler, Yemen Hükümet güçleriyle girdikleri çatışmaların ardından, Başkent Sana’daki Radyo ve Televizyon gibi önemli kurumların binalarını kontrol altına almayı ve Yemen Başbakanı Muhammed Salim Basenduh’u yeni devletin ve kabinenin kurulması için koltuğundan istifa ettirmeyi başardılar.

Halen Yemen’de Suudi Arabistan ile İran’ın savaşları devam etmektedir. Yemen halkı bunlar arasında ezilmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar