1. YAZARLAR

  2. Esat BEŞER

  3. Kitle İletişim Araçları ve Kamu Hizmeti Yayıncılığı
Esat BEŞER

Esat BEŞER

Yazarın Tüm Yazıları >

Kitle İletişim Araçları ve Kamu Hizmeti Yayıncılığı

Bu, kabul edilen bir gerçektir ki; kitle iletişim araçları, halka bilgi verme ve haber ulaştırma hususunda, çok önemli kaynaklardır.

Ne var ki; bu araçların hiçbiri, genelde, kitle iletişiminin; özelde ise, televizyonun kamusal bir araç olduğu gerçeğinin önüne geçemez.

Televizyon, temel anlamda, “maddi olmayan” bir üretim olarak gösterilir.

Aslı ise, kamusal bir üretimdir.

Bundan dolayı, televizyonun üretimleri, çoğunlukla, diğer kitle iletişim araçlarının üretiminden ayrılır.

Televizyon, diğer kitle iletişim araçlarına kıyasla, daha fazla izleyici kitlesine sahiptir.

Keza, televizyon, sınırsız sayıda izleyici kitlesine ulaşma şansına sahip bir araçtır.

Yeter ki; mesajın alındığı anda, o ortamda bulunulsun ve gerekli teknik donanıma sahip olunsun.

Bu şekliyle, televizyon, kamusal bir araçtır.

Televizyonun mülkiyetini, siyasi iktidarlarla ilişkisini, gelir kaynaklarını ve program yapısını tanımlayan yayıncılık rejimleri hakkında, UNESCO, 1976 yılında, bir sınıflandırma yapmıştır.

Bu sınıflandırmaya göre, elektronik yayın kurumları, dünyada, başlıca üç gruba ayrılır: Hükümet Yayın Kurumları, Kamu Hizmeti Yayın Kurumu ve Ticari Yayın Kurumu.

Yayıncılık alanında kamu hizmeti modeli, hükümet yayıncılarının ve ticari yayıncıların, yayıncılıktan beklenen görevleri yerine getirememesinden dolayı ortaya çıkmıştır. Oluşmuştur.

Oysaki; kamu hizmeti modelinde yayıncılığın esas amacı; mülkiyeti ister devletin tekelinde olsun, isterse özel girişimin elinde olsun, medyanın kamusal bir hizmet görmesini sağlamaktır.

Dolayısıyla, kamu hizmeti yayıncılığı, yalnızca bir hükümet yayıncılığı ya da devlet yayıncılığı biçiminde, siyasetin yayıncılık alanındaki bir üstünlüğü veya baskısı olarak algılanmamalıdır.

Zira, kamu hizmeti yayıncılığı, bu anlayışın dışında, kapsayıcı ve demokratik yayıncılık şekli olma iddiasındadır.

Sadece devlet tekelinde değil, özel girişimin elinde bulunması, televizyonun topluma karşı beklenen kamusal görevlerini yerine getirmesine bir engel değildir.

Yani, kamusal yayıncılık, yalnızca devlet tekelindeki yayın kurumlarını bağlayan bir yayıncılık rejimi değildir.

Televizyon gibi gelişmiş ve etki gücü son derece güçlü olan iletişim araçlarının da bu nedenle sadece ticari bir meta olarak görülerek, ticari kurallara uygun bir biçimde yönetilmesi, yayıncılık alanındaki karşılaşılan sorunlardan başlıcasıdır.

Yayıncılığın yalnızca piyasa mekanizmasıyla idare edilmesi, demokrasiye ve kamuya yeteri kadar yararlı olmaz. Olamaz.

Yine aynı şekilde, özel girişimin yerine merkezi bir devletçilik anlayışıyla yayıncılığın sürdürülmesi de yayıncılıktan beklenen görevlerin tam anlamıyla yerine getirilmesinde engeldir.

Ki; yayıncılık alanındaki bu iki zıt durum, alternatif yayıncılık rejimi arayışlarını hızlandırmıştır.

Yayıncılık alanında sosyal sorumluluk kavramı bağlamında, devlet tekeline veya özel girişime dayalı bir model oluşturulmuştur: Kamu Hizmeti Yayıncılığı Modeli.

Kamu Hizmeti Yayıncılığı Modeli, ticari bir işletme olarak değil, kamu kurumu biçiminde, televizyonun ulusal kültür kurumu olarak düzenlendiği bir yayıncılık modelidir.

Televizyon yayınları ise, kamusal bilgilendirme, kültür, eğitim ve eğlence kaynaklarını geliştirmekle yükümlü kılınmıştır.

Bununla birlikte, kamu hizmeti yayıncılığını tanımlamak, esas itibariyle, bu yayıncılık anlayışının dayandığı kamu hizmetini tanımlamaya sıkı sıkıya bağlı durumdadır.

Avrupa Yayın Birliği, yayıncılık alanında kamu hizmetini, şu şekilde tanımlamıştır:

“Yükümlü bulunan oluşumun, topluma karşı ayrım gözetmeksizin, toplumun tüm katmanlarının gereksinimini karşılaması, kamu hizmetidir.”

“Kamu hizmeti yayıncılığının temel taşları, tarafsızlık ve kapsayıcılıktır.”

“Bu nedenle, çeşitli çıkar gruplarıyla, siyasetin etkisinden uzak durması esastır.”

Dolayısıyla, kamu hizmeti yayıncılığı, yayıncılık alanında, kendine özgü bir yeri olan yayıncılık anlayışıdır.

Ayrıca, kamu hizmeti yayıncılığında, yayın kuruluşlarının devlet tarafından kurulması ve yasalara dayanarak yayınlarının devlet tarafından denetlenmesi, söz konusu olabilir.

Avrupa Yayın Birliği’nin bu kamu hizmeti yayın kurumu hakkındaki tanımı ise, şöyledir:

“Özerk bünyesiyle, yasal – resmi düzenlemelerle, devlet tarafından tanımlanmış, genel ya da özel meşru yapılardır.”

Kamu hizmeti yayıncılığı kavramını, ilk kez, John Reith kullanmıştır.

Reith, genel müdürü olduğu BBC’in kamu yararına bir radyo ve televizyon tekeli olduğunu vurgulamıştır.

Reith’e göre, yayıncılıkta gözetilecek temel ilke; mali kaygıdan uzak bir biçimde, toplumsal sorumluluğa öncelik verilmesidir.

Kamu hizmeti yayıncılığında çok önemli hususlardan bir diğeri de tarafsızlıktır.

Bu bağlamda, çıkar gruplarının ve siyasetin etkisinde kalmamak önemlidir.

Gerçi, kamu hizmeti yayıncılığı yapacak olan kurumun devlet tarafından kurulması ve yasalar gereğince denetlenmesi de söz konusu olabilir.

Kamu hizmeti yayıncılığı, kar amacı gütmez. Halkı aydınlatır. Bilinçlendirir. Eğitir.

Halkın yöneticilerle sürekli iletişim kurmasını sağlar.

Halkın siyasal konulardaki etkinliklerini arttırır.

Kamu hizmeti yayıncılığı, tüm bunlara dair bir yayıncılık çeşididir.

Tek gelir kaynağı, ticari yayın kuruluşlarındaki gibi reklamcılık değildir.

Böylelikle, kamusal hizmet yayıncılığı modeli, hem devlet yayıncılığından hem de ticari yayıncılıktan ayrı bir şekilde konumlanmıştır.

Dahası, her ikisinden de bağımsızdır.

Kamu hizmeti yayıncılığının sağlıklı bir biçimde yürümesi, sivil topluma dayalı kamusal düzenlemelerin hâkim olduğu; siyasi baskılardan ve ticari kaygılardan uzak bir yayıncılık politikasına dayanır.

Gerçi, günümüzde, kamusal hizmet yayıncılığında, bazı değişimler gözlenir.

Kamu egemenliği, devletin yayıncılık alanındaki egemenliğini reddeder.

Kamuya hizmeti, rekabet anlayışının dışında tutar.

Kamu hizmeti modeli, kamusal düzenlemelerle, toplum üzerindeki ticari baskıların azaltılmasını öngörür.

Öyle ki; bu yayıncılık modeli, televizyonun hem bir devlet kurumu haline gelmesine hem de sermayeye bağlı ticari bir araç olmasına karşı çıkar.

Zira, televizyondaki özelleşme karşısında kamusal çıkarların savunulması, kamusal yayıncılığın temel görevlerinden biridir.

Kamu hizmeti yayıncılığı, esas olarak, Avrupa kıtasına özgü bir kavram olarak öne çıkar.

Ki; bu yayıncılığın en önemli özelliği; belli bir toplumsal, kültürel ve ekonomik yapının uzantısı olmasıdır.

Genel olarak, Avrupa kıtasındaki ülkelerde yayıncılığın ilk zamanlarından beri benimsenmiş bir yayın politikasıdır.

Kamu hizmeti yayıncılığı, bir ülkenin kendine özgü özelliklerinin radyo ve televizyon yayınlarına yansımış halidir.

Bundan dolayı, kamu hizmeti yayıncılığının ülkeden ülkeye değişen özellikleri bulunur.

Kamu hizmeti yayıncılığının Amerika’dan daha fazla Avrupa kıtasında ortaya çıkmış olmasının en önemli nedeni; bu kıtadaki ulus-devlet kavramıdır.

Ulus-devletler, kamu hizmeti yayıncılığının temelini oluşturmuştur.

Amerikalı sosyolog, politik yazar ve kültürel yorumcu Todd Gitlin, bu konuda, ulusların şekillenmesinin, medya teknolojilerinin oluşturduğu kitleselleşmenin bir parçası olduğunu savunmuştur.

İletişim araçlarının bu şekillendirme sonucunda yalnızca küçük bir izler-kitle değil, ulusal bir izler-kitle oluşturduğunu belirtmiştir.

Kamu hizmeti yayıncılık fikriyle, ulusallık fikri birbirine sıkı sıkıya bağlıydı.

Ki; bu yayıncılık fikrinin ardındaki asıl itici güçler, bir ülkeye özgü kültürel özelliklerin bütün bir vatandaş topluluğunca paylaşılır şekle gelmesidir.

Kültürel ve siyasal bütünlüğe tehdit oluşturan iç ve dış etkenlerin bertaraf edilmesidir.

Ulusu oluşturan bireylerin bilgili, eğitimli, kültürlü ve bilinçli vatandaşlar olmasını sağlayacak eğitim, bilgi ve kültürün verilmesiydi.

Bu görevlerin radyo ve televizyon tarafından işlevsel şekle getirilmesi ise, bu araçların hem piyasadan hem de devletten bağımsız ve özerk biçimde örgütlenmesini öngören kamu hizmeti yayıncılığı rejimiyle sağlanabilirdi.

Televizyon yayınlarının başlamasıyla, bu yayıncılık politikasıyla ilgili arayışlar daha da artmıştır.

Televizyonun nasıl bir hukuksal ve idari düzenlemelere tabi tutularak, nasıl bir politika izlenmesi gerektiği üzerinde durulmaya başlanmıştır.

Televizyona ilişkin düzenlemelerle ilgili olarak, daha önce ortaya çıkmış olan radyo konusunda, Avrupa’da yapılan düzenlemelerin yol gösterici olduğu görülür.

Avrupa’da, radyo yayınları ilk başladığında, özel girişimciler ve kamuya bağlı örgütler tarafından yapılmaktaydı.

Özel şirketler tarafından yapılmasının nedeni; bu yeni teknolojinin bu şirketler tarafından geliştirilmiş olmasıdır.

Avrupa’da, radyo yayınları, özel girişimciler tarafından başlatılmıştır.

Buna rağmen, kısa zamanda, kontrol, devletin eline geçmiştir.

Ki; bu kontrol, Doğu ve Batı Avrupa ülkelerinde farklı mekanizmalar aracılığıyla kurulmuştur.

Buna rağmen, asıl nitelik, yayınların doğrudan ve dolaylı olarak, devlet eliyle yürütülen bir kamu hizmeti olarak görülmesidir.

Radyo yayıncılığında uygulanan bu düzen, televizyonun ortaya çıkmasından sonra, televizyonu da dâhil edecek biçimde bir devlet tekeline dönüşmüştür.

Televizyon yayıncılığı, Avrupa’nın birçok ülkesinde radyoyla aynı görevleri üstlenmiş bir kamu hizmeti olarak, hem radyoyu hem de televizyonu yöneten bir kamu kuruluşunun çatısı altında örgütlenmiştir ve yayınlarını sürdürmüştür.

Radyo ve televizyon alanında, Amerika’da, Avrupa’dan farklı bir gelişim görülmüştür.

Öyle ki; özel mülkiyete dayalı ve devletin ekonomik yaşam üzerindeki müdahalelerini kısıtlayan bir pazar ekonomisinin varlığı, hem radyo hem de televizyon rejimini derinden etkilemiştir.

Amerika’da düzenli televizyon yayınlarının başlamasıyla, radyo rejimindeki gibi kurallar geçerli olmuştur.

Televizyon yayınlarının özel kuruluşlar eliyle kurularak yönetilmesi ve reklâmla sponsorluğa dayalı gelir yapısını devam ettirmesi, günümüze dek geçerli olmuştur.

Kamu hizmeti yayıncılığı konusunda, farklı görüşler vardır.

Ki; bunlardan birisi, Reformist Görüş’tür.

Reformist Görüş, kamu hizmeti yayıncılığının program politikasının ticari yayıncılık modeli dikkate alınarak, yeniden oluşturulması gerektiğini ileri sürer.

Kamu hizmeti yayıncılığının en önemli görevini; özel televizyonların ihmal ettiği alanlarda, çoğunlukla, azınlıklara yönelik yayınlar yapması olarak görür.

Önceki ve Sonraki Yazılar