Jülide DEMİRTAŞ

Jülide DEMİRTAŞ

Şefika

Henüz hayatın ilk aşamalarında eğitimin ilk basamağı olan ilkokuldaydık. Sınıflarımız ayrıydı ama aynı sokağın uzak mesafelerinde oturuyorduk. İkinci sınıfa gidiyorduk. Arkadaşlığımızın pekişmesi o zamanlara denk geldi ve her teneffüs buluşuyor yürüyor ya da kitap okuyorduk. O çok koşmazdı. Uzun boylu ve gelişmiş vücudu, ağır başlı ve hep abla gibi davranıyordu. Benim ufak tefek olup, onun yanında olmam bana avantaj da sağlıyordu dezantajda.

Nasıl mı?

Çocuklar gibi koşup oynamıyorduk.

Ya şiir okuyorduk, ya yazıyorduk ya da bir kitabın sayfaları arasında kayboluyorduk. Kitap okuma alışkanlığım Şefika ile daha da pekişiyordu. Okuduğumuz kitap hakkında konuşuyorduk ve bu en güzeliydi.

Ödevlerimizi de birlikte yapmaya başlamıştık. Ya o bize geliyor veya ben onlara gidiyordum. Hatırlıyorum bir hikâyenin özetini çıkarmak için nasıl da kılı kırk yarardık. Lakin sonuç çok güzel olurdu. Öğretmenlerimiz ayrı olmasına karşın ödevlerimiz birbirinin aynı oluyordu.

O beni bana gelebilecek kavga ve gürültülerden koruyordu. Sözü söylediği zaman karşısındaki vurulmuş gibi oluyordu. Öyle ki söz mermi ise karşıdaki şarjörü boşaltıyor o ise tek mermiyle işini bitiriyordu.

Onu seviyordum. Aile yapılarımız farklıydı. O bu bakımdan sıkıntılıydı. Evde onunla ilgilenen pek yoktu. Ne ödev, ne okul konusunda hiç destek almıyordu ama başarılı kızdı. Üzülür benimle paylaşırdı.

Biz de ise durum farklıydı. Kardeşlerimle birlikte şarkılar söyler, ödev ve okul konusunda herkes yaptığını kısa da olsa anlatırdı. Annem okumaya çok önem verirdi babam zaten arkamızdaydı. Bizi çok severdi. Sadece bizi mi? Tüm çocukları severdi. Onlara bir şeyler almayı da ihmal etmezdi.

Ve Şefika bana sık sık hatırlatırdı. Sen aile bakımından şanslısın diye. Bense sadece gülümserdim. Ona biraz da inanmazdım. İnsan çocuğunu sevmez mi? Sormaz mı? Sarılmaz mı? Hadi oku bakayım şurayı ya da şu problemi bir çöz bakalım demez mi?

Arkadaşlığımız ortaokulda da devam etti mahalle arkadaşlığının yanında.

Sokak oyunlarına da karışmazdı sahi. Annesi kızarmış, babası izin vermezmiş. Ağabeyleri de cabası.

Komşu çocuklarıyla futbol başta olmak üzere, kovboyculuk oynardım, ip atlardım ve spor olarak da yay çeker, koşu yarışları yapardık. Kız erkek ayrımı da olmazdı.

***

Şefika ile ortaokulun son yılında birer form aldık. Ailelerimizin haberi yoktu. Okul çıkışı evimizin üç-dört sokak aşağısında ki yeşil alanda oturduk. İkimizde hemşirelik istiyorduk. Formu doldurduk. Ertesi gün okula teslim ettik. Bu aramızdaki sırdı. Kimse bilmiyordu. Sahi formu doldururken ben ne yaptıysam oda aynısını yaptı ne yaptıysa ben de aynı yerleri işaretledim. Form üzerinde dahi ayrılmamıştık, sıkı arkadaş olmuş, kardeş olmuştuk.

Aradan ne kadar vakit geçti bilmem sonuçlar açıklandı. İkimizde aynı öğretmen lisesini kazanmışız. Ama biz hemşire olmak istiyorduk, demek kazanamamışız. Sınıf öğretmenimiz tebrik etti ama ben üzülüyordum. Formu nasıl doldurduğumuzu sordu, Listenin en başındakini formun en başına yazmıştık. Meğer listeden hangi okulu istiyorsan onu en başa yazmak gerekmiş. Düşünüp, okuyup yapamamışız. Kaçak göçek yaptığımız işi yüzümüze gözümüze bulaştırmıştık. Çok üzüldük o yeşil alanda. Hayal ettiğimiz o sus işareti yapan kepli hemşire olamayacaktık.

***

Kazandığımız okullara kayıtlar başlamıştı. Şefika sen gidersen beni de gönderirler yoksa göndermezler diyordu. Benim gitmeme de aile çevrem müsaade etmiyordu, gurbette ne işin var diye.

İnatlaşıp arkadaşımdan da güç alarak gideceğim dedim ve ailem kaydımı yaptırdı. Tabi Şefika’nın babasını da yanına alarak.

Bir bavulla gittiğimiz koca bir okuldu. Dört büyük bina ve yaşıtım olan onlarca kız öğrenci. Çünkü kız öğretmen lisesiydi.

Okula yavaş yavaş alışmaya, dersler, etütler birbirini kovalarken Şefika ile aynı sınıftaydık.

Lakin benim güzel arkadaşımın midesi yemek tutmaz oldu. Sürekli yediğini çıkarıyor, Çıkaramadığı zamanlar safra çıkıyordu.

Okulda yatakhanede bu böyle devam ediyordu. Müdire hanımı durumdan haber etmiştim ama gelen doktor bile ona çare bulamadı. İlaç fayda vermedi. Akşamları koğuşa gittiğimde leğeni hep hazır tutuyordum. Ya şimdi çıkarırsa diye. Yük oluyorum sana derdi ama ben yine devam ederdim. Burada ailemizden uzakta başka kimimiz vardı.

Olmadı. Şefika daha fazla dayanamadı. Küçülmüştü, ufacık bir kız olmuştu. Yüzü hep solgun ve bitkin görünüyordu. Babamı arayalım beni alsın dedi. Ama hepten alıp götürürse? Babam bırakmaz beni alır dedi. Aradık ve babası Niyazi Amca arkadaşımı alıp götürdüğünde henüz lisenin birinci yarıyılı bitmek üzereyken.

***

Yıllar sonra arkadaşımı bulduğumda sadece liseyi bitirip, devam etmemiş eğitim yaşamına. Öğretmendim artık, eğitim yolculuğunu tamamlayan.

Bana sitem etti. Neden daha çok ısrar etmedin, neden bana daha çok kızmadın, okulu bırakma diye.

Dedim ama bünyen çok zayıf düştü ve derslerde bile sürekli safra çıkarıyordun. Hem sen dedin babam beni alsın diye, dedim. Üzgündü. Hem de çok. Ama yapabileceğimiz hiçbir şey yok.

Eski günleri yadettik. Çocukluğumuzun o tatlı ve çalışkan öğrencilik yıllarına. Ne çok hayal kurduğumuzu hatırladık. Ama hayal ederken asla bunların olacağını tahmin etmedik.

Halen görüşüyorum arkadaşımla. Yeni hayatlarımızı paylaşıyoruz temeli sağlam olan arkadaşlığımız anısına.

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.