Memurluk ve Bir Onur Mücadelesi

Bir çok gencin idealinde memur olmak vardır. Çünkü iş garantisi var, rahat bir ortam. Ayrıca kendi branşında yükselmesi mümkündür. Gerçi bu kural bazı zamanlarda değişmiştir. Ekonominin iyi olduğu günlerde, memurluk-öğretmenlik hor görülürdü. Ticarette iyi kazanç vardı. O günler şimdilik geride kaldı. Memurluğa rağbet arttı. Okuyan gençlerin %90 ı, memurluğu tercih etmeye başladı. Girişimci gençler veya sermayesi olanlar başka alanlara yöneldi. Memurluk ta her geçen gün zorlaşıyor. Memur olamayanlar ise asgari ücretle çalışmaya razı oluyorlar. Gerçi devletimizin gençlere yönelik İŞKUR veya KOSGEB gibi projeye dayalı destekleyici imkanları da var. Ancak bu imkanlar da sınırlı oluyor.

Gözde olan memurluk mesleğinden okuyucularıma bu yazımda anılarımı paylaşarak, memurlukta verdiğim hizmet mücadelenin önündeki engellere bir nebze değinmek istedim.:

İlk memuriyete 1988’te Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nde başladım. 3-4 aylık stajdan sonra Afşin Kaymakamlığı Sivil Savunma Memurluğuna atandım. Bilahare memurluktan ayrıldım. Pakistan’a kültürel araştırma için gittim. Pakistan dönüşünde askerlik vazifemi yaptım. Askerlik dönüşü bir firmanın müdürlüğünü yaptım. Bu kez Kültür Bakanlığı’na 1991 sonunda memuriyete geri döndüm. Bakanlıkta benim için yeni dönem başlamış oldu. Bu dönemde heyecanlı, idealist ve mücadeleci olarak göreve başladım. Sol dönemde de fikirlerimi sakınmadan paylaşırdım. Mesela fikrimi savunurdum, kılık kıyafeti uygun olmayan bayan memurla münakaşa eder, onlara ayrıcalık tanındığını, kanunların uygulanmadığını, solcu yöneticilerimle Genel Müdür Yardımcıları bay ve bayanla münakaşa eder, odamda çalışan personellerle bazen münazara eder 3-4 kişiye birden cevap verirdim. Hatta o zamanlar Yrd. Doç. Hüseyin Bağcı, odamızdaki ama bir arkadaşımızı(daha önce H. B.nin öğrencisiymiş) ziyarete geldiğinde onunla hep tartışırdık. Vesselam o zamanlarda gençliğin verdiği heyecanla fikirlerimi savunmayı sakınmazdım. Bütün bunlara rağmen o sol dönemde solcu idareciler benimle ilgili olumsuz herhangi bir işlem yapmadılar. Ancak ilerlememi de engellediler. Zira "Biz Ömer’i TANIRIZ" dediler. Yani dürüstlüğümü, cesaretimi, çalışkanlığımı takdir ederlerdi. Hatta sicil notumu hep 100 verdiler. O sol dönemde yurtdışı eğitim bursunu dahi kazanmıştım, ancak göndermediler. Yine 4. Derece Mütercim kadrosu vardı. Sadece bana uygundu. O kadroyu talep etmeme rağmen bana vermediler.

1996 yılında ise kendi buluşum olan Kızılay-Keçiören Teleferik Projesi Fizibilitesini hazırlayıp Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına ilettim. Hatta o dönemde (Refah-Yol) Anfapark’ta yapılacak projeler arasında sergilenmişti. Fakat hükümetin ömrü kısa sürmüştü. Ama daha sonra Şentepe’ye bu teleferik yapıldı. Tabii projemin uygulanmış olmasına sadece sevindim. Zira o dönemdeki mesai arkadaşlarım benim bu proje için ne kadar uğraştığımı iyi bilirler.

2003 yılında Memur-Sen Konfederasyonu Kültür Memur-Sen Kurucu Genel Başkanlığını yaptım. O dönemde bizim taraftan bir çok arkadaşa sendikanın kurulması için teklif ve zorlamalar yapıldı, ancak kimse elini taşın altına koymadı, daha doğrusu o dönemde çekiniyorlardı. Çünkü saflarını gizli tutuyorlardı. Bu teklif bana geldiğinde ben önemine binaen kabul ettim. Sendikanın parası olmadığı günler özveriyle, fedakârlıkla hizmet yapmaya çalıştım.

2004 yılında ise Sinop İl Md. Yrd. cısı olarak atandım. Orada da İl Müdürü benimle uğraştı. Nasıl olur kendisinin rızası olmadan, haberi olmadan ben oraya atanmışım. Bakanlık uygun görmüş oraya atanmışım. Tabii orada beyefendinin düşündüğü bir bayan müdire varmış, o yüzden beni istemiyormuş. Vesselam orada da kendi çapımda hizmetler yapmaya çalıştım. Halk Eğitim Müdürlüğü işbirliği kapsamında “Arşiv – Osmanlıca Okuma Kursu” açılması için yazışmalar yaptım. Bazı kurumlardan olumlu cevaplar da almıştık. Ancak ben tekrar merkeze dönünce o çalışmalar öyle kaldı.

6 ay sonra çalıştığım birime Şube müdürü olarak atandım. Ancak beni çekemeyenler ve kıskananlarla burada da zorlu bir mücadeleye giriştim. Sözde idarecilerim "Sen insanların namazıyla, orucuyla, kılık kıyafetiyle uğraşıyorsun," diyerek bana cephe almışlardı. Aslında onlar beni tanımıyorlardı. Ancak beni çekemeyenler o kişileri doldurmuşlar ve beni kötülemişlerdi. Hatta bana o zaman ki başkan “Seni burada çalıştırmayacağız, Benden sonra gelecek olan başkanlara da söyleyeceğim.” Demişti. Nitekim o kendini bilmez başkandan sonra atanan başkanlarla hep sürtüşmeli olarak görev yaptım. Sanki o dönemde bunların hatırlı bir yerle irtibatları( siyasi değil) vardı. Çünkü bunlar her türlü iftiralar yapan, ayak oyunlarını iyi bilen kişilerdi. Bu itibarla, sendikacı olmam nedeniyle zamanla kimisini teftişe verdim, kimisini mahkemeye verdim, ama hep ben kazandım. Buna rağmen yurt içi ve yurtdışında başarılı işler de yaptım. Mesela Başkanlık bütçemiz yok bahanesiyle ülkemize gelmek isteyen 25 kişilik üst düzey S. Arabistan yetkililerinin 10 günlük Kültür gezisinin yaptırılması tarafımca sağlanmıştır. Diğer taraftan FETÖ ye yakın yetkililer sendikal çalışmalarıma da zorluk çıkarıyorlardı. Bir taraftan da beni yıpratmaya çalışıyorlardı. O zamanlar Haftalık sendikal iznimi bile zor alıyordum. Hatta üst görev için uğraştığım zamanlar bu grup tarafından önüm hep kesiliyordu. Hatta o zamanlar Başkan, beni Müsteşara çalışmadığım ve işten kaçtığım bahanesiyle şikâyetlerde bulunmuş. Müsteşar bey ile görüştüğümüzde ise esas mağdur olanın ben olduğu ortaya çıkmıştı. Müsteşar bey, şikayetçi başkanı benim yanımda azarlamıştı.

“Gizemli Tarihi Kent Kahramanmaraş “ adlı kitabımı uzun bir süre çalışma sonunda basıma hazır hale getirdim. Ancak sponsor bulamadığım için bastıramadım. Bu süre içerisinde yine Yüksek Lisansını yaptım.

Diğer taraftan Sendikada da ayrı bir çekişme vardı. Başkanlık seçiminde kendilerine oy verilmesi hesabı vardı. Benim sendikal haklarım tam korunamıyordu; Sendikal iznimin kullanılmasında sorun çıkarılması, Bakanlıktaki görevimde faal çalıştırılmamam gibi. Ancak kendi gayretimle sendika kurmuş ve çalışmalar gayretimle devam etmişti. Daha sonra sendikamız, benden sonraki arkadaşların gayretiyle yetkili sendika oluyor ve hizmetleri halen devam ettiriliyor.

2013 te ise Başkanlığımız, ihale ile ilgili bir firmanın şikayeti üzerine idari soruşturma geçiriyor. Başkanlıkta bir çok kişiye ceza veriliyor, bana da haksız yere kınama cezası veriliyor. Daha sonra Bakanlığı mahkemeye verdim, hakkımda yanlış karar verildiği, cezanın silinmesi yönünde lehime karar verildi. Halbuki bu konu için Disiplin Kuruluna da itiraz etmiştim. Ancak orada sendikamız tarafından da savunma zayıf kalmış. Yani haksızlığa karşı mücadelemi kendim verdim. Bilahare Bakanlıkta Şube Müdürlerinin yerine Kültür Turizm Uzmanlarla çalışılmasına yer verildi. Bu uygulama beraberinde Şube müdürlerinin görevini boşa çıkarmıştı. Zira Uzman yardımcıları göreve ilk başladıklarında işi müdürlerden öğreniyor, ama daha sonra kanuni boşlukla müdürlerin amiri olma pozisyonuna geliyordu. Bu durum halen böyle. Bir an önce bu durum düzeltilmelidir.

Bakanlığı bazı yanlış uygulamalarından dolayı sendika adına Başbakanlık Teftiş Kuruluna şikayet ettik (Sözleşmelilerin ATAUM kursuna gönderilmesi ile ilgili) . Yine benimle ters olan başkan Sicil notumu düşürmüştü, bu yüzden Mahkemeye vererek bu hatayı düzelttirdim. Ayrıca, Başkanlığı yanlış uygulamalardan dolayı Teftiş Kuruluna şikayet ettim (Sözleşmelilere Müdürlük vekaleti verilmesi ile ilgili) . Sorumlular ceza aldılar. Ama ne hazindir ki bu kişilerden bazıları daha sonra Bakanlıkta üst görev aldılar.

İşte 25 yıllık memuriyetimi ve sendikacılığımı, acısıyla tatlısıyla bir ömür hak arama mücadelesi içerisinde geçirmiş bulunmaktayım. Bu yüzden memuriyeti tercih edenlerin projeleri, idealleri ve hizmet heyecanı olmalı, basit bir şekilde maaş için çalışma düşüncesi olmamalıdır. Her ne zorluk varsa bunlar aşılmak için vardır. Selam olsun devletine, milletine faydalı olan memur ve çalışanlara.

Önceki ve Sonraki Yazılar