Sokak, Pencere, korkular ve gazetecilik

Ben” dâhil yaş grubum içinde olan tanıdığım bütün meslektaşlarımda bir boş vermişlik çoğul anlamda da sahipsizlik hissinin esiri haline gelmeye namzet birer aday görüyorum.

Bugün adeta yok olmak, kaybolmak daha açık bir ifade ile kimsenin tavuğuna kiş dememek gibi bir anlayışa doğru savrulduğumuzu fark ediyorum.

Resmen savruluyoruz.

O merak etme, sorgulama alışkanlığımız ruh dünyamızdan uzaklaştıkça farklı bakma yeteneğimizi kaybediyor yaşadığımız toplumun büyük çoğunluğu gibi düşünmeye başlıyoruz.

Bir konu hakkında derine inemiyor, konuyu enine boyuna araştırmıyor, sorgulamıyor ucu birine dokunuyor endişesi içinde sonunda pes edip bırakıyoruz.

Bu korku, bu endişe niye?

**

Eskiden evden işyerine giderken sokakları bir bir inceler, karşılaştığımız insanlara sorular sorardık.

Sorularımıza karşılık aldığımız cevaplar bize sokağın halini anlatırdı. Sokaktan bilgi alırdık.

Berber’e gider orada konuşulanlara kulak kabartırdık. İnsanların günlük gündemi bizim gündemimizi karşılaştırır ve ona göre köşe yazıları yazar, haber yapardık.

Şimdi sokaktan haber almıyoruz.

Belki de uyandırmaktan, uyandırılmaktan korkuyoruz.

Sokağın sesini duymadığımız için de yazdıklarımız havada kalıyor.

Sonra da çıkıp diyoruz ki;

“Halk bizi anlamıyor!..”

**

Elektronik postalarımıza düşen haber metinlerini bile okumadan copy paste (kopyala- yapıştır) yaparak gazetecilik yaptığımızı sanıyor ve sokaktan da ilgi ve iltifat bekliyoruz.

Yok öyle yağma

Şehirde emeğin olmalı. Sokaklarda yürürken akıttığın terinin kokusu o sokaklara sinmeli. Düğünde, cenaze de olmalısın. Kısacası yaşadığın ve bu işi yaptığın şehrin her yanında hatıraların olmalıdır.

Geçmişe de çok sığınmayacaksın. Geçmişe çok takılı kalırsan, geleceğin şekillenmesinde pay sahibi olamazsın. Seni sadece Şeyhadil Mezarlığında yatanlar anlar!..

Geçmişi bir tecrübe olarak hafızanda tutarken geleceğe dair merakın olmalıdır. O merak, tecrübe ve bilgi birikimi ile geleceğe bir kapı açma heyecanı olacak içinde.

O heyecan yok ise, onu yitirmiş isen kusura bakma da, senden gazeteci olmaz.

**

Son yıllarda, kendimiz kendi korku duvarlarımızı oluşturduk. Eleştiri, merak, heyecan, farklı olma, farkındalık oluşturma gayreti gibi özelliklerimizi ruhumuzun bir kenarına kimsenin görmeyeceği karanlık dehlizlere attık.

Biz pencere önlerinden sokağa bakarak bu mesleği yapmaya çalışıyoruz. Oysa sokakta olsak, sokağın sesini dinlesek, sokakta konuşulanlara kulak kabartsak, sorular sorsak, sorduğumuzun cevabını aramaya gayret etsek farklı bir neticeye ulaşacağımızı umuyorum.

Elle tutulur, dişe dokunur, okunduğunda eline sağlık diyebileceğimiz, objektif köşe yazılarını göremez olduk.

Kimisi bir yerin düşmanlığını yapıyor, kimisi de bir yerin yalakalığını. Ortada objektif, tarafsız bir yazı göremiyoruz. Okuyamıyoruz, yazamıyoruz.

Oysa yüreklerimize pranga yaptığımız korkulardan, zincirlerden kurtulabilsek, yeri geldiğinde de kral çıplak, tuz koktu diye meselelere eleştirel bakarak makul ölçülerde yazabilsek, konuşabilsek o zaman sokak bize sahip çıkacak.

Şu anki görüntüyle sokak bize uzak, biz sokağa uzağız.

Bilmem anlatabildim mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar