TEBDİL-İ KIYAFET VE OKUMUŞ’A TEŞEKKÜR…

Bir devletin bekası, halkına hizmetkâr olan idarecilerinin çokluğuna bağlıdır. Halkın refah içerisinde yaşaması, kanunların yerli yerinde uygulanması devletin geleceğini teminat altına alır. İdareciler, idare etmekle görevli oldukları halkın dertlerine kulak vermeli, sorunlarının çözümü için gece gündüz demeden çalışmalıdır. Talip olduğu idarecilik görevi bunu mecbur kılar. Aksi halde halktan kopuk, toplumla arasına mesafe koymuş idarecilerin başarılı olması pek mümkün değildir.

Tarihimiz ve kültürümüz, idareciler ile halk arasında kurulmuş olan gönül köprülerinin örnekleriyle doludur. “Milleti yaşat ki devlet yaşasın” düsturu öyle yabana atılacak bir şey değildir. Orhun Anıtlarındaki “ Aç milleti doyurmak, çıplakları giydirmek hakanın en önemli görevlerinden biridir.” İfadesi ile Peygamber Efendimizin “ Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Sözleri bu medeniyetin nasıl bir temel üzerine inşa edildiğini göstermektedir.

Hal böyle iken, en başta devleti idare edenlerin ve mülki amirlerin halk ile bir arada olması, iyi günlerinde veya kötü günlerinde halkın yanında olduklarını göstermesi elzemdir. Tarihimizin hemen her safhasında halk ile idareciler arasındaki samimi bağa örnek birçok olay bulunmaktadır.

Osmanlı padişahlarının birçoğu tebdil-i kıyafet ile halkın arasında bulunmayı, sıkıntıları yerinde görmeyi, aracıları aradan çıkarıp direkt olarak halka kulak vermeyi tercih etmişlerdir. Bazen bir asker kıyafetiyle, bazen uzak şehirlerden gelmiş bir derviş edasıyla bazen de bir Mevlevi gibi şehrin sokaklarını dolaşmışlardır. Dükkânlara misafir olup hem halkın hem de esnafın durumunu yerinde görmeyi tercih etmişlerdir. Elbette zaman zaman fakirhaneleri ziyaret edip halkın durumunu yerinde görmüşlerdir. Padişahların bu güzel davranışı, vezirlere, valilere ve kadılara da örnek olmuştur.

Ramazan ayından hemen önce tebdil-i kıyafetle çarşıları dolaşan padişahlar ya da devlet adamları temel ihtiyaç malzemelerinin fiyatlarını kontrol etmeye, halkın sıkıntıya düşmemesi için önlemler almaya dikkat etmişlerdir.  Ederinin üzerinde, fahiş fiyat ile satış yapan ya da karaborsacılığa tenezzül eden esnafı ağır bir şekilde cezalandırmaktan geri durmamışlardır. Eğer halkın temel ihtiyaçlarında ürün sıkıntısı yaşanıyorsa da derhal sorunun çözüm yollarına bakmışlardır.

Padişahlar başta olmak üzere devlet adamları, fakir fukarayı konağında iftar ettirmek için yarışa girer durumda hareket etmişlerdir. Evinde ya da konağında iftar ettirdiği insanların, hayır dualarını almak için onlara türlü hediye vermeyi adet haline getirmişlerdir. Kültürümüzde “Diş Kirası” olarak bilinen uygulama tam manasıyla bu güzel davranışın göstergesidir.

Gösterişten uzak bir halde, hane sahibini de incitmeyecek şekilde fakir haneleri ziyaret edip iftar sofrasına oturmak, nasibinde ne var ise onun ile iftar etmek bir beldenin idarecisinin nezaketini, alçak gönüllüğünü ve emanete olan sadakatini gösterir. Osmanlı padişahları ve devlet adamları tebdil-i kıyafet ile fakir fukarayı ziyaret eder ve onlarla birlikte iftar ederlerdi. Bu gönül bağı, halkın devlete “ANA” ve “BABA” gibi kutsiyeti yüksek iki değeri yakıştırmasına vesile olmuştur.

Yerel bir mevzu üzerinde yazı yazmamayı ilke olarak benimsememe rağmen, hem kültürümüzün güzelliklerini tekrar hatırlatmak hem de teşekkür etmek amacıyla bu yazıyı kaleme almış bulunuyorum.

Ülke gündeminin her an değişti bir dönemde, hele ki ülke ve yerel siyaset adına Mahir Ünal Bey’in AK Parti’deki konumunun gündem olduğu anlarda benim dikkatimi bambaşka bir kare çekti. Sayın Ünal’a yeni görevinde başarılar dilerken, Türkoğlu Belediye Başkanı Sayın Osman Okumuş’a gösterdiği örnek davranıştan dolayı teşekkür ederim. Sayın başkanın kendi ilçesinde bir haneye iftara gitmesi, hanenin yavrularıyla samimi ve içten tavırlarının görüldüğü tek kare her türlü takdire şayandır. Bir beldenin idarecisi, ramazan çadırlarıyla halkına hizmet götürebilir, zabıta ekiplerinin başında esnaf denetlemesi yapabilir, fakir halkına ramazan erzakı dağıtabilir. Elbette bunların hepsi takdiri ve teşekkürü hak eder ve bu hizmetleri yerine getiren idarecilerimize teşekkür ederiz. Bazılarımız bunu bir görev olarak da kabul edilebiliriz lakin bir idarecinin tüm sıfatlarını bir kenara bırakarak, bir fakirin iftar sofrasına oturup hanenin küçük çocuklarıyla iftar saatini beklemesi görev olamaz, olsa olsa alçak gönüllülük olur, sevgi olur.  Bu yüzden Sayın Osman Okumuş Bey’e bizlere atalarımızdan kalan bu güzel örneği tekrar yaşattığı için teşekkür ederiz.

Çağımızda tebdil-i kıyafet ile idarecilerin halk arasında dolaşması pek mümkün gözükmese de idarecilerin tebdil-i kıyafet olmadan da halk arasında dolaşmalarını tavsiye ederiz. Bu bir iyi niyet göstergesi değil bilakis tarihi bir mesuliyettir, halkın refahı ve devletin bekası için görevdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar