SİND FATİHİ MUHAMMED BİN KASIM (691-725)

Kâsım bin Muhammed Hazretleri, Ebûbekir Sıddîk’ın (r.a.) torunudur.  mîlâdî (691-692)senesinde Basra’da doğmuştur. Resûlullah Efendimiz’in torunu olan Zeynelâbidîn Hazretleri ile teyze çocuklarıdır. Câfer-i Sâdık Hazretleri de, Kâsım bin Muhammed Hazretlerinin torunudur. Annesi İran hükümdarlarından Yezdcürd’ün kızı. Bu yüzden Hz. Peygamberin torunu İmam Zeyne’l-abidin ile teyzezade.

Babası şehit edilip küçük yaşta yetim kalınca, halası Hazret-i Âişe validemizin yanında büyüdü. Babası Kāsım b. Muhammed, Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî’nin Basra valisi ve akrabası idi.

Emevi döneminin karışık siyasi ve içtimai ortamında yetişti. Fıkıh ve tasavvufta üstad idi. Yaşadığı dönem siyasi kargaşaların alıp yürüdüğü, devlet adamlarının zenginlerin dünyaya daldıkları bir dönemde. Bu sebeple zahid alimler, Resülullah ve ashabının sade hayatlarına büyük bir özlem duymakta idiler.

Henüz 17 yaşında Haccâc tarafından İran bölgesinin merkezi Şîraz’daki öncü kuvvetlerinin başına getirilen Muhammed, daha sonra Sind’in fethine memur edildi.

SİND FETHİNİN NEDENLERİ:

1)Vali Mekra’yı katleden yerliler, Sind Racası Dahir’e sığınırlar. Dahir’den bu katiller istenildiği vakit, Halife’ye ters cevap verir.

2) Seylan’a yerleşmiş olan bir kısım Araplar, emirleri vefat edince, Seylan Hükümeti tarafından Halife’ye özel hediyeler götürmek için yola çıkar. Ancak Sind deniz korsanları gemiyi yağmalar ve kadın, çocuk hepsini esir alırlar. Haccac bu esirlerin gönderilmesini talep etmiş, ama ter cevap almıştır.

3) Haccac’ın idaresi altında bulunan vilayetlerin bir kısmında isyana öncülük eden çok sayıdaki kişiler Sind’e sığınmışlar. Bu kişiler Raca Dahir’den istenmiş. Ancak Dahir olumsuz cevap vermiştir.

Haccâc 710 yılında Sind Racası Dâhir’in üzerine, Ubeydullah b. Nebhân ve Büdeyl b. Tahfe el-Becelî’yi göndermiş, ancak yapılan savaşlarda her ikisi de şehid düşmüştü.

Bunun üzerine İran’da valilik yaparak idari işlerde ve askerlikte  tecrübe kazanan

Muhammed bin Kasım’ın  emrine 60 milyon dirhem ve 6000 kişilik bir ordu veren Haccâc, Şîraz’da karargâh kurup diğer birliklerin iltihakını beklemesini söyledi. Muhammed, ordunun her türlü ihtiyacını karşıladıktan sonra erzak ve teçhizatı, mancınıkları ve yeni gelen takviye birliklerini gemilerle Deybül’e gönderip arkasından orduyla Mekrân’a doğru yola çıktı. Mekrân’a varmasının (92/711) ardından Kannezbûr ve Ermâil’i fethetti; daha sonra da kendisine katılan müstakbel Sind valisi Muhammed b. Hârûn’un ordusuyla birlikte Ermâil’den Deybül’e gidip şehri kuşattı. Aynı günlerde, gemilerle yolladığı mancınık ve askerler de limana ulaşarak kuşatmaya katıldılar. Üç ay süren kuşatmanın sonunda müslümanlar tarafından Hindistan’da ilk defa kullanılan mancınıkla ünlü kulenin yıkılmasıyla şehir düştü. Zira bu mancınıkı 500 kişinin kullandığı rivayet edilir(93/712). Muhammed emniyeti sağladıktan sonra Deybül’de bir cami yaptırdı ve merkezden gönderilen 4000 kişiyi burada iskân edip Sind’deki diğer şehirlere yöneldi; Nîrûn, Sivîstan (Sedûsân) ve Bağrûr’u kan dökmeden fethetti. Sivîstan geri alındıysa da Muhammed’in Raca Dâhir’le yaptığı Raur Meydan Muharebesinde raca hayatını kaybetti (10 Ramazan 93 / 20 Haziran 712). Bu savaştan sonra Rûr (Arûr), Brahmanâbâd ve Mültan fethedilerek çok sayıda esir ve bol miktarda ganimetle birlikte Sind topraklarının tamamı ele geçirildi. Böylece 92-96 (711-715) yılları arasında gerçekleştirilen fetihlerle bugünkü Belûcistan’dan Hindistan’daki Kathiavar’a kadar bütün İndus vadisi İslâm hâkimiyetine girmiş oldu. Raca Dâhir’in eşlerinden biriyle evlenen Muhammed bin Kasım bölge halkına can ve mallarının emniyet altında olduğunu bildirdi; Budist ve Hindular’a din hürriyeti tanıdı ve tapınaklarına dokunmadı. Mültan’ın fethinden etkilenen Bailman (Bhilamalla) racası da kendi arzusuyla İslâm hâkimiyetini benimsedi. Hoşgörü ile bu diyarlarda İslam hakimiyetini kuran Muhammed bin Kasım’ın yönetimi,  daha sonra kurulacak devletlere örnek olacaktır.

Muhammed b. Kāsım, Kannevc Krallığına karşı yürümek amacıyla hazırlık yaptığı sırada Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî’nin, ardından da Halife I. Velîd’in ölümü üzerine bu planını gerçekleştiremedi. Süleyman b. Abdülmelik halife olunca (96/715) ağabeyi Velîd’in kendisini veliahtlıktan azletmesini desteklediği için kin duyduğu Haccâc’ın akraba ve adamlarına karşı bir harekât başlatarak onları görevlerinden uzaklaştırıp cezalandırma yoluna gitti. Bu arada Muhammed bin Kasım da yerine tayin edilen Yezîd b. Ebû Kebşe es-Seksekî tarafından zincire vurulup Irak’a gönderildi; Vâsıt’ta zindana atılarak işkence altında öldürüldü. Bir rivayete göre de Raca Dahir’in   adamları tarafından şehit edilmiştir. Zeki ve cesur bir kumandan, kabiliyetli bir idareci olan Muhammed b. Kāsım’ın ölümüne Sind’deki müslümanlar kadar gayri müslimler de üzüldü. Çünkü herkese din ve vicdan özgürlüğü tanımış, bütün insanlara hoşgörüyle yaklaşmıştır. Dönemin şairleri ülkeler fetheden bu genç kumandanın arkasından kasideler yazmışlardır. 

Mekke ile Medine arasında Kudeyd denilen yerde 725 senesinde vefat etti.

Hadis ve fıkıh ilminde zamanının en yükseğiydi. İlimde ve takvada eşine rastlanamayacak bir yüksekliğe erişmişti. Çok hadis-i şerif nakletti. İlmi herkes tarafından takdir edilirdi. Ömer bin Abdülaziz; "Eğer birini yerime halife seçmem gerekseydi, Kasım'ı seçerdim" buyurmuştur. 

İmam Malik’in “Kasım bu ümmetin fukahasındandır” diye sena ettiği Ebu Bekir torunu, gerçekten asalet ve mehabet timsaliydi. Daima düşünceli ve haşyetliydi. Yüzü gamlı, alnı secdeden aşınmış bir haldeydi.

Kasım bin Muhammed hazretleri, tabiinin büyüklerinden ve Medine'de yetişen ve kendilerine  Silsile-i aliyye denilen büyük âlim ve velilerin üçüncüsüdür. 

Muhammed Kasım (r.a) yedi büyük fıkıh aliminden biriydi. Bu alimler şunlardır;

  • Urve b. Zübeyr: Babası Zübeyr (r.a) cennetle müjdelenmiş sahabilerden biri olup Peygamber Efendimiz’in halası Safiyye’nin oğludur. Annesi Hz. Ebû Bekir’in (r.a) kızı Esmâ’dır.
  • Saîd b. Müseyyeb: 
  • Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe:
  • Harice b. Zeyd b. Sabit
  • Ebu Seleme b. Abdurrahman b. Avf. Hicri 104 (Miladi 722) yılında vefat etti. Kendisi on yaşında iken, cennetle müjdelenmiş sahâbî olan babası Abdurrahman b. Avf. vefat etti. Onu Hz. Ebû Bekir’in (r.a) kızı Ümmü Külsûm emzirmiştir. Bu yüzden Hz. Aişe (r.a) onun süt teyzesi olur.
  • Ebû Eyyûb Süleyman b. Yesâr: Hicri 107 (miladi 725) yılında vefat etti. Babası Yesâr, Peygamberimiz’in hanımı Meymûne (r.a) annemizin azatlı kölesiydi.
  • Ebû Muhammed Kasım b. Ebû Bekir: Ebû Bekir Efendimiz’in torunu

Ebû Muhammed Kasım (r.a) vefatına yakın şöyle dedi:

Beni namaz kıldığım elbisemle kefenleyin. Belden aşağısına giydiğim (izâr) ve belden yukarısı için kullandığım elbisem (ridâ) ve gömleğim benim namaz elbiselerimdir. Bu üç giysimle beni gömün.” Oğlu ise şöyle dedi:

Babacığım! Yeni bir örtü kullanmayalım mı?”

“Hayır, babam Ebu Bekir de böyle kefenlendi. Çünkü diriler, yeni giysilere ölülerden daha çok muhtaçtır.”

Kuzey Hindistan”ı Sind’i, Araplar fethetmiş olup, Güneyden de Gazneli Mahmut ve Türkler fethetmiştir. Daha sonraları Delhi Sultanlığı ve Türk Babür İmparatorluğu ile Hindistan, Türkler tarafından 1000 yıla  yakın idare edilmiştir. 

O dönemde Selçuklular, Haçlı seferlerini durdurmuşlardır. Batı da ise Osmanlı İmparatorluğu muhteşem hakimiyetini kurmuş ve Halifeliğin son temsilcileri olmuştur. Tarihte Türkler, İslamın sancaktarlığını yapmıştır.

Ecdatlarımıza rahmet olsun. Çocuk dediğimiz yaşlarda büyük sorumluluklar almışlar. Kısa ömürlerine büyük hizmet sığdırmışlar. Onların bıraktığı mirasa maalesef sahip çıkamadık. İslam alemi başsız kalmış ve Müslümanlar kendi ülkelerinde zulüm gören konumuna gelmiştir. Tarihimizden ibret almayı Mevla nasip eylesin. Yeni nesilin şanlı tarihini öğrenip milli davasına sahip çıkmasını Muin nasip eylesin

Kaynak: Bazı bilgiler,  TDV İslâm Ansiklopedisi’ 30. cildinde, 548-549 sayfalarından  alınmıştır. Orada geniş bibliyografya verilmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar