?Müstekbir? mi oldunuz

BEN Islamcılık ideolojisine sıkı sıkıya baglı biri iken... "Sol ideoloji"ye fena halde öykünürdüm... Imrenirdim... Gıpta ederdim...

 

Bu yüzden... Islamcılık ideolojisinin Marksist ideolojiden hiç de geri kalmadıgını kanıtlamak için ugraşır dururdum...

 

Mesela.. Marksist terminolojide "Ezen / Ezilen çelişkisi" mi var?

 

Ben hemen Kuran"da geçen "Müstekbir / Mustazaf çelişkisi"ni devreye sokardım...

 

"Müstekbir..." Yani kibirlenen... Yani büyüklenen... Yani ezen...

 

"Mustazaf..." Yani zayıflatılan... Yani sömürülen... Yani ezilen...

 

Ve hükmümü verirdim:

 

"Solcular ezenlerin karşısında, ezilenlerden yanaysa... Biz Islamcılar da ezenlerin karşısında, ezilenlerin yanındayız."

 

Ardından da şöyle derdim:

 

"Ben asla ezenlerin diliyle konuşanlardan olmayacagım."

 

Ben şunca savrulmuşluguma karşın...

 

Hálá ve ısrarla "Ezenlerin diliyle konuşanlardan olmayacagım" sözümü tutmaya çalışıyorum...

 

Peki ya benim eski dostlarım?

 

Hiç savrulmamış, istikametlerini hiç bozmamış olan eski dava arkadaşlarım?

 

Onlar ne álemde? Çıkardıkları gazetelerde kimin diliyle konuşuyorlar?

 

"Müstekbirlerin dili" ile mi?

 

"Mustazafların dili" ile mi?

 

Gelin son bir haftanın örneklerine bakalım...

 

Birinci örnek şudur:

 

Tuncay Özkan, tam dört gün boyunca gözaltında tutuldu... Gözaltına alınırken gayet şık ve intizamlı görünen Tuncay Özkan, dört günlük gözaltı macerasının ardından bir hayli hırpalanmış olarak çıktı...

 

Bundan daha dogal ne olabilir?

 

Adam dört gün boyunca dogru dürüst uyuyamamış, duş alamamış, üzerindeki kıyafeti degiştirememiş, tıraş olamamış...

 

Tabii ki çökecek...

 

Bizim arkadaşlar ise bu "çökme" halinden bariz bir haz aldıklarını saklamayarak, olayı şu alaylı manşetle haberleştirdiler:

 

"Dört günde çöktü."

 

Ne ayıp... Ne fena... Sanki kendilerini dört gün nezarette tutsalar, hiç çökmeden, jilet gibi çıkacaklar... Ne oluyor yahu?

 

Düşmanına karşı bile adil olmayı ögütleyen bir ögretinin takipçilerinin düştügü duruma bakar mısınız?

 

Devam edelim:

 

CHP"li Kemal Kılıçdaroglu çıkmış, iktidarla ilgili dogru yanlış birtakım iddialarda bulunuyor...

 

Peki bizim "eski yoldaşlar" ne yapıyor?

 

Ne yapacaklar? Yırtıcı aslanlar gibi atılıyorlar Kemal Kılıçdaroglu"nun üzerine...

 

Söyledikleri şu:

 

"Batı Çalışma Grubu" raporlarında Kılıçdaroglu hakkında acayip iddialar var!

 

Görüyor musunuz?

 

28 şubat"ın ünlü zulüm makinesi "Batı Çalışma Grubu", şimdi bizimkilerin elinde en güvenilir kaynak olmuş...

 

Bununla da yetinilmiyor...

 

Kemal Kılıçdaroglu"nun Tunceli"de dogmuş olmasını da dillerine doluyorlar...

 

"Dersim isyanlarıyla meşhur Tunceli"de dünyaya gelen Kemal Kılıçdaroglu" cümlesini yazarak, "Tunceli"de dünyaya gelenin iddiaları muteber degildir" mesajını vermeye çalışıyorlar... Başbakan Erdogan"ın deyişiyle: Ne kadar çirkin...

 

Işte başka bir örnek:

 

Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz"ın bir kasetini çıkarmışlar ortaya...

 

Vuruyorlar da vuruyorlar...

 

Vursunlar, haklarıdır, bir şey demiyorum...

 

Peki ama ya "Çankaya Belediye Başkanı istifa etmelidir" çagrısına ne demeli?

 

Peki ama ya Içişleri Bakanı"na yaptıkları, "Görevden alsana, ne duruyorsun" baskısına ne demeli? Kendi cenahındaki biri için iddialar ortaya atıldıgında... "Ne diye istifa edecekmiş ki... Yargı kararı mı var?" diye itiraz edeceksin...

 

Karşı cenahtaki biri için iddialar ortaya atıldıgında...

 

"Istifa etsin! Görevden alınsın! Sürüm sürüm süründürülsün" diye efeleneceksin...

 

Bu "müstekbirin dili" degilse, kimin dilidir?

 

Bin türlü günaha batmış olabilirim... Bin türlü çelişkim olabilir... Belki de yoldan çıkmışımdır, kim bilir? Ama hiç degilse...

 

"Ezenlerin dili" ile konuşmamak gibi bir erdeme sahip olmak için çırpınıp duruyorum...

 

Keşke "istikamet sahibi" olan eski yoldaşlarımın da böylesi bir gayreti olsa...

 

 (Hürriyet Gazetesi)

Önceki ve Sonraki Yazılar