Tarihten Günümüze Özeleştirel Bir Bakış

Tahmin ediyorum hepiniz hayatınızın bir döneminde zamanda yolculuk yapmayı ve geçmişe gidebilmeyi, atalarımızı ve onların yaşadığı çağları görmeyi hayal etmişsinizdir. Belki de amacınız o zamanlarla şimdi arasında bir kıyas yapmak, ecdadımıza layık olup olamadığımızı görmekti. Eğer dediklerim doğruysa, o halde doğru yerdesiniz. Bu yazıda bir zamanlar tarihe nam salmış Maraşlıların, yani bizzat bizim atalarımızın dönemine göz atacak ve zaman makinasının ayarlarını bugüne çevirip, şimdiye geldiğimizde kendimizi sorgulamaya başlayacağız. Çayınızı, kahvenizi yanınıza alın, arkanıza yaslanın ve okumaya devam edin. Sıkı tutunun, zamanda yolculuğa çıkıyoruz…

Anadolu’nun Durdurulamayan Savaşçıları…

Dulkadiroğulları Devleti, 1337 yılında Zeyneddin Karacabey tarafından Maraş’ta resmen kurulmuştu. Karaca Bey’den sonra Dulkadiroğlu beyleri topraklarını genişletmeyi ve Anadolu’da güçlü bir hakimiyet kurmayı başardılar. Öyle ki daha kuruluşlarının ilk yıllarında Bizans İmparatoru III. Konstantin’i dahi yenilgiye uğratmışlardı. Zamanlarının üstün savaşçılık meziyetlerinin tamamını kendilerinde toplamış Maraşlıların kadınları dahi savaşçı olarak yetiştiriliyor, çok iyi ok atıp, kılıç kullanabiliyorlardı ki, Dulkadiroğullarının 30.000 kadın süvarisi bulunduğu kayıtlarda yer almaktadır. Maraş hükümdarları savaşçılıklarının yanı sıra üstün siyasi yetenekleriyle de ünlüydü. Osmanlılar, Memlukler ve Safeviler arasında var oluş mücadelesi veren atalarımız, siyasetin çözemeyeceği konularda ellerini kılıçlarına atmaktan bir an dahi tereddüt etmezlerdi. Osmanlılar onlarla hep iyi geçinmeyi tercih ettiler. Memluklerin gönderdiği orduları bozguna uğrattılar. Safevileri saldırdıklarına pişman ettiler. Şanları öylesine yükselmişti ki, Osmanlılar kendilerinden başka Türklere hükümdar olabilecek üç asil soydan biri olarak Dulkadiroğullarını kabul ettiler. Maraşlının en büyük özellikleri savaşçılığı, cesareti, başarma hırsı ve gözünün her daim yükseklerde oluşuydu. İşte tam da bu özellikler sayesinde Maraşlıların asıl amacı bölgedeki en büyük devlet olup, Türk Cihan Hakimiyeti ülküsünü gerçekleştirmekti. Bu şekilde 200 yıl boyunca Anadolu’nun durdurulamaz savaşçıları haline gelen ecdadımız, Osmanlı hakimiyetine girdikten sonra da savaşlardaki yiğitlikleriyle ün saldılar. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin silah üretim merkezlerinden birisi haline geldiler. Geçen yüzlerce yılın ardından bu memleketin insanları Fransız ve Ermenileri de tarihin tozlu sayfalarına gömdükten sonra cumhuriyetle birlikte artık yeni bir savaşın içine girmiş oluyorlardı...

Anadolu’nun Durdurulamayan Dondurmacıları…

Bu savaş Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi ilim, bilim ve teknoloji savaşıydı. Yüzlerce yıl cenk meydanlarında kılıç sallayan insanımız, bu savaşta ne yapacağını bilemez halde sessizce köşede bekledi. Yeterince gelişmedi, hak ettiği kadar büyümedi. Bir zamanlar elinde kılıç çeviren ataların torunları, ellerinde dondurma kaşığı çevirmekle yetindi. Gelişememesinin suçunu otobanda buldu, trende buldu, Maraş olaylarında buldu ama bir an olsun asıl suçlunun kendisi olduğunu düşünmedi. Doğru duydunuz. Suçlu sizsiniz, suçlu benim. Suçlu bu memleket için dişini tırnağına takmayan, sanatta, siyasette, ticarette bir yerlere gelip, Maraş’ın adını dahi anmayan, “Ben Kahramanmaraşlıyım” demeyen herkes. Suçlu en yükseğe gelmeyi hedeflemeyen çocuk, en aşağıdaki insanını önemsemeyen yönetici, en iyi hayvanı yetiştirmeyen çoban ve en kaliteli ürünü geliştirmeyen üretici. Suçlu Maraş için çalışmayan, bu memleketi ülkenin ve dünyanın her alanında temsil etmek için can atmayan bizler. Hangimiz şehrimizin tarihini biliyor ve çocuklarımıza öğretiyoruz? Kaç kişi çocuklarına Zeyneddin Karaca Bey gibi, Alaüddevle Bozkurt Han gibi olmasını, azimle, hırsla, kararlılıkla bu memleket için çalışmasını, dünyanın neresinde olursa olsun, Kahramanmaraş’ı en iyi şekilde temsil etmesini ve tanıtmasını nasihat ediyor? Allah aşkına bu memlekette kaç kişi yurt dışına çıkıyor ve gördüğü etkili işleri ve sistemleri Maraş’a getiriyor? Kaçımız bir şeyler yapıyor ya da yapanları destekliyor? Demek ki neymiş, Maraş’ta doğmakla Maraşlı olunmuyormuş. Önce tarihini öğrenmen ve öğretmen, sonra o tarih yazan ataların gibi modern dünyanın savaşında en önde ilerleyerek geleceğin tarihini yazman gerekiyormuş. Çok şey mi istiyorum bilmiyorum ama bir gün “Maraş’ın neyi Meşhurdur?” diye sorulduğunda, dondurması değil de “Bilim adamları, sanatçıları, yazarları, siyasetçileri meşhurdur.” Sözünü duymak istiyorum. Tıpkı Dulkadiroğulları’nda olduğu gibi…

Önceki ve Sonraki Yazılar