Jülide DEMİRTAŞ

Jülide DEMİRTAŞ

SENDEN SONRASI

İnsan dünyaya gözünü açınca yavru bir kuştan, yavru bir kaplumbağadan, yani bilimum canlı yavrulardan farkı yok. Doğduğunda en önemli ihtiyacı doyma, boşaltım ve uyuma…

Sevgiyi ve şevkati anlıyor bilimum canlılar. Ve sakinleşiyorlar bu iki güzel duyguyu hissedince, mutlu oluyorlar. Ve diğer duygular etki tepki neticesinde dökülüyor hareketlerden ve de insan için sözlerden demek doğru olur.

Diğer canlıları bilmem ama topluma girmesi için birçok kuralı öğrenen ve ihtiyaç ve istekleri artan insan oluyor. Öğrenmesi gereken birçok şey giriyor hayatına. Ve yavru insanı yetiştiren ebeveyn hayata hazırlarken bildikleri ,duydukları ,okudukları çerçevesinde korumacı bir iç güdüyle yapıyor. Ha diğer canlılar yavrularını korumuyor mu ?Bilakis anne rolünde olan etkin oluyor bu çerçevede.

Bebekken çocuk oluyor insan, sonrası ergen, daha sonrası genç ve sonrası yetişkin ve bu büyüme zinciri devam ediyor ömür vefa ettiği sürece… Lakin menzilin bir sınırı yok ama 100’ü gören çok az oluyor. Bebeklikten çok yaşlı konumuna gelinceye kadar insanın ömrü vefa ediyor veya etmiyor. Sağlıklı bir ömür insan anladıkça en büyük zenginlik oluyor, zaman içinde en önde gelen.

***

Hani insan diyoruz yetişkin hale gelince, yaşamın eteğinden tuttuğu belli olunca. Akıl bali oluyor. Az çok konular hakkında fikir sahibi oluyor. Sonrası ehlileşiyor bir veya birkaç konuda. Takdir ediliyor, yeriliyor, alkışlanıyor veya yerin dibine batırılıyor.

İşte insanı kendinden uzaklaştırmadan yetiştirmek gerek. En önemli görevi önce kendini tanımak. İlk savaşı kendisiyle vermek. Ve içinde barındırdığı beyaz ve siyah kurdun hangisini besleyeceğine karar vermek. En büyük mesele bu !

İçe doğru yapılan yolculuklarda insan kendi olmayı, rol modelini belirlemesi gerekir. Özü belli olan insan sözünü de düzeltir, üstünü de başını da…

Uzmanların özellikle insan için üzerinde durdukları konu içsel yolculuk. Bunu en büyük yolculuk olarak adlandırıyorlar.

***

İçsel yolculuk bir muamma ! ayna bulmalı insan kendine şeffaf, doğrucu davut olan. Hayırları da evetleri de cevap olarak algılayıp, küsmeyen darılmayan bir canlı ayna !

Ayna sayesinde kendini diğer canlıda görmek harika bir duruş sergiletiyor. Konuşan bir ayna, capcanlı yani. Lakin bu kolay olmuyor, kolay olmadığı gibi hemen de olmuyor.

Mevlana can der insana kısaca. Can ! Doğru candır insan. İçinde an’ı yaşamayı barındırır. Candır, cananlara ve çevresine…

***

Yaşanılası dünyada sistemin kurbanı olup, mekanikleşen dünyada çalışarak yol almak nereye kadar? Bir gün musalla taşında bir yatımlık molan olacak. Sonrası malumunuz. Ne bıraktın senden geriye? Dokundun mu bir insanın kalbine tüm içtenliğinle, samimiyetini çekinmeden ortaya koyabildin mi ?Bir öksüzün başını okşadın mı sebepsiz. Bir yetime cesaret verebildin mi hayata dair. Senin arkandan gelenler için bir güzel şeyler yapabildin mi ?...

Bir Allah’ın kulu razı oldu mu senden insanlığın adına… sordun mu ki kendine ? Sorguladın mı hayatı?

Nerden geldik ve nereye gidiyoruz? Yol nereye giderse oraya mı, hem yoldaşınız kim? Menzil ya uzaktır ya da yakın ne farkeder. Yaşadıklarını süzdün mü ?Aldığın her yaşta büyümek değil de tecrübelerini bir halka gibi taktın mı boynuna. Öğrendiklerini paylaştın mı yoksa kendine mi sakladın ?

Yoldaşınız ne denli kaliteli olursa sizi kaliteli yollardan götürdüğü yetmez gibi, pencere açar ufkunuza. Anlattıklarıyla donatır, yolunuzu sohbetiyle kısaltır… Demem o ki hayat yolculuğunuz farkındalıkla, dolu dolu yaşayarak geçer. Bir de bakmışsınız ki ömrün sonu ya sana gelmiş ya ona. Bütünleştiğin ayna yok artık…

Sonuç doğal bir süreç ama er ama geç !

sevgilerimle

 

Önceki ve Sonraki Yazılar