Misyoner Örgütler ve Misyonerlik

Organize ve sistematik bir gelişim gösteren misyonerlik, Hristiyan dünyasında daima maddi manevi destek, teşvik ve stratejik yönde himaye görmüştür.

Tüm dünya insanlarının Hristiyanlaştırılması amacıyla, dünyanın dört bir yanına ve hatta, misyonerlik faaliyetlerinin kesin olarak yasaklandığı ülkelere bile gidilmiştir.

“Her nasıl ki; Yahudilik, çevresindeki dinleri ortadan kaldırıp, tek din haline gelmişse, Hristiyanlık da tüm dinleri yutacaktır ve zamanla, Hristiyanlık dışında başka bir din kalmayacaktır” düşüncesiyle harekete geçen ve kendi inançlarına göre, şehit olmaktan bile sakınmayan misyoner örgütler, her türlü tehlikeyi göze almışlardır ve misyonlarını yaymak üzere, kendilerine yasaklı alanlar da dahil tüm dünyayı karış karış dolaşmışlardır.

Bugün, dünyada, Hristiyanlığın ulaştırılmadığı ve yayılmadığı bir bölge bulmak imkansızdır.

Batılı ülkelerin diplomatik misyonerleri de kimi İslam ülkesinde direkt işin içerisindedirler. Çünkü; bu ülkelere giriş zor olduğundan, misyonerler, diplomatik pasaportlarıyla giriş yapmaktadırlar ve dokunulmazlık zırhından yararlanmaktadırlar.

Misyoner örgütler, görevlerinin yürütülmesinde, çeşitli yöntemler uygulamaktadırlar. Kendi din ve inanç sistemlerini yaymak ve kendi fikirleri doğrultusunda bir toplum oluşturmak için gittikleri ülkenin önce dini, sosyal ve kültürel durumunu incelemektedirler. Sonrasında, hedef ülkenin dini, ahlaki, kültürel ve milli değerlerini yozlaştırmaya ve yıkmaya yönelik hassasiyetlerini tespit etmektedirler.

Bu bağlam çerçevesinde, önce mevcut kültürü eritmeye; akabinde de o kültüre istedikleri gibi bir şekil verme yöntemini izlemektedirler.

O ülkenin yazarlarıyla da yakın bir diyaloga geçilerek, düşüncelerine ve eserlerine Hristiyanlık unsurları yerleştirilmektedir. Böylelikle, o ülkede, Hristiyanlık, yabancı bir olgu olmaktan çıkmaktadır.

İşte bu nedenle, Hristiyanlığı yaymak üzere, asıl kalıcı olan, kilise kurmak değil, hedef alınan topluma Hristiyan bayramlarını, kültürünü ve ahlakını aşılamaktır.

Tarihsel bir sürecin ve Medeniyetler Çatışması gibi senaryoların vazgeçilmez parçası; uluslararası siyasetin ise, Batı eksenli çekirdeği misyonerlik, öyle bir senaryodur ki; dün, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve paylaşılması yönünde yüz kadar projenin hemen ardından gelen ve bugün, Türkiye Cumhuriyeti üzerine kurulan tehdit stratejilerini oluşturan ve emperyalist hedefleri yönünde, kendi ülkelerinin ekonomik sınırlarının genişletilmesine yönelik geliştirilen projelerdir.

Tarihi süreç içerisinde, Osmanlı İmparatorluğu, Batılı devletlerle her ne zaman temasta bulunduysa, gündemin birinci maddesini, Hristiyan azınlıklar konusu oluşturmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün en büyük nedeni ayrılıkçı ayaklanmaların altında da yine aynı şekilde misyonerlik faaliyetleri yatmaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar