Türkiye’ye Bırakılamaz Mukaddesimiz (!)

16. yüzyılda başlayarak, Batı Avrupa, sistemli merkezler ve çalışma grupları oluşturuyor.

Maksadı; malumuz üzere, misyonerlik. Yani, “Tanrı’nın vaat ettiği topraklara” sahip olmak ve tüm dünyaya Hıristiyanlığı, Hıristiyanlık değerlerini yaymak.

ABD de 18. yüzyıldan beribenzeri faaliyetlere destekte bulunuyor. Gerçi, bunun için öncelikle bağımsızlığını pekiştirmesi; bunu pekiştirip, istikrara kavuşması gerekiyor. Bu nedenle, iki asır gecikiyor.

Gecikiyor gecikmesine ama 20. yüzyılın başından itibaren, ABD emperyalizminin anayasasını Amiral Mahan Stratejisi oluşturuyor ve bu strateji, Brzezinski – Huntington Senaryoları ile desteklendiği gibi, ABD’nin Orta Asya hâkimiyetine yönelik Nevada Çölü’ndeki – en büyük – askeri tatbikatıyla da benzeşiyor.

Ne var ki; hem Batı Avrupa hem de Amerika, “jeopolitik konumu hassas” bölgeleri, kendine hedef seçiyor.

Bu bağlamda, çetelerinin en başında, Türkiye ve Orta Doğu yer alıyor.

Bir başka ifadeyle, bizim de içinde bulunduğumuz bölge, birilerinin gözüne her niyeyse diken oluyor.

ABD ile Avrupa Birliği rekabeti arasında sıkışıp kalan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ise, Almanya Başbakanı Schröder’i, Avrupa Birliği’ne giriş sürecinde, kendine en büyük destekçi görüyor. Ama yanılıyor. Çünkü Schröder’in müzakere için, “şartlı evet” anlamına gelen “Heybeliada Ruhban Okulu, resmi olarak açılmalı ve Ermeni Soykırımı, resmen kabul edilmelidir” beyanatıyla karşı karşıya kalıyor.

Aynı şekilde, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Prodi de, Patriği “Ekümenik ve Yeni İki Roma’nın Patriği” sıfatıyla karşılıyor.

Gerçi, Gazi Mustafa Kemal, yıllar önceden, Bartholomeos’un temsil ettiği patrikhaneye ilişkin, “Bir fesat ve hıyanet ocağı olan, ülkede ayrılık ve uyuşmazlık tohumları saçan, Hıristiyan hemşerilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluk ve felaket simgesi olan Fener Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımızda barındıramayız” diyor ve gerekli uyarıda bulunuyor.

Ama anlayana…

Nitekim ABD Başkanı Bush, 27 Haziran 2004 Pazar günü (güne dikkat!) İstanbul’a geliyor. Türkiye Diyanet İşleri Başkanı’nın da katıldığı bir toplantı düzenliyor.

Toplantıda, Ekümenik (Türkiye nezdinde resmi statüde kabul edilmez) olarak katılan Bartholomeos ve diğer cemaat liderleriyle (çıbanbaşı) de görüşmede bulunuyor ve şu mesajı veriyor: “Görüldüğü gibi, İstanbul, tüm dinlerin buluştuğu bir dünya şehridir.”

Ancak, bunu kapalı bir ifadeyle anlayacak olursak:

“Siyasi halife sıfatımla…!”

“İstanbul, Türkiye’ye bırakılamayacak kadar kutsal bir şehirdir. Hıristiyanlık âlemini temsil eden Siyasi Halife (Bush) sıfatımla ve NATO zirvesi vesilesiyle dünyanın üzerine kurguladığımız projeler çerçevesinde ve Büyük Ortadoğu Projesi özelinde ilan ediyorum ki; Bartholomeos’un “Hükümet, Heybeliada Ruhban Okulu’nu açtığı zaman bayram yapacağız” sözünün arkasındayım.”

Dünya, gömlek değiştireceği zaman, hadiseler kaçınılmaz olur.

Aynı şekilde, “Keşfedilmemiş iki şey var: Coğrafyada kutup, tarihte Türklük” diyen Batılı tarih yazarı Albert Sorel, “Doğu sorunu; Türklerin, Avrupa’ya girmesiyle başlamıştır” ifadesinde bulunuyor.

Dolayısıyla, şeytan azapta gerek; Türkleri, Avrupa’dan atmak için, yüzlerce yıl, yüzlerce proje üretiliyor.

Buna ilaveten, “Kutsal ve Enerji Deposu Toprakların” tümüyle ele geçirilmesi ile ilgili, Haçlıların devamı sayılır cinsten “Medeniyetler Çatışması” senaryosu, “Amerikan Yüzyılı” adı altında uygulanmaya kalkışılıyor.

Kısacası, tarih tekrardan ibarettir diyenler, haklı çıkıyor.

Dün, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasına ilişkin yüz kadar entrikadan sonra; bugün, Türkiye Cumhuriyeti üzerine birbiri peşi sıra tehdit stratejileri kurgulanıyor.

Sonuç itibariyle, inançlar, düşünceler ve ideolojiler arasında teşvik, yarış ve öne çıkma gayesi, tarihin her döneminde yaşanıyor ve üzülerek söylemek gerekirse, Türkiye, ne yazık ki yıpranıyor. Gerçi, bu durum, birilerinin hayli işine geliyor. Ama Türk’ün gücünü, cesaretini de tüm dünya istisnasız kabul ediyor.

Evanjelik Protestan gruplar, 1990 öncesi yıllarda Türkiye’de misyonerlik yapmanın, Müslümanları Hıristiyanlaştırmanın zor olduğunu itiraf ediyorlar.

Keza, Türk Dünyası’ndaki Evanjelik misyonerlik faaliyetlerini bir çatı altında örgütlemek amacıyla, 1969 yılında, Amerika’da kurulan Türk Dünyası Sosyal Yardım web sitesinde, bu husus açıkça ifade ediliyor.

Cumhuriyet Dönemi sürecinde, Türkiye’de sadece 76 bin cami açılmışken, 2003 – 2004 yıllarını kapsamak üzere, sadece iki yıl içinde, Türkiye’de 21 bin kilisenin açılmasına izin ve destek veriliyor. (iddia ediliyor.)

Şiddeti giderek artan baskı ve istekler de cabası.

Önceki ve Sonraki Yazılar