Habermas ve Kamusal Alana İlişkin Fikirleri

Malûmunuz üzere, Alman felsefeci, felsefe profesörü, sosyolog ve siyaset bilimci Habermas, kamusal alan kavramı üstüne yoğun olarak yazmıştır. Politik sorunların akılcı tartışıldığı yer, elbette kamusal alandı. Bu nedenle, Habermas, 18. yüzyılda, Fransa’daki café’lerde geçen diyalogları kullanmıştır. Öyle ki; burjuva kültürünün kahvehaneler, entelektüel ve edebiyat salonları ve özellikle de yazılı basın gibi merkezler çevresinde gelişmesiyle birlikte, parlamenter demokrasi mümkün olabilmişti. Habermas, ayrıca, kamusal alana bir kavram olarak bakmakla, tarihsel bir oluşum olarak bakmak arasında, ayrım yapmıştır. (Esat Beşer. Habermas & Bilime Katkısı. Maraş Gündem Gazetesi. 31 Ekim 2018)

Habermas, Kitabında, Neyi Belirtmiştir?

Habermas, Kamusallığın Yapısal Dönüşümü isimli kitabında, 18. yüzyılda, Avrupa kıtasında, kamuyu kamuoyunun başlıca taşıyıcısı olarak örgütleyerek, düşüncelerin ve kanaatlerin serbestçe dolaşıma girdiğini belirtmiştir.

Burjuva Kamusal Alanı Oluşumu

Dolayısıyla, bağımsız bir burjuva kamusal alanı oluşturulmuştur.

Habermas, Neyi Savunmuştur?

Habermas, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, burjuva kamusal alanının biçiminde, değişimlerin başladığını savunmuştur.

20. Yüzyılda, Devletin Dönüşümü

20. yüzyılda, sosyal refah devleti, kitle demokrasisi içerisinde, kamusal bir alana dönüşmüştür.

Toplumsal Örgütlerin Kamusal Alana Eklenişi

Bu süreçte, toplumsal örgütler de kamu yönetimiyle ve siyasi partilerle, her ikisinin de aracılığıyla, politik kamusal alana dâhil olmuştur.

Bunun dışında, bu örgütler, devlet yönetimi ile ilgili işleri de gerçekleştirmeye ve organize etmeye başlamıştır.

Toplumun Yeni Baştan Feodalleşmesi

Habermas, bu durumu, toplumun bir tür yeniden feodalleşmesi olarak belirtmiştir.

Toplumsal Güçlerin Misyonu ve Sorumluluğu

Toplumsal güçler ise, kamu otoritesinin görevlerini yüklenmeye başlamıştır.

Böylesine bir sorumluluk üstlenmiştir.

Habermas, Bu Süreci, Nasıl Tanımlamıştır?

Habermas, bu süreci, birbirine eşlik eden bir süreç olarak, devletin toplumsallaşması; toplumun ise, devletleşmesi olarak tanımlamıştır.

Habermas ve İddiası

Bu doğrultuda, Alman siyaset bilimci, devletle toplum ayrımına dayanan burjuva kamusal alanının tamamıyla ortadan kalktığını yani yok olduğunu iddia etmiştir.

Keza, böyle bir iddiada bulunmuştur.

Habermas, Neyi İfade Etmiştir?

Bu bağlamda, Habermas, kamusal alanın kültürel bir tüketim alanı şekline sokulduğunu ifade etmiştir.

Kamusal Alanın Topluma Yayılışı

Ayrıca, kitle iletişim araçlarıyla, kamusal alan, tüm topluma yayılmıştır.

Habermas, Neye Dikkati Çekmiştir?

Habermas, kamusal konuları tartışma eğiliminin asla kaybolmadığına ama bu tartışmaların çoğunlukla basınla, özellikle de görsel ve yazılı basın ortamlarında, eleştirellikten tamamen uzakta ve adeta bir meta gibi kamuya sunulduğuna dikkati çekmiştir.

Habermas’ın Günümüz Kamusal Alanı Tanımı

Günümüzde, kamusal alan, siyasi partilerle ve kitle iletişim araçları ile biçimlendirilen ve yönlendirilebilen kitlelerden oluşmuş “görünüşteki” bir kamusal alandır.

Nitekim, Habermas, günümüz kamusal alanını, bu şekilde tanımlamıştır.

Kamusal Alanda, İktidar Mücadelesinin Ortaya Çıkışı

Bunun üzerine, kamusal alanda dönüşüm ile birlikte, bir iktidar mücadelesi de bu mecrada ortaya çıkmıştır.

Öyle ki; günümüz demokrasilerinde, özellikle, bu, çok belirgindir.

İktidar İçin, Gösteri Vakti

Bundan böyle, iktidar, kamusal alanda, yalnızca siyasi arenada, kendini göstermez.

Aynı doğrultuda, kitle iletişim alanında da kendisini gösterir.

Velhâsıl, iktidar, hem siyasette hem de kitle iletişiminde olmak üzere, her iki kamusal alanda, kendini göstermeye çoktan başlamıştır.

ÖZET

Özetleyerek ifade etmek gerekirse, Alman siyaset bilimci Habermas’a göre, 18. yüzyılda, Avrupa’da, kamu, kamuoyunun taşıyıcısı olarak örgütlenmiştir. Böylece, düşünceler ve kanaatler, serbestçe dolaşıma girerek, bağımsız bir burjuva kamusal alanı oluşturulmuştur. Buna ilaveten, 19. yüzyıldan itibaren, burjuva kamusal alanının biçiminde, değişimler başlamıştır. 20. yüzyılda, sosyal refah devleti, kitle demokrasisinde, kamusal bir alana dönüşmüştür. Bu süreçte, kamu yönetimi ve siyasi partilerle, politik kamusal alana dâhil olan toplumsal örgütler, devlet yönetimine ilişkin işleri gerçekleştirmeye ve organize etmeye başlamıştır. Bunun sonucu, toplum, yeniden feodalleşmiştir. Toplumsal güçler ise, kamu otoritesinin görevlerini yüklenmiştir. Öyle ki; bu süreçte, devlet, toplumsallaşmıştır. Toplum ise, devletleşmiştir. Bu doğrultuda, devletle toplum ayrımına dayanan burjuva kamusal alanı, tümüyle yok olmuştur. Kültürel bir tüketim alanı şekline sokulan kamusal alan, kitle iletişim araçlarıyla, tüm topluma yayılmıştır. Kamusal konuları tartışma eğilimiyse, kesinlikle kaybolmamıştır. Ne var ki; bu tartışmalar, kamuya çoğunlukla görsel ve yazılı basınla, eleştirellikten tamamen uzakta, adeta bir meta gibi sunulmuştur. Günümüzde, kamusal alan, siyasi partiler ve kitle iletişim araçlarıyla biçimlendirilen ve yönlendirilebilen kitlelerden oluşmuş “görünüşteki” bir kamusal alandır. Günümüz demokrasilerinde çok belirgin olmak üzere, kamusal alanda dönüşümle, bir iktidar mücadelesi de ortaya çıkmıştır. Bundan böyle, iktidar, yalnızca siyasi arenada değil, kitle iletişim alanında da kendini göstermeye başlamıştır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar