Referandum’a Dikkat!

Emanetlere Sahip Çıkmalıyız! “Tarihten rakamları değiştirin, olaylar da aktörler de aynıdır”

Ülkemizi, iç politikada ve dış politikada zorlu günler bekliyor. Avrupa’daki seçimler, Türkiye’deki referandumun yaklaşması, terör örgütleriyle olan mücadeleler gündemini misliyle meşgul ediyor. Tüm bunların yanında 16 Nisan’da yapılacak olan referandum, gündemin en başında yer alıyor. “Evet” ve “Hayır” kampanyaları doğrultusunda mitingler düzenleniyor, tv reklamları yayımlanıyor, konferans salonlarında anayasa değişikliğinin iyilikleri ve kötülükleri halka anlatılmaya çalışılıyor. Lakin bizim konumuz 16 Nisan’daki referandum değil…

Bizim konumuzu, Kuzey Irak’ta Barzani’nin dillendirdiği “Bağımsızlık Referandumu” oluşturuyor. Anlaşılan o ki, Ortadoğu’da yeni sorunlarla karşı karşıya kalacağız. Türkiye’nin bölgedeki hassasiyetinin farkında olan Batılı ülkeler, Türkiye’yi uğraştıracak yeni bir meseleyi gündeme getiriyorlar.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Barzani’nin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı toplantının akabinde yakın zamanda bölgede “Bağımsızlık Referandumu” yapacağız ifadelerini kullanması, es geçilecek, görmezden gelinecek bir durum değildir. Hele ki, birkaç gün önce Kerkük Valisi’nin yasalara aykırı olarak devlet kurumlarında IKBY paçavrasını resmi bayrak gibi dalgalandırmaya kalkması akla gelince, durumun ciddiyeti daha da iyi  anlaşılıyor. Barzani’nin sözleri bir kanaat bildirmeden ziyade, ince ince hesaplanmış planların yürürlüğe konulduğunu gösteriyor.

Kerkük, Musul ve Telafer Türkmen kentidir ve Türkiye’nin desteğini gördüğü sürece de öyle kalacaktır. Türkiye Cumhuriyeti, Selçuklu’nun, Zengilerin, Safevilerin ve nihayette Osmanlıların mirası olan bu bölgeye sahip çıkmalıdır. Hicri 54 yılından bu güne, yani İslam’ın ilk dönemlerinden günümüze, Türkmen kenti olan bu şehirlerin korunması ve kollanması bizim milli ve manevi görevimizdir.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı’ya bağlanan bu kentlerin, Sultan IV. Murat zamanında mamur hale getirilmesinin ardından bölgedeki güçlerini arttıran Türkmenler, varlıklarını günümüze kadar muhafaza etmişlerdir. Mustafa Kemal’in üzerinde hassasiyetle durduğu Misak-ı Milli Sınırları’nın maalesef ki istediğimiz gibi çözümlenememiş olması, Halep ve güneyinden geçen ve Tebriz’e kadar uzanan  hattaki Türkmenler için hala büyük sorunların yaşanmasına neden olmaktadır.

Tarihteki rakamları değiştirin, olaylar da aktörler de aynıdır. Yüz yıl önce bölgedeki planlar neyse günümüzde de durum aynıdır. Misak-ı Milli’nin gerçekleşmemesi için bizim ile mücadele edenler yüz yıl önce kim ise, bu günde durum aynıdır.

Yüz yıldır bölgede, Kürtler ve Arapları kendi çıkarlarına göre kullanan Haçlılar ve Siyonistler bu günde aynı yöntemi kullanmaktadırlar. Türkiye’nin Suriye’ye asker göndermesi hem Batı dünyasını hem de İsrail’i rahatsız etmektedir. Başbakan Sayın Binali Yıldırım Bey’in “Fırat Kalkanı Operasyonu bitmiştir, artık yeni bir isimle yeni operasyon başlayacaktır.” demesi ve bu operasyonun adının içinde DİCLE isminin geçmesinin ihtimali bile bazılarının yüreğine korku salmaya yeter ve artar.

IKBY’nin, BM, İsrail ve AB ile ortak projesi olan “Bağımsızlık Referandumu” Türkmen Kanı üzerine yaptıkları pazarlıktan başka bir şey değildir. Türkmenleri, zayıflatmak adına her türlü alçaklığa başvurabilirler. Demografik yapıyı değiştirme, tapu kayıtlarını yok etme, Türkmen siyasilere suikastlar, halkı göçe zorlama, DEAŞ, PYD, YPG ve PKK gibi terör örgütlerini Türkmenlerin üzerine yönlendirme gibi türlü alçaklıkları daha önce yaptıkları gibi yine yapma yolunu tutabilirler.

Türkiye Cumhuriyeti olarak, bu “Bağımsızlık Referandumu” safsatasını göz ardı etmemeliyiz, Türkmen kardeşlerimizin canlarının ve namuslarının emanetinin bizde olduğunu unutmamalıyız. Kardeşlerimize geç olmadan sahip çıkmalıyız.

Önceki ve Sonraki Yazılar