Abdulbaki GÜNIŞIĞI

Abdulbaki GÜNIŞIĞI

   İTİN   LAYIĞI   KÜLÜNÇE

Bu cümle Urfa’ya mahsus bir atasözüdür. Bu atasözümüzün Maraş’ımız da söylenen şekli ise İt’e, yani köpeğe çörek verilmezdir. İt’in layığı, yani onun yiyeceği ona göredir, kemik veya yaldır. İnsanlar için güzel olan bir yiyecek, bu hayvana verilse de onun için bu bir lütuf değildir demek istemişlerdir. Bu atasözümüz ile kast edilen ise, bir insana layık olduğundan fazla ihtimam veya önem veya mal ve mülk, makam v.s verilmesi o kişiye bir katkı sağlamaz, eskiden ne ise gene aynıdır. Değerinden fazla, değer vermek kişinin ederini arttırmaz demek istemişlerdir. Her kim ne ye layık ise o verilmeli, kişinin ederinden fazla değer verilmesi o kişinin şımarmasına ve daha da seviye kaybetmesine sebeb olur demek istemişlerdir.

     Bu atasözümüzün bir benzeri de, eşeğ’e altın semer vursan eşek gene eşektir sözümüzdür. Atalarımızın araya gitmiş hiçbir sözü yoktur. Yılların birikimi ile ata sözü haline gelen bu cümleler, geçmişte yaşanmış tecrübeler eşliğinde bilge kişiler tarafından söylenmiş, halk ağzında ise son şeklini almış, söyleyeni unutulmuş ve umuma mal olmuş değerli, kısa ve öz olup, manası hakkında sayfalar dolusu yazı yazmayı gerektiren cümlelerdir.

    Bu iki atasözümüzü neden konu başlığı yaptığıma gelelim. Nerede ise dört yüz yıldır, askere gidip, adını dahi bilmediği yerlerde şehid olan, cenazesi daha gelmeyen, gelemeyen Anadolu ve balkan Türkleri, Osmanlı devleti tarafından büyük ihmale uğramış, gayri müslimler semirmiş zenginleşmiş, yoksulluk ve geri kalmışlık Türk milletinin kaderi olmuş gibidir. Merhum büyük şairimiz Abdurrahim Karakoç ağabeyin bey dedi yutkundu, şey dedi yutkundu, hey dedi yutkundu diye devam eden, devletin sadece zalim yüzünü gören, devlet lazım olduğunda bulunmayan, fakat devlet istediğinde alan ve vermeyen yüzünü çok güzel resmetmiş idi.  Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de, Osmanlı zamanında tuzu kuru olanlar ile, aziz Türk milletinin dini imanı ve hayatı ile uğraşmayı devlet olmak zan edenler arasındaki fark azalmadı, aksine arttıkça arttı.

     Devlet hizmeti denince akla sadece Türk milletinin maddi ve manevi değerlerine şaşı bakanlar ile avrupayı arkasına almış gayrimüslim azınlıkların nimetlerden faydalanmaları gelir idi. Hastahaneler, diğer devlet hizmetleri bunlara mahsus idi. Geriye kalan milletin yüzde doksanbeşi ise artanlar ile geçinmek, sürünmek ve inlemekten başka bir şeyi paylaşamazlardı. Günlerce doktor beklemek, doktor bulununca fırça yemeden, kapı dışarı atılmadan, tek soru sormadan, verilen ilacı almak içinde eczanelerde sıra beklemek, aylar süren mücadelelerde sağ kalabilir ise derdine çare bulmak kaderleri olmuş idi. Bir iki siyasi Anadolu çocuğu bu gidişe dur demek isteyince, müdebbirler, şalvarlılar şehre giremez, şöyle giyenler buraya giremez demeye alışmış olanlar tarafından başlarına örülmeyen çorap kalmamıştır.

          Çok değil bundan yirmi sene önce, sigortalı olanların sağlık hizmetlerinde yaşadıkları çileleri unutmuş olanlar, o rezalet günlerini özlemiş olmalılar ki, yüzlerce yıldır devletin sadece kendilerine hizmet etmesine alışmış olanlar ile beraber hareket ederek, kendi ayaklarına sıkmaya başlamışlardır. Bir insan eline geçen nimeti sorgulamaya, küçümsemeye, basitleştirmeye başladığı zaman, eskiler bu gibi insanlara bulmuşta bunuyor derlerdi. Bunlar azmış, bunlar kudurmuş belalarını arıyorlar derlerdi. Türk milleti kültürünün gereği olarak verilen her nimete şükür eder ve takdir eder. Bu günkü hastahanelerimiz, yollarımız, sanayi tesislerimiz, yerli ve milli teknoloji ile üretilen silahlarımız için sadece şükür eder, ancak bunlar ile iftihar eder ve sevinç duyarız. Bunlar içinde ilk sırayı kişinin hayatına dokunması bakımından hastahaneler ilk sırayı alır. Kapısından dahi girer iken, nöbetçi asker gibi dikilen görevliyi geçmek imkansız, nöbetçiyi geçinde doktor ile görüşmenin imkansız idi. Doktor istediği saatte gelir ve siz nerede kaldı bu doktor demeyi aklınızdan dahi geçirmekten korkar iken, bu gün yirmidört saat hizmet veren, kendi evimizden daha lüks ve her türlü ilacın ve imkanın sunulduğu büyük şehir ve devlet hastahanelerimizi yapanlara düşmanlık etmek, işte yazımın başındaki atasözümüzün tam oturduğu bir hal dir.

       Son günlerde şehir hastahanelerimiz için uydurulan onlarca yalan medyada dolaşıyor. İnsanların tedavi olamadıkları, ilaç bulamadıkları, doktor bulamadıkları yalanları medyada bilerek yayınlanıyor. Bu yalanları yayanların başında ise muhalif siyasi partiler ve onların yandaşları geliyor. Bütün bunları neden yaptıklarına gelince, kıskanmak kelimesi asla bunu karşılamıyor. Tıpkı İstanbul büyükşehir belediye başkanının su arıtma tesisini temel atmama töreni ile kapatması akla geliyor. Es kaza iktidarı devr alırlar ise, bu hastahaneleri işletemeyecekleri aşikar olan bu yönetim, şimdiden bu hizmet binalarımızı kötüleyerek işe başlıyor. Yarın bu hastahanelerde ilaç ve doktor bulundurmayacaklar, ilaçları karşılayamayacaklar ve hizmetler aksadığı gibi bu binaların ve makinelerin bakımını dahi yapmayacak, hatta yapamayacaklarını biliyorlar ve o günlere hazırlık için, bakın biz demiştik, bu kadar büyük hastahanelere ihtiyaç yok, alın bakın masrafı hizmetini kat kat geçiyor diyeceklerdir. Şimdiden altında kalacaklarını bildikleri bu hizmetleri kötülemeye başlayarak ilk adımlarını atıyorlar.

       İşte insan layık olmadığı biz hizmet, ödül, değer verildiği zaman nasıl, bu nimeti teper ise bunlarda gerçekten bu hizmete layık insanlar olmadığından, ha vermişsin ha vermemişsin bir şey değişmiyor demektir. Memleketin en görünen yerine üç beş çıplak kadın heykeli yaparsın ve törenle açarsın, mezarlıklara üç beş ibrik koyar ve bir musluk için açılış töreni yaparsın millet hizmet diye seni alkışlar ve bu böyle devam eder zan ediyorlar.

     Oysa biz biliyoruz ki, aziz ve necip Türk milleti dünya nimetlerinin en güzellerine layıktır. Devlet her türlü hizmeti yapmalı ve daha da arttırarak yapmalıdır. Bize tepeden bakan ekalliyet ne düşünür ise düşünsün, benim Ökkeş emmim şalvarı ile hastahane başhekimi tarafından kapıda karşılanmalı, eli öpülmeli ve nasılsın Ökkeş emmim denmelidir. Çünkü Ökkeş emmim gençliğinde devlet emr etsin, istediği yerde öleyim demiştir. Ökkeş emminin oğlu gök Ökkeş te, devletin gösterdiği yerde şehid düşmüş, Ökkeş emmim ve kardaşları ve bütün köylü vatan sağolsun demişlerdir. Bu vatanın sahipleri olarak ta, devletten her türlü hizmeti almayı hak etmişlerdir. Vesselam.   19.07.2022                      

Önceki ve Sonraki Yazılar