Mesut Bilal Buğday

Mesut Bilal Buğday

  TAŞ MEDENİYETİ DEDİK TAŞ DEVRİ ANLADILAR

Taş mimarisi ilk çağlardan itibaren bilinmektedir. İnsanlar meskenlerini ya taş kullanarak, ya da ağaç kullanarak inşa etmişlerdir. Bazen de hem taşı, hem ağacı ikisini birden kullanmışlardır.

 Günümüzde şehirleşmede en büyük problemlerden biri şehir mimarisidir. Bugün şehirdeki mimarinin medeniyetimizden kopuk hale gelmesi, gelecek kuşaklara mimari eser kalmaması demektir. Çünkü bugünkü yapısal malzemeler kırılgan ve deforme olan cinsten malzemelerdir. Günü kurtarmak için günün popüler malzemeleri kullanılmaktadır. İnşa işinde özellikle popüler malzemelerin kullanılması günü kurtarmak içindir. Bugün “moda” yada “trend” diye tarif edilen “al tüket” “yap tüket” anlayışı maalesef mimarimizi de etkilemiş durumda.

  Tarihi dediğimiz geçmişten günümüze gelen yapılar, taş mimari olduğu müddetçe geleceğe kalmaktadır. Ancak bugün popüler kültürün ürettiği mimarinin geleceğe yansıyacak bir tarafı yoktur.

Taş mimarisi denildiği zaman her taş akla gelmemelidir. Kullanılan taşların yörenin taşları olması gerekir. Çünkü her yörenin bitkisel ürünleri nasıl farklılık gösteriyorsa taşları da farklılık göstermektedir.

Nasıl yörenin iklimine göre bitkiler yetişiyorsa, inşa edilecek yapının da yörenin kendi taşlarından inşa edilmesi gerekir. Bugün restore çalışmalarında yörenin kendi taşlarının kullanılmaması nedeniyle, taşlar yörenin iklimi ile uyum sağlamamaktadır.

 Bugün şehrimizde, geçmişten günümüze gelen yapılar varken, bu günden geleceğe kalacak yapılar maalesef yoktur. Şehrimizde taş mimari yapılar yüzyıllar öncesinden bugüne gelmesine rağmen bugünkü yapılar ve projeler yirmi yıl bile gitmiyor.

Geçmişten günümüze kalan sadece taş mimari eserlerdir. Taşın bir ağırlığı, kadim bir mimari özelliği vardır. Taş ilk çağlardan itibaren insan yaşamında yer almıştır.

Bugünkü yapıların uzun gitmemesinin temel sebeplerinden birisi mimarinin yanlış yerde konumlandırılması, mimaride kullanılan malzemelerin kalitesiz, popüler, kırılgan, kısa zamanda deforme olacak malzemelerden olması. Yani taş kullanılmaması.

  Bugün Kahramanmaraş’ta taş mimari dediğimizde aklımıza nereler gelir? Ulu Cami, Şıh Cami, Taş medrese ve diğerleri… Ancak bir tanesi var ki her siyah beyaz resimlerde gördüğümde içimi acıtır. Neresi orası? Ulu Cami yanındaki taş bir yapı olan belediye binası. Trafiğe ve geçiş alanlarına herhangi bir engeli olmadığı halde öyle bir binayı niye yıkmışlar aklım almıyor.

Tekrar söylemem gerekirse, taş mimariye dönmediğimizde geleceğe kalacak hiçbir tarihi mekân olmayacak.

  Yapılan işin önünü arkasını düşünmeyip, yapılacak eserin kısa vadeli planlarla geçiştirilmeye çalışılması, hem çok fazla maliyete sebep olmakta, hem de geleceğe miras olarak bir eser kalmamaktadır.

 Burada şöyle bir soru sorabiliriz: “son elli yılda yapılan eserler arasında gelecek kuşaklara kalacak hangi mimari eser var acaba?”

 Bir hatırlayın bakalım:

“Özel idare iş merkezi binası kaç senelik?”

“Kale dibi postane binası kaç senelik?”

“SSK binası kaç senelik?”

Bu örnek verdiğim binaların hepsi miadını doldurmuş durumda.

Günümüzde yapılan binaların bu kadar erken ömrünü tamamlamasının temel sebebi nedir? Acaba mimarinin taş olmaması olabilir mi?

Günümüzdeki binaların ömrünün kısa olmasının temel sebebi, planlamaların kısa vadeli olması. Mimarlarımızda medeniyetimize dönük şehir fikrinin olmaması ve taş mimarisinin unutulmasıdır.

 Bir şehrin kendine özgü mimarisi yoksa o şehirde sadece taklit edilmiş mimari eserler vardır. Bugünün mimarları medeniyetimize dönük meskenler inşa etmiyorlarsa zihinleri işgal altındadır. Bu işgal devam ettiği müddetçe, bizim Mimar Sinanları çıkarabilmek için kırk fırın ekmek yememiz lazım.

Önceki ve Sonraki Yazılar