Ahmet Doğan İLBEY

Ahmet Doğan İLBEY

İnkırazın moderncesi: dijital hayat, dijital insan

Her çağın kendine has inkırazları var. İnsanın dimağını ve idrakini güve gibi kemiren yeni bir inkırazla karşı karşıyayız. Haçlı saldırılarından daha tehlikeli bu inkırazın adı modern inkıraz. İnkıraz: Çöküş, yok olma, sona erme… Müslüman milletleri de saran modernlik virüsünün girdiği yeri yozlaştırması bu asrın inkırazlarındandır.

Modernizmin icadı olan homo-dijital, yâni dijital insan tehlikesinin alarm zilleri çalmaya başladı. Eğitim, kültür ve cemiyet hayatının alafrangalaşmasındaki inkırazları fark edemeyenler, dipten derinden gelen dijital teknoloji inkırazının tehlikelerini de fark edemiyorlar. Ahmaklar ve fikirsizler fark edemeyebilir, fakat dijital inkıraz etrafımızda karabasan gibi dolaşıyor. Dijital-tekno hayat insanın erdemini, ahlâkını, karakterini, idrakini yozlaştırıyor. İnsanlar online ve dijital olarak birbirine yakın, fakat dil ve kalp olarak uzak…                                                                                                 

BU GELEN DİJİTAL-TEKNO İNKIRAZDIR

Müslüman mı Avrupalı mı bellisiz. Hiçbir şeye benzemeyen ucube bir dijital-tekno kültür gırla gidiyor. Bu sebeptendir ki insanların davranışları ve yaşayışları bir tuhaf. Maddî imkânları artan Müslümanların hayat tarzının da hormonlaşması ve Cemil Meriç’in ifadesiyle “inkıraz devrinin bütün meziyet ve reziletleriyle” her kademede görünür olması ürkütücü hâle geldi.                 

Her yerde pusuda bekleyen inkıraz bu kez modernlik kisvesiyle insanın kalp ve gönül kapılarına dayandı. Hazret-i insan toplumu homo-makine yahut homo-teknoloji toplumuna doğru kayıyor. Fıtrat ve seciye inkırazı bu… Bu inkıraza dijital-tekno inkırazı da diyebiliriz.

DİJİTAL-TEKNO KÜLTÜR MİLLÎ KİŞİLİĞİ YOZLAŞTIRIYOR

Dijital haberleşme, dijital hayat ve dijital insan yaratıyor. Bu yaratığa bir müddet sonra insan demek mümkün olmayabilir. Çünkü dijital insan “küresel” zihniyete maruz kalmış insandır. Küreselleştikçe millî kimliğini, mensubiyet şuurunu, dilini, edebiyatını, geleneklerini unutacak ve ortaya homo-melez kimlikli bir insan tipi çıkacak. Düşüncesi bile facia! Küresel dijital haberleşme zaman, mekân ve kimlik mensubiyetini yozlaştırdığı gibi, insanın zihin ve bedenini de zaaflara uğratacak. “Zaman” kavramı ve mekân şuurunu kaybedecek bir toplumun akıbetini düşünebiliyor musunuz? Yeni hastalıklar peyda olacak. Ecnebî dünyanın icadı olan “Teknopolis”, yâni dijital teknoloji şehirleri insanlığın fıtratını değiştirecek. Dijital-tekno hayat kendi kültürünü ve anlayışını hâkim kılacak.

Modernizmin hasara uğrattığı millî kişilik modernizmin bir parçası olan dijital hayatta bütünüyle zayi olmaya doğru gidiyor. İnternet çağında sanal arkadaşlıklar ve gruplar millî kimliği ve hassasiyeti örseliyor. Dijital küreselleşme insanları aidiyetinden koparıp sözde “özgür” kılacak. Böyle bir nesil bu milletin değerlerini sahiplenebilir mi? Vatanını sevebilir mi? Vatan şuuru olur mu? Ferdiyetçilik arttıkça ruhsuz modernizmin hâkimiyeti daha da genişleyecek. Bu, insanlığın sonu demektir.

DİJİTAL DÜNYA CEHENNEMİNE DOĞRU GİDİYORUZ

Dijital mekân ve zamanda mâzi ve mensubiyet şuuru yoktur, faydaya dayanan şimdidir, şu ândır. Şimdiki zaman ve şu ân bittiğinde arkadaşlığa dair ortada hiçbir şey kalmaz. Bir başka tehlike; millî dil gücünü kaybedecek, dijital dil hâkimiyet kuracak. Küresel dijital dilin ortak kelimeleriyle konuşup yazacak internet nesli. İnsanlar dijital telefonlarla bol bol konuşacak ve seyredecek, fakat birbirlerine dokunmayacaklar. Dijital telefon, sesi ve görüntüyü verecek, fakat karşıdakinin kokusunu, dilinin esintisini hissettirmeyecek. Dijital, yâni sanal arkadaşlık insanın gönül ve dimağında yer etmeden ândan sonra silinip gider. Dijital hayat cehennemine doğru gidiyoruz.

YÜZ YÜZELİĞİN HER ŞEYİ GÜZELDİR

Dijital-tekno yahut İnternet nesli, yüz yüze konuşmak yerine internetten veya akıllı telefondan konuşuyor artık. Madde bağımlılığı gibi bir müddet sonra dimağı çürütücü bir alışkanlık bu… Sanal gerçekliklerle çevresinden, cemiyetinden dolayısıyla değerlerinden kopuk yoz bir nesil tehlikesi önümüzde.

Yüz yüzeliğin her şeyi güzeldir ve insan fıtratına uygundur. Yüz yüze temas, yüz yüze hayat, yüze yüze sohbet hayatımızdan çekilecek. İnsanlık yüz yüze bir dünyadan dijital bir hayata doğru evrilecek. Bu muhtemel tehlikeler içimizi titretiyor. Yüz yüzeliğin duygu ve temasını tadamayan dijital insanlar kuklaların oynatıldığı tiyatro ve robotlar panayırındaki rolleri oynuyorlar.

GERÇEK HAYATIN YERİNİ DİJİTAL HAYAT ALIYOR

Gerçek hayatın yerini dijital sanal hayat alıyor. Dijital hayatta her şey görüntüden ibarettir. Bu tehlikenin ileri safhası nasıl olabilir? Düşündükçe, “eyvah gerçek hayatım!” demekten beri duramıyoruz. Öyle ki, sanal hayat, sanal arkadaşlıklar millî ölçülerimiz zemininde “sosyalleşmeyi de” vuruyor ve kendi toplumuna ve değerlerine yabancılaşmayı hızlandırıyor.

Dijital medya ve akıllı telefon gerçek olan her şeyi “sanal” hâle getiriyor ve gerçekmiş gibi idrak edilmesini sağlıyor. Dijital âlemde hakikatin yerini kurgulanmış her türlü sahte gerçekler, semboller yer almakta. Bu nesil günlerini akıllı telefon, tablet, internet, facebook, twittir ve instagramın sahte dünyasında günün en çarpıcı videolarını, günün en önemli fenomenlerini izleyerek geçiriyor. Bir müddet sonra sahte gerçeklikle kendi millî gerçekliklerini ayırt edemez hâle geliyor. Kendi gerçekliğinden kopup, sanal gerçekliğin dünyasında yaşayan nesil ne işe yarayabilir? Vatan için askere gider mi? Din ü devlet mensubiyetini sürdürebilir mi?  Dijital-tekno dünyanın esiri olan neslin illüzyonist, yâni göz bağcılığı yapan sanal bir dünyada ait olduğu millete yabancılaşması mukadderdir.

DİJİTAL BAĞIMLI İNSAN HAZRET-İ İNSAN VASFINDAN UZAKLAŞIYOR

Modern yahut postmodern nesil, dijital-tekno imkânları araç olarak kullanmıyor, hayatının vazgeçilmez bir rüknü hâline getiriyor. Bir uyuşturucu bağımlısı gibi, sanal ve sentetik bir dünyanın sembolleri, görselleri ve reklâmlarının bir parçası olup çıkıyor. Akıllı telefon, internet, sosyal medya, yâni dijital-tekno sistem bağımlılarını yalnızlaştırıyor, içine kapanık bir insan hâline getiriyor ve yerli mânada “sosyallik” ten uzaklaşan tuhaf bir insana dönüştürüyor. Dijital bağımlılığın ileri safhası rûhî, modern ifadeyle psikiyatrik bir hastalıktır.

Hülâsa ifadeyle, hızla modernleşen şehirlerde ve sanal âlemde dijital makineye dönüşen insan en başta dilini ve hazret-i insan vasfını kaybediyor. Adâb-ı muaşeret, vakar, nezaket ve cemiyet adamlığı yavaş yavaş inkıraza uğruyor. Göz göze bakış yok… Birbirine temas eden dil ve kalp yok. Gönül evleri zaten kapalı.                  

Sözün özü; bu içtimaî illetten kurtulmak istiyorsak, dijital teknolojiye sınırlama ve yasak getirilmeli, hem de âcilen. (ilbeyali@hotmail.com)

 *****

Vefat eden eğitimci ve yazar Mehmet Dobaoğlu’na Cenab-ı Allah’tan rahmet dilerim. Mekânı cennet olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar