Osmanlıda Kardeş Katliamın Son Bulması

Tarih, sadece geçmişi anlatan bir bilim dalı değildir aynı zamanda tarih bilimi bugünü anlayabilmenin anahtarıdır.

“Anasından Emdiği Süt Burnundan Geldi” deyimini çok duymuşsunuzdur.
Peki, bu deyimin, içinizi titretecek acı kaynağını biliyor musunuz?

Nilüfer Hatun'dan olan Şehzade Murad, ahilerin desteğini de alması nedeniyle tahtın en güçlü adayıydı. Bu durumu kabullenmek istemeyen kardeşleri şehzade İbrahim ve Halil, I. Murad'a karşı isyan başlatmışlardır. I. Murad ise bu isyanı bastırmış ve 1360 yılında kardeşlerini öldürtmüştür. I. Murad daha sonra tahtına göz diktiği için, Bursa sancağına gönderdiği oğlu Savcı Bey'i de idam ettirmiştir. Bu isyan olduğu için kardeş katili sayılmamıştı. Ancak Nizâm-ı âlem, yani dünyanın düzeni, umumun menfaati ile ayakta durur. Anlayışını destur kabul edip, eylemlerini sürdürmüşlerdir.

 Kosova Harbi neticesi Sultan Murad şehit düşünce, vezir, kumandan ve âlimler Şehzade Bayezid'e biat edip, kardeşi Yakub Çelebi'yi derhal öldürmesini öğütlediler. Bu, Osmanlı tarihindeki ilk kardeş katli sayılabilir.

1451 yılında 6 aylık kardeşi Şehzade Ahmed’i Edirne’deki sarayında boğdurtarak öldürtmüştür. Fatih Sultan Mehmed Fatih Kanunamesi ile kardeş katlini yasallaştıran ve birtakım şartlara bağlı kılan padişah olarak tarihe geçmiştir.

Osmanlı 1389’da başlayan kardeş katliamını 1603’e kadar 214 yıl kesintisiz ve sistemli devam ettirdi.  Bu süre içinde tahta geçen padişahlar kundakta dahi olsalar, kardeşlerini büyük bir soğukkanlılık ve vahşet duygusuyla katlettiler. Öylesine bir katliamdı ki bu, sadece kardeşlerini değil, kardeşlerinin karılarını, varsa çocuklarını, amcalarını, onların karılarını ve çocuklarını hatta babalarını öldürmeye kadar vardı iş. Tarihin hiçbir döneminde kendi aile ve akrabasına bu derece bir vahşeti yasalaştırıp, meşrulaştırarak sistemli hâle getiren bir başka insan topluluğu görülmedi. Dinî Çevreler kimi kez cılız itirazlar etseler de genelde bu katliamı ya görmezden geldiler ya da onaylayan fetvalar verdiler. Ayrıca bu katliamı yapan padişahların bir kısmının İslâm Halifesi olduğuna dikkat edilmelidir.
Bu 214 yıl tarihe utanç yılları olarak yazıldı.  Ama son bir vaka var ki, hepsinden daha vahşiydi. 29 yaşında tahta geçen III. Mehmet (1595-1603), sadece 4'ü yetişkin olup, içlerinde daha henüz kundaktaki çocukların da bulunduğu 19 kardeşini tahta çıktığı günün gecesi boğarak öldürttü. Olay o kadar vahşiydi ki, kundaktaki şehzadeleri boğmaya giden Cellatların bile ağladığı rivayet olunur. Bebeklerden birisi cellatların geldikleri o anda annesinden süt emmekteydi. Cellatlar, bu bebeğin minicik boğazına çöktüklerinde, az önce emdiği süt burnundan geldi. İşte “Anasından Emdiği Süt Burnundan Geldi" deyiminin kaynağı bu cinayettir.

Dört yaşındaki bir diğer kardeşi, cellatlar geldiğinde mısır koçanını dişlemekteydi.
Sağır ve Dilsiz Cellatlar orada da görevlerini yerine getirdiler. Bu çocukların anneleri, eşleri, olanların eşleri de aynı Vahşetle ile öldürüldü. Hızını alamayan III. Mehmet, Öz Oğlu Şehzade Murat'ı da boğdurttu.

III. Mehmet 1603’te 37 yaşında obezitenin getirdiği sorunlar yüzünden öldü.
Yerine 13 yaşındaki oğlu I. Ahmet tahta geçti. Aynı gün biat töreni yapıldıktan sonra III. Mehmet’in tabutu cenaze namazı kılınmak üzere Ayasofya'ya götürüldü.
Fakat daha 13 yaşında bir çocuk olan oğlu I. Ahmet cenazeye katılmadı.
Herkes şaşkındı Padişah Yokken Cenaze Namazını nasıl kılacaklarını bilemediler.
Şeyhülislam, yanına birkaç kişi alıp Padişahı Davet etmeye gitti.
İçeri girdikleri zaman, padişahı perdeleri çekilmiş bir odada ayakta bekler buldular.
Şeyhülislam’ın, babasının cenaze namazını kılmak için yaptığı davetini şu sözlerle geri çevirdi:  "Taht sahibi olmak için 19 kardeşini ve bir oğlunu öldüren adam, babam da olsa katildir. Ben katil bir adamın cenaze namazını kılmam. Varın siz kılın ve defnedin.”

1.Ahmet, bu Şahane Protestosu ile yetinmedi ve 214 Yıldır Süregelen Geleneği, Kardeş Katli denen vahşeti ve İnsanlık Ayıbını da Kaldırdı.

FES'İN HİKÂYESİ

 Fes'in Müslümanlıkla hiçbir alakası yoktur. Fesi ilk kullananlar da, fesi üretip Osmanlı’ya satanlar da Müslüman değildir! Dahası, fes Osmanlı Devleti’nin geleneksel şer’i yapısı değişmeye, devlet Batılılaşmaya başladığı bir dönemde 19. yüzyılın başında reformist Osmanlı Padişahı II. Mahmut tarafından bir reform, bir modernleşme adımı olarak kullandırılmaya başlanmıştır. II. Mahmut 1826’da Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdıktan sonra kurduğu Asaker-i Mansure-i Muhammediye ordusuna da fes giydirmiştir.

1829’dan itibaren din adamları ve kadınlar dışındaki herkesin fes giymesini zorunlu kılmıştır. 1832’den itibaren neredeyse herkes fes giymeye başlamıştır. II.Mahmut, devlet memurlarına fes kullanımını zorunlu tuttuğunda dönemin yobazları “Sarığımızı çıkartmayız!”, “Bu ecnebi başlığını kabul etmeyiz!” “Kahrolsun fes!” diye bağırarak fesin gavur başlığı olduğunu belirterek, fes takmayı reddetmişlerdir.

Bunun üzerine II. Mahmut fesin “dinen caiz olduğunu” belirten fetvalar yayınlatmak zorunda kalmıştır. Çok daha önemlisi Fes gerçekte bir Ortaçağ Bizans -Yunan başlığıdır. Yeniçağ’da Avrupa’da İskoç başlığı olarak da kullanılmıştır.

Aslına bakılacak olursa II. Mahmut’un fes reformunun tek nedeni modernleşmek değildir. Bu durumun pek bilinmeyen çok ilginç bir nedeni daha vardır.
Şöyle ki: II. Mahmut bilindiği gibi 1838 tarihli Balta Limanı Ticaret Antlaşması’yla İngilizlere çok geniş ekonomik ayrıcalıklar vermiştir. Bu ayrıcalıklardan biri de İngiliz üretimi feslerin Osmanlı topraklarına pazarlanmasıdır. II. Mahmut daha bu anlaşmayı imzalamadan önce 1832'de fes giyilmesini zorunlu kılarak İngiltere’den ithal edilen feslere Osmanlıda bir pazar yaratılmıştır II. Mahmut özünde bir Bizans Yunan ve İskoç başlığı olan fese karşı dinsel tepkileri önlemek için şeyhülislama “FES GİYMEK DİNEN CAİZDİR” diye fetvalar yayınlattığı için ve Atatürk'ün, yerine şapka giydirip kaldırdığı püsküllü vişne çürüğü kırmızı Fesi din ve iman sembolü sanıp hala kafasından çıkarmayanlar var bu ülkede…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar