Hakaret dili ve kıskançlığı bırakabilsek

İslam ülkelerinde yaşayan Müslümanların ortak sorunu hakaret ve çekememezliktir.

Allah’ın ipini bırakmışlar kendilerine, dünyalık elde etmek adına yeni firavunlar oluşturmuşlardır. İşte bunun içindir ki; adalet, ahlak, Allah korkusu gibi olmaz ise olmazlarımız yozlaştırılmıştır.

 Bunun sonucu ortadadır.

Uzun yıllardır tanıdığım ve kanalmaras.com sitesinde köşe yazan dostumuz Yıldırım Üzümcüoğlu’nun son yazısı dikkatimi çekti.

“Bir Maraşlıyı Maraş da sevmek” başlığı altında yazdığı yazının altına gönül rahatlığı ile imzamı atmak isterim.

Yukarıda yazı başlığı olarak girdiğim hakaret dili ve kıskançlığımızı bırakabildiğimiz anda şehir için bir başarı hikâyesi yazmamız mümkündür.

Şimdi bütün İslam Dünyasının içine düştüğü bu hastalık doğal olarak Türkiye’yi ve Kahramanmaraş’ı da içine almıştır.

Bu hastalıktan bir çırpıda kurtulmamız mümkün mü?

Üzümcüoğlu şöyle sesleniyor: “Bir Maraşlı ile başka şehirde ya da ülkede karşılaşın; boynunuza sarılsın. Otobüs veya uçakla Maraş’a kadar gelirken iyi bir yol arkadaşısınız. Maraş toprağına ayak bastığınız an; kimya değişimi yaşanır. O başka yerdeki can ciğeriniz ya da yolda yoldaşınız olan insan; birden kimlik değiştirir ve farklı bir insan oluverir. Bunun sırrı veya hikmeti nedir? Bir bilene de rastlamadım. Maraşlı Maraş’ta bir Maraşlıyı sevemiyor mu? Maraş’ta iyi bir iş yapan varsa; ilk muhalif biziz. Maraş’ta fakir varsa, bir türlü inanmayız. Yemeğe yakın illere gidilir. Lokanta açılır bir ay oturacak yer bırakmayız. Bir ay sonra masalar sebil… Bir sektörde boşluk var ise; kimse o iş’e başlamaz. Ama ilkinden sonra onlarcası açılır. Tarhanacı, yufkacı, dondurmacı, biberci, tekstilci… Her şeyin ÖZ olanını severiz… Önce ……………….. lokantası, sonra ÖZ …………………….. lokantası. Önce ……………….. firması, sonra ÖZ ……………… firması. Bükemediğimiz bileği öpmek bilmeyiz. Yabancıyı yüceltiriz, Maraşlıyı gömeriz. Her işten anlarız, her şeyi biliriz. Müdürlerimiz yabancı olmalı, vekilimiz Maraş’ta yaşamamış olmalı. Firmamızı Maraşlıya emanet etmeyiz. Şehir dışında başarı kazanan Maraşlıyı da getirip vezir etmeyiz. Maraşlıyı sevmeyiz. Suriye’den ithal fakire yardım etmeli, Pazarcı Suriyeli olmalı. Yöneticinin makbulü; İstanbul’dan, Adana’dan, Denizli’den olmalı. Otomobil başka şehirden alınmalı. Kıyafet komşu iller veya Ankara, İstanbul dan… Maraşlıyı sevmek, Maraşlıya Maraş da değer vermek, çalışana destek olmak, başaranı alkışlamak, teşvik etmek GERÇEKTEN ÇOK MU ZOR? Paylaşmak gerek hayatı, sonumuz belli… Bu güzelim havamız, bu muhteşem suyumuz mu dokunuyor? Maraşlıyı Maraş’ta sevmemeyi SEVEMİYORUM”

**

Biz Müslümanların en önemli önceliği bence;

Yalan, iftira, gıybet, çekememezlik ve haset gibi şer oluşturan fiillerden hızla uzaklaşmamızdır.

Sevgili Peygamberimize sormuşlar. Senin ümmetin nasıl olmalıdır şeklinde.

Demiş ki : Benim ümmetim içki içer, kumar oynar, zina yapar YALAN SÖYLEMEZ. Yalan söyleyen ise BENİM ÜMMETİM DEĞİL…

Başka bir söze gerek var mı?

Günlük hayatımızda, ticaretimizde, siyaset dilimizde kurguladığımız her şey yalan ise bizim sonumuzun nasıl olmasını bekliyoruz?

Şimdi bu durumda tek yapmamız gereken şey yalandan uzaklaşmak, doğru konuşmak, güçlüyü değil de haklıyı savunmak olmalıdır.

İşte biz bunu yaparsak; İslam ülkeleri, Türkiye ve Kahramanmaraş kalkınır ve emperyalistlere, batıya meydan okur.

Bunun yapmadığımız sürece de bu ülkede ahlak, adalet, hak, hukuk birer hayal olmaktan öteye gitmez. Ve biz birbirimizi yiye yiye yorgun düşer ve sonunda da bağımsızlık ve istiklalimizi kaybederiz….

Sözün özü budur vesselam!...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar