Asuman SOYDAN ATASAYAR

Asuman SOYDAN ATASAYAR

Hakları teslim edilmiş ama;

“Kahraman ve Öncü Kadınlarımız” isimli kitabımı hazırlarken dikkatime takılan en bariz şey kadınlarımızın eğitim durumuydu.  Bu kitapta mesleğinin en ilki olan öncü kadınlarımızla, savaş yıllarında erkeğiyle cephelerde savaşan, cephane taşıyan, fedakar kahraman kadınlarımızdan toplam 22 tanesinin hayatlarını inceleyerek, duygu denizinde boğulmuş ve onların hayatlarının şiirsel anlatımla bir tür destanlarını yazmıştım.

Bu 22 kadının içinde, ilk doktorumuzdan, ilk hemşiremize, ilk ressamımızdan, ilk diplomatımıza, ilk muhtarımıza varıncaya değin pek çok ilke imza atmış olan meslek sahibi kadınlarımız var.

Bu 22 kadını içinde; değil meslek sahibi olmayı,  belki okumayı bile  bilmeyen dört duvar arasında çocuğunun karnını doyurma telaşı içindeyken vatan mevzu bahis olunca gözünü kırpmadan koşan kahraman analarımız var.

Bu kadınlarımızın hayatlarını incelerken bir gerçek çarpmıştı yüzüme…Meslek sahibi olan kadınlarımızın hemen tamamı Trakya ve Rumeli kökenliydi…Kahraman kadınlarımız ise Anadolu topraklarındandı.

Söylemem o ki, ilim bilim sanat konusunda Cumhuriyet öncesinde bir ilke imza atan kadına Anadolu’da  rastlamak mümkün değil. Çünkü kadınların sokağa çıkmasına, okumasına, tahsiline hoş bakılmadığı için onun evinde yemek pişirip, çocuk doğurması gerekiyordu sadece. Belki bazı bölgelerimizde ticaret ve atölyecilik gibi meslek sahibi olmuş olanlar olabilir (kocalarının vaya babalarının yanında olmak şartıyla) ama okuyarak biryerlere gelen asla!..

Osmanlı devleti zamanında bile Trakya ve Rumeli de kızlara en azından lise seviyesinde okul vardı. Ne de olsa batıya yakındı onlar. Liseden sonra şartları zorlaya zorlaya Avrupa’da yüksek mekteplere gidenler yine onlardı. İlk doktorumuz mesela; Almanya da, İlk hemşiremiz babasının dışişlerinde olması dolayısıyla İngiltere de almıştı diplomalarını. İlk ressam da İstanbulluydu, ilk edebiyatçı da..İlk mühendisimiz, avukatımız, kimyacımız, öğretmenimiz ve diğerleri  Atatürk’ün açtığı okullardan diploma sahibi olmuşlardı.

Ne hazindir ki topraklarımıza düşman girdiğinde, vatanı kaybetme endişesi düştüğünde Anadolu’nun cesur kadınları çıkmıştı meydane. Sırtında mermi taşıyanlar, ata binip silah kuşananlar, çete savaşı verenler… Erkeğin yanında cesurca savaştıkları gibi erkeğin yanında sosyal hayatı paylaşamayan o kahraman kadınlarımız! Onların da mektepleri  olsaydı, onlar da birer meslek sahibi olsalardı kimbilir şimdi nerelerde olurduk diye düşünürüm hep. Belki imparatorluk parçalanmazdı. Haydi parçalandı diyelim, kurulan cumhuriyetimiz bugün hala demokrasi arayışıyla çırpınmazdı. Okuma yazma seferberliğine rağmen kızlarımızın okuma oranı hala çok düşük ne yazık ki.

 “Bir toplum,  erkek ve kadından oluşan  iki unsurdan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!

Bu  gerçeğe parmak basmış olan Atatürk’ümüz kadınların  haklarını teslim ederken diğer yandan şu sözler ile Kahraman kadınlarımızın da haklarını teslim ediyor:

 “Dünyada hiç bir milletin kadını “Ben Anadolu Kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu Kadını kadar emek verdim,” diyemez!... Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” Diyor.

Her iki kategorideki kadınlarımıza hakları teslim edilmiş ama gelinen nokta o hakların layıkı olmuş mu acaba? Tartışılır.

Önceki ve Sonraki Yazılar