TARİH NEDİR? TARİHÇİ KİMDİR? NEDEN YAZIYORUM

“Tarih okumak insanı akıllandırır.” Francis Bacon

Sahi tarih nedir?

En basit ifadeyle, ortaokul seviyesindeki bir öğrencinin anlayabileceği ölçüde şu tanım yapılabilir.

Tarih: Geçmişte yaşanmış olayları, insan ilişkilerini, yer ve zaman göstererek, belgeler dayanarak, sebep- sonuç ilişkisi içerisinde, objektif (Tarafsız) olarak inceleyen, sosyal bir bilim dalıdır.

Peki, bu tanımdan ne anlamalıyız?

Herhangi bir olayı ele aldığınızı varsayalım ve tarih penceresinden bakalım. Bilgi, kavrama, analiz, sentez ve yorumlama basamaklarına uygun olarak değerlendirelim.

Birinci olarak, olayın geçmişte yaşanmış olması gerekiyor. Bu geçmiş ifadesi göreceli olmakla birlikte genel anlamda üzerinden en az elli yılın geçmiş olması gerekiyor. Çünkü olayın tarih bilimine intikal edebilmesi için, konu ya da olayla ilgili belgelerin ve bilgilerin tam manasıyla elde edilmesi gerekiyor. Diğer taraftan devam eden dava yahut olayların kesin bir sonuca bağlanamaması da kesin hükümlere varılmasını zorlaştırmaktadır. Bu yüzden geçmişte yaşanmış ibaresi önemlidir.

İkinci olarak, tarih insan ilişkilerini ya da insan ile ilgili olan konuları ele alır. Antlaşmalar, göçler, savaşlar vb. İnsanların topluca ölümlerine neden olan doğal afetleri incelemesine rağmen daha basit ifade ile anlatmak gerekirse hayvanlar arasındaki var olma mücadelesini ya da her gün yüzlerce defa meydana gelen okyanusun derinliklerindeki depremleri ve artçı şoklarını konu edinmez.

Üçüncü olarak, tarih yaşanmış olayların ya da olguların yerini ve zamanını belirler. Hayali bir mekan ve olmayan bir zaman üzerinden masal misali durumları incelemez. Bir olayın nerede ve ne zaman olduğunu irdeler. Bu konuda kesinlik arar.

Dördüncü olarak, bahsi geçen olayla ilgili, yazılı, görsel, sözlü ve yüzey araştırmaları sonucunda elde edilen belgeleri eksiksiz toplamaya çalışır. Eğer ki belgeleri tam manasıyla toparlayamamış ise bu konuda kesin bir hükme asla varmaz.

Beşinci olarak, olaylar ve olgular arasında sebep sonuç ilişkisini ele alır, yine İLMİ AHLAK çerçevesinde incelemeler yapar. Bir olayın yüzlerce farklı sebebi olabileceği gibi yine yüzlerce farklı sonuçlarının da olması ihtimalini hep göz önünde tutar.

Altıncı olarak, olayların tarafsız bir şekilde ele alınmasıdır. Tarihçi, tarafsızlığı  bu bilimin NAMUSU sayar ve kişiye, devre, çıkara, makama yahut mevkiiye göre eğilip bükülmez, olanı olduğu gibi aktarır. Aksi halde tarih bilimi olmaz, masal olur, hikâye olur, iftira olur, yalan olur, çukur olur velhasıl tarih dışında her şey olur.

Yedinci olarak, sosyal bir bilim dalıdır. Yani insanı ele alması ve insanın da sosyal bir varlık olması nedeniyle tarih sürekliliği olan ve canlı bir bilim dalıdır. Din gibi tartışmaya kapalı değildir, felsefe gibi ihtimaller ve muhtemeller ile de hareket etmez.

Tarih biliminin kaynakları başlı başına bir köşe yazısı ile ele alınamaz, uzun bir makale hatta orta ölçekli bir kitap olur. Ama en azından arşiv vesikaları, şerriye sicilleri, mühimme defterleri, kronikler, takvimler, haritalar, paralar, mühürler, gazeteler, yıllıklar, zayıf olmakla birlikte hatıratlar, sözlü ve görsel materyaller gibi birkaç tanesinin adını zikretmekte fayda vardır.

Tüm bunların yanında tarihçi kimdir peki?

Bu soruya eski bir hocam, şöyle cevap vermişti.

“Tarihçi, toplum doktorudur!”

Yani, toplumun gelenek ve göreneklerini iyi bilen, temele İNSAN kavramını koyan, muhakeme yeteneği gelişmiş, verdiği bilgilerle içinde bulunduğu toplumun değerlerinin korunmasına özen gösteren, toplumun kanayan yaralarını kaşımaktan imtina eden, tarafsızlığı ilke edinmiş, okuyan, araştıran, doğru bildiğini münasip dil ile izah eden, ilmi ahlakı ve değerli bilen ve bunlar gibi güzel ve iyi kabiliyetleri olan kişidir.

Bu bilgiler doğrultusunda tarih ve tarihçi hakkında derinlemesine olmasa da bir mukayese yapmanızın mümkün olacağı kanaatindeyim. En azından sizlere sunulan bir vakıanın tarih ilgili olup olmadığını, anlatılanın hakikat mi yoksa hikâye mi olduğunu tahmin etme imkânınız olur.

Tüm bunların yanında dil bilmesi, arşiv okuması, tarih lisans diploması alması birilerini tarihçi yapmaz. Bektaşi’nin namaz hikâyesinde olduğu gibi belgenin işine gelen kısmını alıp diğer tarafını görmezden gelen, duyduklarını gerçekmiş gibi aktaran, ilmi ahlakı ve mesleğin namusunu bir kenara bırakıp, din ve politika sömürücülüğünü meslek edinen şahıslardan tarihçi olmaz. Belgede tahrifat yapan Tarih mezunu ile organ kaçakçılığı yapan Tıp mezunu arasında hiçbir fark yoktur. Mühendisi ve mimarı tarafından demirinden, çimentosundan çalınmış bir bina nasıl ki yıkılmaya mahkûm ise, hakikatleri göz ardı eden her tarih karalaması da elbet hakikatler karşısında çöp olmaya mahkûmdur.

Değerli okurlar, asıl kaynaklardan tarihinizi okuyun, yazarının siyasi ve dini mensubiyeti hoşunuza gitmese de farklı kaynaklar okuyun. Çapraz okumalar yapın. Kimsenin, aklınızla alay etmesine müsaade etmeyin. Unutmayın Tarih, ünlülerin biyografi çöplüğü değildir, bilakis isimsiz kahramanların ana yurdudur. Tarihçi, hiç kimsenin ya da olayın avukatı olmadığı gibi savcısı da olamaz,. Zaman değirmeninde herkesin öğütüldüğü bir dünyada, “İNSAN” faktörünü anlayan ve göz önünde bulunduran bir tarihçi, sonu hüsran olan bir mahkeme kurmaktan imtina eder.

Son olarak, yazılarını takip ettiğim, şehrin ve www.marasgundem.com sitemizin değerli kalemlerinden Veli Zaim Karalar Beyefendi’nin sitedeki yazılarına son verdiğini öğrenmiş bulunuyoruz. “Yazanla yazmayanın bir olduğu, hatta yazanın daha “kötü” olduğu bir şehirde, neyi neden yazacaksın?” sorusunun arkasındaki sebeplerin neler olduğunu bilmiyorum. Mutlaka bu kararı almasında kendine özgü gerekçeleri vardır. Bu soru üzerine ben neden yazmaya çalışıyorum diye kendime sordum ve şu cevapları aldım.

  • Okumazsam yazamam, yazma işini bırakırsam okumam ve mutsuz olurum. Dünya üç gün demiş eskiler, dün geçti, şimdi mutlu olmam lazım çünkü yarının ne olacağını Allah’tan başka kimse bilemez!
  • Yaşamak tanık olmaktır, yazmak ise bu tanıklığın ispatıdır. Doğruyu yazmak ise erdemli bir insan olarak şuan yaşanan, geleceğin geçmişine ışık tutmaktır. Bu yüzden, bu gün yazan ile yazmayan bir tutulsa da hatta yazan kötü olsa da gelecek nesiller ders alır umuduyla bu günleri ve bu şehri yazmak gerek.
  • Son olarak “Küçük bir krallıkta yaşadığımızı düşünelim. Kralın soytarısı olmak yerine her şeye rağmen “Kral Çıplak” diye bağıranlardan biri olmanın hazzını yaşamayı tercih ederdim. Bunu da yazarak yapabilirim, bu yüzden yazmalıyım!”

Önceki ve Sonraki Yazılar