Uluslararası İlişkilerde Güç

İnsan için içerden şahsi ve dışardan uyması gereken bir çok kurallar vardır. Toplum için de öyle olmakla beraber uluslararası kurallar boyutu da var. Her ne kadar uluslararası kurallar varsa da uygulama hangi devlet güçlüyse o devletin istekleri hep haklı olduğu varsayılmaktadır. 

Aslında uluslararası kurallar; Dünya düzenine kolaylık, hakların savunulması, gelişimin sağlanması, toplumların kaynaşması, huzurun ve emniyetin sağlanmasına ilişkin yürürlükte olması gerekiyor. En önemli BM örnek verecek olursak; 5 ülke herşeyi veto hakkına sahip. Yani BM’de çıkan kararları 5 devlet işine geldiği gibi uyguluyor. Bu sistemle çoğunluk, azınlık güce teslim edilmiş. Türkiye’nin gayretiyle Doğu Kudüs'ün Filistin'in başkenti olması kararı istisna olmuştur. Bu büyük içi boş örğütün sistemi değişmediği sürece BM'den adaletli karar çıkması mümkün görülmemektedir. Ayrıca yaptırım gücünde de değişiklik görülmektedir. Usulden kınama cezası, ambargo kararı gibi.

Interpol’dan ülkemiz aracılığıyla Avrupa’dan PKK-Fetö elamanları talep edilmesine rağmen teslim edilmedi.

AB’ne ülkemiz üye olmak için başvurmuş, ancak başka ülkeler alınmış, ülkemize bitmeyen kriterler öne konulmuştur.

Her ülkenin kendi mahkemesi vardır. Eğer orada herhangi bir ülkenin vatandaşı o ülkede herhangi bir suç işlemişse elbette mahkemesi yapılır ve cezası verilir. Fakat büyük ülkeler       böyle bir yargılamaya karşı gelirler. Zira onlar birinci sınıf insanlardır. Ancak kendi ülkelerinde yargılanabilirlerdi. 

Daha önceki yazımda Papa-Ajan Brunson’un konusuna değinmiştim. Trump, Brunson’un Türkiye’de yargılanmasına karşı çıkmış ve açıkça Türkiye'yi tehdit etmişti. Ekonomi baskıyla Türkiye’nin zor durumda bırakılması hedeflenmiştir. Ama ABD’de Halk Bankası Gn.Md.Yrd. Hakan Atilla yargılanıp hapse atılıyor. Fethullah Gülen hala Abd'de korunuyor. İlişkiler karşılıklı hukuk üzerine değil menfaatler üzerine kurulduğu görülmektedir.

Her ülkenin başka devletler üzerinde politikaları vardır. Önem sırasına göre ve yakın-uzak zamanda gerçekleştirilecek politikaları vardır.

Suudi Arabistan, İstanbul Başkonlosluğunda kaybolan veya öldürülen Cemal Kaşıkcı ile gündeme gelmiştir. Böyle bir operasyon niçin Türkiye’de yapıldı? S. Arabistan Veliahtı Salman,  artık Trumb gibi kovboyluk mu yapıyor? Yoksa oyun içerisinde oyun mu var? Zaman içerisinde yapılacak araştırmalar bunu gösterecektir.

Uluslar arası anlaşmaların bağlayıcı özelliği vardır. Lozan Anlaşmasıyla Osmanlı yıkılmış ve yeni Türkiye’nin kurulması için konulan şartlar kabul edilmiştir. Bu şartlar Türkiye’nin güçsüz olması nedeniyle yürürlüktedir. Bağımsız olmanın bir şartı da diğer ülkeler tarafından tanınmaktadır. Durum böyle olunca uluslar arası ilişkiler ön plana çıkmaktadır.    

 Maalesef büyük ülkeler tarafından hiç bir kural tanınmamaktadır. Ayrıca bu ülkelerin yanlarında yeni yetmeler oluşuyor.

Geleceği parlak ve İslâm Milletinin kurtuluşuna aday olan Türkiye’nin önünde zorlu bir süreç var.

Önceki ve Sonraki Yazılar