Tepedekiler hep kavga ederse tabanda istikrar olamaz ki...

Türkiye Çin, Hindistan veya ABD kadar hem cografi açıdan hem de nüfus bakımından "büyük" bir ülke degil.Ama yine de büyük bir ülke.Bu büyüklügün dogal, ekonomik ve siyasi sonuçları ortada.Kızılırmak ın batısı ile Fırat ın dogusu her açıdan birbirlerinden çok farklı göstergelere sahip.Cumhuriyet i kuran CHP nin son seçimde Güneydogu dan hiç milletvekili çıkartamaması bile, Türkiye nin sosyo-politik yapısındaki çok boyutlulugun kanıtı degil mi?Bir siyasi söylem Batı da farklı, Dogu da farklı algılanıyor. Yani siyasi partiler için de "merkeziyetçilik" artık mümkün degil.Veya kar Dogu da yolları kapatırken, Batı da ve Güney sahillerinde denize girilebiliyor.Dar çevre oyunuBiz gazeteciler için de buna benzer göstergeler var.Örnegin gazete satışlarının neredeyse yüzde 80 i 4-5 büyük kentte gerçekleşiyor.Demek ki Ankaralı siyasetçilerin ve bürokratların aralarındaki çeşitli ideolojik farklılıklara dayalı iktidar kavgalarını manşetlerde ve köşelerimizde işledigimiz zaman, bu bir "dar çevre oyunu" olmaktan öteye gitmiyor."Türkiye nin büyük gerçegi" daha derinlerdeki "beklentiler"in içeriginde bulunmakta.Örnegin "türban" konusunda siyasi partiler, yargı ve YÖK üçgenindeki gerginlik, ne gençligin, ne de üniversitelerin gerçek sorunları ile örtüşmekte.Bu gerginlik, ne diplomalı işsizlerin, ne meslek yüksek okullarına ilişkin sorunların, ne genel olarak kadınların törelere ve eve kapatılmışlıgının, ne de bilimsel alandaki evrensel yarışa katılamamamızın çözümüne ışık tutmakta.Ama bu gerginligi kullanan belirli kesimler, ya sloganlarla, ya da üniversitelerdeki ögrenci kavgaları ile, bunun rantını bir şeylere dönüştürmeye çalışıyorlar.Ekonomik dalgalanmaGerek büyük şirketlerimiz, gerekse artık tüm Anadolu ya yayılan KOBI lerimiz, hem globalleşmeye uyum göstermeye, hem de global ekonomik dalgalanmaya direnmeye çalışırken, Ankara-Istanbul ekseni dışındaki bizler, bu olayı sadece "dalgalanma acaba iktidarı nasıl etkiler" diye gözlemliyoruz.2001 krizini unuttuk. Bankalar sisteminin saglam olması, bütçe disiplinine uyulması, kamu borçlanmasının saglıklı oranlara düşmesi sanki önemli degil.Veya sosyal güvenlik reformu (eksikli ve aksaklı olsa da) yapılmadıgı takdirde, Türk ekonomisinin saatli bombası olmaya devam edecektir. Ama bu konu da, sanki önemli degil...Unutmayalım ki iktidardaki AK Parti seçimleri kaybedip, yeni bir iktidar geldiginde de, Türkiye nin büyüklügünden ve gecikmişliginden kaynaklanan sorunlar yine var olacaktır.Kronik sorunlarIrak taki Kürt oluşumu, Güneydogu sorunu içindeki bölücü terör olgusu, muhafazakâr (veya mukaddesatçı) akımlar, laikligin farklı kesimler tarafından farklı algılanması, hızlı kentleşmenin yarattıgı dar bogazlar, Türk-Amerikan ilişkilerindeki karmaşıklık, devlet-birey münasebetlerindeki çag dışılık sadece bu dönem iktidarının gündemini oluşturmuyor ki.Veya Türkiye nin AB ye üyelik hedefi, hep vardı, bundan sonra da var olacak.Burada olay AB ile "pazarlık" etmek üzerinde yürümüyor. Burada "pazarlık" degil , "uyum" meselesi var. Kıbrıs kalıcı bir çözüme baglanmazsa, alt ve üst yapı reformları yapılmazsa, istediginiz kadar pazarlık edin.Demokratikleştiginizi iddia ederken mesela Güneydogu Sorunu nda demokratik bir açılımın aracı olabilecek DTP yi kapatır ve PKK yı tek başına bırakırsanız, bunu nasıl anlatabilirsiniz dünyaya?Kendimize gelelim- Türkiye nin bütün ulusal sorunları, aynı zamanda uluslararası sorunlardır!Tarihimiz ve cografyamız bizim büyüklügümüze böyle bir boyut da katmakta.Otoriter rejimlerde diktatörün akıllı ve bilinçli olması rejimin saglıgına yeterlidir.Demokrasilerde ise bütün seçmenler, iktidarı ve muhalefeti ile tüm siyasi partiler, tüm kurumlar, sivil toplum örgütleri ve tabii medya da akıllı, bilinçli ve en önemlisi "sorumlu" olmak zorundadır.Kendilerini "tepedekiler" veya "seçkinler" olarak gören bir gürültücü azınlık aralarında hiçbir konuda uzlaşma bulamayıp, birbirleri ile sürekli kavga ettikleri zaman, bu tabana güvensizlik, istikrarsızlık ve hatta anarşi biçiminde yansıyor.Beklentimiz bu büyük ülkede herkesin titreyip kendine gelmesidir.


Önceki ve Sonraki Yazılar