Sosyal ve Kültürel Değerlerimize Tarafsız Bakış

Günümüzde ve geleceğimizde tarafsız olmamız gerekenler ve taraflı olmamamız gereken birçok konular vardır. Bu yazımızda tarafsız mı? Yoksa taraflı mı olmalıyız? Konusuna değinmek istiyorum. Hoşgörü, hak-hukuk, mahalle baskısı, dini hükümler, vicdani his, kültürlerimiz, sosyal gerçeklerimiz, siyasi görüşlerimiz, ahlâkımız gibi konular bir yaşamımız boyunca iç içe girmiş unsurlardır.

Bir olayı değerlendirirken siyasi görüşlerimiz bazen en önde olabiliyor. Kendi siyasi görüşümüze göre yanlışa doğru diyebiliyoruz. Hatta karşı görüşü hiç hazmedemiyoruz. Sadece benim görüşüm doğru, öteki yanlış diyoruz. Sanki elimizden gelse, kendi görüşümüzü zorla karşı tarafa kabul ettireceğiz. Müsamaha, hoş görü unutuluyor.

Bazen dini görevlerimiz, başkaları tarafından hakir görülüyor. Dindar kesim dışlanıyor; moda, laiklik, çağdaşlık, hümanizm, kapitalizm, önde oluyor. Kendisini üstün ırk! Görüyor da karşı tarafı hakir görüyor. Tartışırken dahi ben haklıyım kesin karşı taraf haksızdır anlayışıyla tartışıyoruz, esas gayemiz doğruyu bulmak olmuyor.

KILIÇDAROĞLU, İstanbul için mahalli seçimin yenilenmesi kararı veren 7 YSK üyesini topa tuttu. Yanlış karar verdiklerinden dolayı olmadık hakarette bulundu. Şimdi ona hukuka saygın nerede diye sormazlar mı? Hatta diğer tarafa 4 YSK üyesini niye karara karşı çıktı diye sorgulama hakkı doğurmaz mı? Sanki bu ülkenin tek yöneticileri onlarmış gibi bir pozisyonuna girmişler. Kendi koydukları kurala uymuyorlar, sadece kendi tarafları lehine olan kararları kabul etmeleri doğru bir yaklaşım mıdır?

Kendimize karşı dürüst müyüz? “Ya olduğun gibi ol, ya göründüğün gibi ol” İçimiz dışımız başka mı? İçimizde başkalarına kin, haset varsa ona karşı dürüst olabilir miyiz? Tabii biz kendi kendimizi daha iyi biliriz. Acaba ne kadar dürüst biriyiz? Önce kendimize dürüst olalım ki sonra başkalarını eleştirelim. Yapmadığımız güzel şeyleri karşıda arıyorsak veya karşı tarafın hep hatasını arıyorsa bu bir çelişki değil mi? Bir konuyu tartışırken münazara kurallarına uymuyor, adeta karşı tarafa saldırıyoruz. Belki de aynı fikirde değiliz diye düşman oluyoruz.

Bizden üstün olanları takdir etmek bir erdemdir. “Marifet iltifata tabidir. “ düsturunca karşı tarafa kıymet verdiğimizi hissettirmeliyiz. “Kulak boynuzu geçermiş” anlayışıyla kabiliyetli olanların önünü açmalıyız. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var “ Atasözüyle birbirimize yardımcı olacağız. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın “ dememeliyiz. Her kötü halden kendimizi sorumlu tutmalıyız.

Bazen çok sevdiğimiz kişileri tanrılaştırıyoruz. Belki bu çocuğumuz da olabiliyor, bazen tarihteki kahramanlarımız da olabiliyor. Hatta bu kişilere laf bile kondurtmuyoruz. O kahramanın bir hatası varsa dahi onu görmemezlikten geliyoruz da gerçekleri olduğu gibi kabullenmek işimize gelmiyor. Tarih yazarlarımızın bazı eserleri önceden yasak diye toplanmıştı. Ama şimdi o eserler serbest. Fakat karşı kesim hala bunu kabullenmemiş, hoşgörüyü unutmuşlardır. Milli birisini severken hatalarını bilip mi sevmeliyiz yoksa hiç toz kondurmadan mı sevmeliyiz? Ermeni tehcirini, soykırım olarak zoraki göstermeye çalışan sözde demokrat AB ülkesi olmuştur. Bunun yanlış bir tutum olduğunu bizler biliyoruz. Doğru, tarafsız tarihçiler de Ermeni soykırımı olmadığını biliyorlardı. Tarihimizi de baskı altına alıp kendimizi bilmemek için nice planlar yapılmıştır. Dinimizden, kültürümüzden koparmak için dışardan ve içerden nice oyunlar yapılmıştır. Bu oyunlara düşmemek hepimizin kutsal görevidir.

Kahramanmaraş’ımızın değerli milli kahraman, kültür ve şair insanları (Sütçü İmam, NECİP Fazıl Kısakürek, 7 güzel adam, Aşık Mahzuni gibi) bir kesim hem şehrim  tarafından linç ediliyor, kötüleniyor(Cumhuriyet düşmanı olarak gösteriliyor), bir kesim de sahip çıkıyor. Doğruları karıştırıyoruz. Esas bencileyin vasfı  bazen geride bazen ileride olarak değişkenlik gösteriyor. Durum böyle olunca mihenk taşımız da değişiyor. Bir insanın evveliyatı solcu iken sonra sağcı olabiliyor veya tersi olabiliyor. Ateist olan Müslüman olabiliyor. Değerlerimiz hep değişebiliyor. Tek değişmeyen değerlerimiz dini inancımızdır. Dini inançlarımızda da bazı değerlerimiz değişkenlik gösterebilir ama imani konuda değil ameli hususlarda diyebiliriz. Demek ki insan çok yönlü yaratılmıştır. Kabiliyetlerimizi tanımalı ve geliştirmeliyiz.

İnsan olarak toplumu oluşturuyoruz. Toplumdan kaçışımız mümkün değil. Bu itibarla önce kendimize, daha sonra topluma karşı bir çok sorumluluklarımız vardır.

Bir insanın iyi ve kötü yanları olabilir. Kötü yanı sadece kendisine zarar veriyorsa, topluma yansıması belki yok ve az ise o kişinin kötülüğü kendisinedir. “Her koyun kendi bacağından asılır.” Diyebiliriz. Fakat bu kişinin zararı topluma yansıyorsa, o zaman diğer insanlar hakkını ararlar. Yukarıdaki husus devre dışı kalır. O kötülük ortadan kaldırılmalı veya kişi ikaz edilmelidir. Mahkeme yolu görünebilir.

Mahalle baskısıyla iyi veya kötü bir şeyler yapabiliriz. Yine burada mahalle baskısı sorgulanabilmelidir. Haksızlık karşısında insan önce kendi vicdani devreye girer, bu olay iyi mi? Kötü mü? Doğru mu? Yanlış mı? Ama kişinin aldığı eğitim ve ortam onu da etkilemiş olabilir. İnsan bir yanılgıya düşebilir.

O halde bütün fikirlere açık olmalıyız. Fikirlerimiz değerlidir, ancak zaman içerisinde daha doğru bir fikrimiz olabilir. Kimisine göre bu süre uzun kimisine göre kısa olabilir. Teknoloji gelişiyor, ama ahlâkımız da iyiye gitmiyor. Kendimize dürüst olursak topluma da saygılı oluruz diye düşünüyorum.

Saygılar.

Önceki ve Sonraki Yazılar