Şu gavurun yaptığına bak

 Ar damarı çatlamış dünya jandarmalarının oynadıkları oyunun artık gizli saklanır tarafı kalmadı. Her şey ayan beyan ortada olmasına rağmen suyu bulandırmamızla ilgili suçlamaların muhatabı olmamız da tam bir mizansen.

   Allah’dan içerde istikrarlı bir hükumetimiz var da reflekslerimiz yerinde ve zamanında muhataplarına ulaşarak içimizi ferahlatıyor.

   Nerde  ne zaman nasıl durmamız gerekiyorsa o şekilde  durarak şer odaklarının oyununu bozsak da her gün yeni entrikalar ve alçaklıklara maruz kalmak ister istemez toplumumuzun asabını  bozuyor sabrımızı tüketiyor.

  Yıllarca insani ve vicdani açıdan yardımına koştuğumuz yakın komşulardan yediğimiz kazıklara ne demeli? İran Irak Mısır…Kazık üstüne kazık atarak başarılı olacaklarını sanıyorlarsa vay hallerine. Komşu komşunun külüne muhtaç derler. Er yada geç yine muhtaç olacak ve yalvaracaksınız.

  Hiç gavurdan dost olur mu? Domuzdan post gavurdan dost olmaz sözü dedelerimize ait.

  İçerden yada dışardan fark etmiyor. Gavur her şart ve durumda fırsatını bulduğu anda gavurluğunu yapar. Müttefikmiş. Komşuymuş. İyilik insanlık yapmış zor günlerinde imdadına koşmuşun nafile. Onun kodlarında ihanet ve hiyanetin ince ayrıntıları gizli.

  Binlerce kilometre uzaktan gelerek  dedelerine ait toprakları işgal edip  seni suçlu durumuna düşüren  müttefik olsa  yada stratejik ortak olsa ne yazar.

  Ya İbadi . Kapı komşumuz ,  gönül bağımız var  , dindaşımız, kader ortaklığımız ve yıllardır devam eden  maddi manevi yardımlarımız  . Hiç birinin hatırı yok.

  Bağlı olduğu mihraklardan aldığı emri düşünmeden taşınmadan yerine getiriyor. Dün  dündür ,bugün bugündür edebiyatı bizde artık sökmüyor.

  Eski Türkiye’nin altından çok sular aktı. Yalamak zorunda olduğun tükrükte boğulacak ve yine bize muhtaç olup el etek öpeceksin. Hiç gavurdan dost olur mu?

  Ya İran. Ambargo oyunun ciddi oynandığı günleri ne çabuk unuttun.  Yanında olan tek halk ve devlet biz değil mi idik? Büyük şeytan oyunu ile uyuttuğun halkımız artık senin ne mal olduğunu anladı.

  Bu yamukluğun ile yüzümüze  utanmadan nasıl bakacaksın ?

  Algı operasyonları ile yıkılmayacağımızı anlayan şer odakları  ne yapsanız ne etseniz boş artık .Bu millet öyle bir uyandı ki, durduramayacak parçalayamayacak ve  yok edemeyeceksiniz.

  Mazlumların sesi , kimsesizlerin kimsesi ,yoksulların  hamisi  olarak geliyoruz. Bundan böyle ne yapsanız batmaya biraz daha yaklaşacak ve yok olacaksınız.

                                             DİN VE SAĞLIK BAHSİ VE YAPILAN YORUMLAR

  Bu iki başlıkla ilgili bilgileri insanlar hep merak etmişlerdir. Yaşama arzusu sağlıkla ilgili bilgilere yöneltir, Yaratılışımızı merak ve sığınma teslim olma arzusu ise dini bahislere meylimizi artırır.

   İnsanoğlu aczini ve çaresizliğini ise yaşadığı sürece sık yaşayarak kendini zaman zaman kalibre etme ihtiyacı hisseder.

   İnanmak, teslim olmak, zor anlarında sığınarak rahatlamak istemek gibi zaaflarla donatılmışız. Ölümün soğuk yüzüne karşı da hepimizde bir tedirginlik ve uzaklaşma isteği vardır.

   Bu iki alanla ilgili özellikle sosyal medyada dolaşan bilgilerin aralarına yerleştirilen zehirler o kadar etkili oluyor ki, zıtlıklar ve tezatların arasında savrulup duruyoruz.

   Aynı mesele ile ilgili yorumlarda aklar ve karalar iç içe, içimizi daha da karartarak içinden çıkılmaz dehlizlere düştüğümüzün farkında bile olamıyoruz.

  Bu hafta başında Nobel tıp ödülü alan Japon bilim insanı, Yoshinori  Ohsumi’nin buluşu ile ilgili haberlere bir bakalım..

   Ödülün gerekçesini detaylandırmaya gerek yok. Ancak özeti: açlık yani  oruç ile vücudumuzun savunma gücünü artırabileceğimiz  ve dolayısı ile enfeksiyonlara ve özellikle de kanser gibi ölümcül hastalıklara karşı bağışıklık gücümüzü ve direncimizi  çoğaltarak  sağlıklı yaşama katkı sağlamak ile ilgili.

   Bu tür haberler sosyal medyada ciddi pirim yapıyor. Yorumculara gün doğuyor. Ancak yorumlara bir göz attığınızda ne kadar savrulduğumuz ve meselenin özünden ne kadar uzaklaştığımız kolayca anlaşılıveriyor.

    Başka  sağlık haberlerine yaklaşımda maalesef durum bundan  farklı değil. Bilmediğini bilmemek ne kötü bir duruş şekli. Koca koca adam sandığın adam müsveddelerinin çokluğu ister istemez insanı ürkütüyor.

   Yunus merhum ilim kendin bilmektir derken ne kadar da haklı.

    İlimle bilimin farkını dahi bir çok insan bilmiyor. İkisini aynı görende var .Çok farklı görende. Aslında ikisi de  birbirini tamamlayan olarak görülse sorun olmayacak.

  Nebevi tıbba bakış açımızda da kavram kargaşası oldukça fazla.

   Modern tıbbı yok sayarak işin içinden sıyrılmaya çalışanlardan, nebevi tıbbı yok saymaya kadar gidenlere kadar  savrulmuş bilim insanlarımız var.

   Din bahsinde de aynı zıtlıklar iç içe girmiş durumda. Hadisleri yok saymaya kadar götürenden, peygamberimizi ilahlaştırmaya kadar götürenlere kadar savrulan insanlarımız var.

  Tasavvufu küfür görenlerden,  tasavvufsuz din olmaz diyenlere kadar da savrulmuş inşalarımız var.

   Sosyal medya maalesef bu savrulmuş insanların cenk ettiği alanlar haline geldi. Bilen bilmeyen yazıyor çiziyor. Gerçekleri ara ki bulasın.

  Özellikle mesleğim gereği ,sağlıkla ilgili konularda hastalarıma internetten uzak durmalarını salık veriyorum. Aman ha diyorum.

  Saf ve temiz duygularınızla  bilgi sahibi olmak niyeti ile araştırdığınız sağlıkla ilgili bir bilgi hayatınızı karartabilir diye uyarıyorum. 

  Hiçbir şikayeti yokken bir vesile ile sağlıkla ilgili bir habere merakından dolayı tıklamış ve haberi okuduktan sonra hastalanarak(!) şifa bulmak için  hastane ve doktor gezen hastalar tanıyorum.

  Sağlığınızdan olmak  ve dininizden şüphe eden biri olmak istemiyorsanız sosyal medyadan uzak kalmanız sizin menfaatinize.

  Merak etmek elbette öğrenmeye ve bilgi sahibi olmaya vesile olan bir yönümüz. Ancak bazen aklımızı karıştıran ve içinden çıkamayacağımız bir sarmala dolanmamıza  da sebep olabileceğini de aklımızdan çıkarmayalım diyorum.

  Bu günlük de bu kadar

  Kalın sağlıcakla

Önceki ve Sonraki Yazılar