Tarihin Tavanarasında Bulunan Notlar

REDİF TABURU NEDİR?

Redif-i Asakir-i Mansure (Redif Teşkilatı) Osmanlı Devletinde ihtiyat askerine verilen ad. Sultan İkinci Mahmud Han, 1826 tarihinde Yeniçeri Ocağını kaldırarak yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adıyla yeni bir ordu teşkilatı kurdu. Daha sonra da, Osmanlı ordusunun muvazzaf birliklerine, ihtiyaç halinde kaynak olması için yeni terhis edilmiş askerlerden faydalanma yoluna gidilerek devlete mali bakımdan fazla yük yüklemeyecek Redif Teşkilatı kuruldu. Redif-i Asakir-i Mansure adı verilen bu ihtiyat kuvvetlerinin tertip tarzı Sultan İkinci Mahmud Han tarafından Serasker Hüsrev Paşa’ya havale edildi. Ancak halkın yeni kurulmuş Asakir-i Mansure ve Hassa Teşkilatına iyice intibak etmesi için Redif teşkilatı kurulması biraz geciktirildi. Bu esnada Redif teşkilatı hakkında halka bilgi verilip, redif (ihtiyat) yazılmaya heveslendirildi.

1915-1917 Yemen’e giden REDİF ASKERLERİ(yedek emekli asker kıtası)
Sonucun ne olduğunu anlatmadan uzunca parantez açmak istiyorum. Yemen türküsünde “Kışlanın önünde redif sesi var/Açın çantasını acep nesi var?/Bir çift kundurayla bir de fesi var” dizeleriyle yer alan redif (yedek asker) teskilatı, II. Mahmud döneminde 1834 yılında kurulmustu. Buna göre 5 yıllık normal askerlik süresini tamamlayanlar 7 yıl da rediflik hizmetinde bulunacaklardı. (II. Abdülhamit döneminde rediflik süresi 8 yıla çıkarılmıştı.) Yemen’deki 7. Ordu dışında Osmanlı Devleti’nin diğer altı ordusunda redif teşkilatı mevcuttu. Ancak Yemen’e esas olarak merkezi Erzincan olan 4. Ordu (Osmanlı Devleti’nin en geniş¸ mıntıkaya sahip ordusu olup Trabzon, Sivas, Erzurum, Ma’mûretü’l-aziz, (Elazığ) Bitlis, Van ve Diyarbakır vilayetlerini kapsamaktaydı) ile merkezi Şam olan 5. Ordu’nun redifleri gönderiliyordu.

OSMANLIDA CERDE ORDUSU”

Osmanlılar zamanında Müslümanların güven içinde hacca gidip gelmelerini sağlamak maksadıyla kurulan hafif süvari birliğine CERDE denmektedir. Bu askerleri komuta eden kimseye de CERDE BAŞBUĞU unvanı verilmektedir. Cerde ordusu 1500 süvari askerden oluşmaktadır. Bu birlik Zilkade(Temmuz) ve Zilhicce(Ağustos) aylarında Arabistan da bulunurdu. Cerde askerinin burada defteri tutulur ve kadı tarafından da kontrol edilirdi. Cerde ordusu hacıları önceden Ebyâru’l- ganem bölgesinde karşılarken daha sonraları Hediye Tepesi’nde karşılamaya başlamışlardır. Burada ordu tarafından hacılara yiyecek ve içecek yardımında bulunmaktaydı.

AYMA ANA olarak bilinen AYMA KATUN/HAYMA HATUN, HAYME-ANA

Ertuğrul Gazi’nin Anası, Ataman Gazinin Nenesidir. Gündüz Alp Ayma/Hayme Ana’nın kocası, Ertuğrul Gazinin de babasıdır. Gündüz Alp’in Ankara dolaylarındaki bir savaşta şehit olduğu düşünülüyor. Gündüz Alp’in şehit düşmesinin üzerine, Ayma Ana, Kayı Boy’unun/Karakeçililerin başına geçti. Hayma Ana Kayı Boy’unu bu günkü HAYMANA {AYMA- ANA} İlçesinin bulunduğu güzel yöreye yerleştirdi. Burada kurulan Kent’in adı: AYMA ANA; AYMANA, sonraları HAYMANA şekline dönüşmüş olduğu tarihi vesikalara uygundur. Bu günkü Haymana Kent’inin kadim sahipleri, yerleşimcileri Kayı Boyundan karakeçililerdir. Sonra da Doğu ve Güneydoğu’dan/Turkomanya’dan yerleşenler dahi Kayı Boy’undan Karakeçililerden seçilmişlerdi. Bunların Kurmançi>Kurmançu/Kürtçe konuşmaları bu gerçeği değiştiremez. Çünkü Karakeçililerin büyük oranlar tutan bölümleri Güneydoğu, Doğu Anadolu’ya/Turkomanya’ya yerleştiler. Bunlar zaman içinde Türkçeyi unutarak tamamen Kurmançi/Kurmançu ağzı ile konuşur oldular. Türkçeyi unutmuş olmakla birlikte ataları Ataman Gazi’yi unutmadılar. Her yıl Söğüt’e giderek Ataman Gazi’nin Ölüm yıldönümünü kutladılar. Şimdi Siverek Karakeçilileri, Kayı Boyundan geldiklerini, Karakeçili olduklarının bilincine varmışlardır. Darısı öbür Karakeçililerin başına olsun. Atamanlı İmparatorluğunun (Ottoman Empire)kurucusu Ataman Gazinin Nenesi

AYMA>AĞMA>HAYMA ANA’nın Sin’i/mezarı Kütahya İl’imizin tarihi İlçesi Domaniç’tedir. Ertuğrul Gazi, “Devlet Ana” diye de anılan annesi Hayme Ana'yı, Çarşamba köyünde her yıl çadır kurduğu bir tepe üzerine defnettirdi. Sultan II. Abdülhamid, 1892'de Hayme Ana'nın kabri üzerine bugünkü türbeyi yaptırdı. Osmanlı İmparatorluğunu kuran Kayı Boyunu, kadın başına yöneten Hayma Ana, bu etkin yönetim erk’i ile tarihin eşini benzerini görmediği bir Adalet, insaf, dürüstlük, insanlık timsali olan ve 700 yıla yakın Egemen olan Osmanlı İmparatorluğunun temellerindeki en önemli harçlardan birisidir. Hayme Ana’nın Torunu Ataman Gazi, (Osman Gazi) M.S: 1299 yılında Osmanlı Devletini kurmuş oldu. Nur içinde yatsınlar.

TÜRKİYE LAİKLİĞİ NEREDEN ALMIŞTIR?

Laiklik anayasamıza 1937 yılında girmiş ise de kökeni oldukça eskidir...Atatürk laikliği Fransızlardan almıştır denir ya... İşte bu kökten yanlıştır, yalandır... 950 yıl evvel 23 Ocak 1058 tarihinde Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey Bağdat'ı almış. Bağdat Halifesine de Din işlerine bakmasını ve Devlet işlerine karışmamasını söylemiş ve bunun üzerine halife kendi belindeki kılıcını çıkartıp Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in beline takmıştır. Ve o andan sonra Tuğrul Beğ, Halifeyi Veziri ile muhatap etmiş. Sonra da Selçuklu devletinde halifenin muhatabı vezir olmuştur.Dünya üzerinde Fransız devriminden 750 yıl önce, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı ilk yöntemdir. Dolayısıyla laiklik öyle Fransız icadı falan değildir. Laiklik katıksız Müslüman Türk icadıdır...

Keza Atatürk, Nutuk'un belgeler bölümünde 18 sayfa yer tutan hilafet tarihini anlatırken, Selçukluların Hilafetle saltanatı ilk kez ayırdıklarını önemle vurgular ve o tarihten sonra 300 yıla yakın süre boyunca bunun bir aksama olmadığını rastlantısal bir şey olmadığını Tuğrul Beğ öldükten sonra diğer Selçuklu Sultanları tarafından da uygulandığını açık açık anlatır...

DULKADIR DEVLETİ’NDE PARA

Dulkadır ülkesinde genellikle Memluk, Osmanlı ve Karaman paraları tedavüldeydi. Bunun yanında ilk Dulkadır hükümdarı Zeynettin Karaca’nın bağımsızlığını ilan ettiğinde sikke kestirdiği kaynaklarda yazılmaktadır. Yine Şehsuvar Ali’nin istiklalini ilan ettiğinde sikke kestirmiştir. Alaüddevle’de para darbettirmiştir. Dulkadır paraları günümüze maalesef ulaşamamıştır.

Bunun yanında Arifî Paşa, Dulkadırlılarla ilgili yazısında Ahbarü’d- Düvel ve Âsârü’l-Evvel adlı eserde Hükümdar Şehsüvar’ın kendi namına altın ve gümüş sikke kestirdiğinin yazıldığını belirtmiş ancak bu sikkenin örneklerinin elde edilemediğini kaydetmiştir. 1466-1467 tarihinde Dulkadır Devleti’nin tahtına oturan Hükümdar Süleyman, oğlu Şehsuvar’ın kendi adına altın ve gümüş sikke kestirdiği bilinmektedir. Koleksiyoncu Murat Uğurluer “Nümismatik Yazıları” adlı eserinde, elde bulunan bir sikkenin Hükümdar Şehsuvar’a ait olduğunu savunmaktadır. Uğurluel, bakır sikkenin ön ve arka yüzünde şunların yazdığını belrtmiştir.

Ö yüz: Şehsüvar bin Süleyman Azze Nasruhu

Arka yüz: Duribe Ayıntab Hullide Mülkühu

Buna göre sikkenin, o tarihte Maraş’a bağlı bir yerleşim yeri olan Gaziantep’te kesildii anlaşılmaktadır.

Not:Bertrandon De la Broquiere; Denizaşırı Seyahati, ed,Ch, Sehefer, çev,İlhan Arda, İstanbul 2000

Kemalettin Koç, Darphane, Kahramanmaraş Ansiklopedisi C,3 Kahramanmaraş 2019 s15-16

OSMANLILARIN KURULUŞ TARİHİ

Ben Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu '1302, Bafeus Zaferi (Koyunhisar Savaşı) ’dir' diyorum. Bizans kayıtlarında ilk defa o zaman geçiyor Osmanlı. İlk defa o zaman Bizans ordusu denize dökülüyor. Ama hâlâ bütün tarihçiler 1299’da, Bilecik’in alınmasını kabul ediyor. Çünkü ilk mektepte öyle öğrenmişler! Efendim, ondan önce onun gibi daha kaç kale fethedildi. Defalarca yazdım ama okumuyorlar. Tembellik tembellik..."

Tarihçi Prof.dr.Halil İnalcık

DUHTERAN-I HÜMAYUN ( HAREM )

Biraz da Osmanlı Saray’ları ve Ramazan Eğlencelerinden söz etmek istiyorum ama önce, daima merak konusu olmuş ‘Harem’den söz edelim mi kısaca?
‘Harem’ kelime olarak mahrem, herkesin girmesine izin verilmeyen kutsal yer anlamındadır. Orijinal adı ‘Duhteran-ı Hümayun’dur.

Topkapı Sarayı içerisinde bulunan Harem’in ilk bölümü Fatih Sultan Mehmed döneminde yapılmıştır. Orhan Bey döneminde cariyeler varsa da Fatih Sultan Mehmed döneminde bunların sayısı artmıştır. Ancak bu cariyeler Topkapı Sarayında değil, Fatih’in ilk Sarayı olan ve bugün İstanbul Üniversitesi binası olan ‘Gözyaşı Sarayı’ adı verilen ‘Eski Saray’da kalıyorlardı.

Topkapı Sarayı’na haremin yerleşik olarak ilk gelişi ise Hürrem Sultan’ın son zamanlarından itibaren gerçekleşmiş, kesin yerleşim ise 3. Murat döneminde Safiye Sultan’la olmuştur. Osmanlı devlet teşkilatında ‘Harem-i Hümayun’ tabiri hem haremi, hem de enderunu içine alır. Enderun, padişah, saray ve devlet hizmetinde bulunacak erkeklerin harem ise, padişahın annesi, eşi ve çocuklarıyla aile hayatını yaşadığı yer olmasının yanısıra kadınların yetiştirildiği bir eğitim müessesedir.

Bu bakımdan hareme ‘yüksek dereceli kadınlar akademisi’ de denilebilir. Haremde hiyerarşik bir durum söz konusudur. Alt kademe olan cariyeliktan ustalığa kadar bir terfi sistemi vardır. Hareme padişahın, şehzadelerin, darüssaade ağasının ve doktorların dışında erkeklerin girmesi kesinlikle mümkün değildir. Kara Ağaların başında bulunan ve onları yöneten ‘Kızlar Ağası’ (darüssade ağası ) haremin en üst düzey sorumlusudur.

Painting: Rudolf Swoboda, 1914 Tarihli Harem Tablosu, Orjinal Boyut: 16,5 x 11 cm.,private collection.

Hülya Kalyoncu Dr.Öğr.Üyesi

Bilgi Üniversite ve Marmara Üniversite Sanat Tarihi, Tarih, Mitoloji, Arkeoloji

FUTBOL-TEPİK

Futbolun Türkçesi 'TEPİK', günümüzde Bosna'da 'tekme' derler. Futbolcu 'TEPİKÇİ', sporun Türkçesi 'ÇEYNİK'tir. Stadyumun Türkçesi ise 'ÇEYNİKTEY'dir. İspanyolcası olan 'arena'yı, Latincesi olan 'stadyum'u yadırgamıyoruz da, Türkçe olan 'çeyniktey'i neden yadırgıyoruz? Atatürk'ün dediği gibi 'Türkçe konuşmayana Türk denmez.' Umarım bu güzel atılım diğer alanlarda dükkan, işyeri, konut, gökdelenler, toplu konutlarda da yaygınlaşır."

TEPİK..FUTBOL
TEPİKÇİ... FUTBOLCU
ÇEYNİK..SPOR
ÇEYNİKTEY..STADYUM

Prf. Dr. Ahmet Ercan

 

Önceki ve Sonraki Yazılar