Galip kim? mağlup kim?

Bugünlerde herkes   cumhurbaşkanımızın Amerika gezisinin başını ve sonunu okumakla meşgul. Kalemi ve kelamını hakkaniyet ölçülerine riayet ederek yazıp çizenlere bir diyeceğim yok. Amma velakin aklını kiraya vererek işkembeden atıp tutanlara Allah aşkına birileri dur desin artık.

13 Kasım  tarihinin net olmasına rağmen gidilip gidilemeyeceği ile ilgili kararın verilmediği günlerde gitmesin ,tutuklanabilir, davete icabet etmeden dersini versin ya da gitsin ama… ile başlayan bir sürü zırvaları içinde barındıran yazılara yorumlara hep beraber şahit olduk.

Aynı şeyler büyük ihtimalle Amerika tarafında da yaşanmıştır. Hatta Fetö kalıntıları suyu bulandırmak için olmadık kabaklar karıştırıp bu gezinin gerçekleşmemesi için var gücü ile çalışmıştır.

Ama olanda hayır vardır diyerek şimdi de biraz bu gezinin tahlilini yapalım.

Çünkü vatandaş bir çok şeyi sade ve yalın hali ile, kendini bir şey zanneden   yazar çizer ve akademisyenden daha iyi okuyor biliyor ve anlıyor. Hem de öyle bir anlama ki., Çoğu sosyolog ,psikolog hatta siyasetçi eline su dökemez.

Trump kendi zekası ile aklını kontrol edebilse sanırım dünyamız sulh ve salaha doğru yavaş adım da olsa yürümeye devam eder. Amma nerde o akıl ve o feraset. Adam dünyanın gözü önünde Cumhurbaşkanımızla yaptığı basın toplantısında  gazetecilerin  sorduğu  açık ve net sorulara yandan ve kaçamak cevaplar vererek gülünç duruma düştü.

Üniversitede iletişim dersi vermiş  bir hekim olarak Trump’un  o andaki beden dilini tekrar izlerseniz sizde benzer anlam çıkarırsınız. Yüzü  hatları gerildi ve yüzü  kızardı . Duruş eğrisindeki aşağı doğru yamulma  bende şu algıyı oluşturdu. Beni fazla sıkıştırma bağımsız değilim durumu idare ediyorum der gibiydi.

Cumhurbaşkanımız ise her iki taraftan  ve senatörlerdan gelen tüm sorulara eğip bükmeden teamülmüş meamülmüş dinlemeden açık seçik ve net cevaplar verdi. Belgeleri önlerine açtığı yetmiyormuş gibi Ermeni meselesinde ipe un seren satılmış beyinlere de hodri meydan diyerek bir milyonun üzerindeki belgelerimiz açık diyerek tarihçileri göreve çağırdı.

Bizde çok tartışılan mektup meselesini de  yine kendi ağırlığına yakışır bir tonla sahibine iade etti. Ülkemizin hayrına bir zerreye bile tahammülü olmayan  güruh mektup meselesinden beklediğini bulamadı. Polemik için aradığı zemin olgunlaşmayınca atıp tutsalar da vatandaş nezdinde beklentilerinde sükutu hayal yaşadılar.

Ancak cumhurbaşkanımız ne yapsa ne etse ,kulp takmada mahir marazlı zekaya sahip yaratıklar için bir anlam ifade etmiyor ve böyle giderse etmeyecekte. Gerçi tek tük de olsa bu kadarına da pes artık diyerek ülkemiz adına bu görüşmeyi olumlu bulanlar yok değil.

İtler hep ürümüş ama kervanlar hep yol almış. Bunların Allah bir dediğinin dışında inanılacak bir sözleri ve duruşları  yok. Dün  bu güruhun  dedeleri ve babaları boğaza ilk yapılan köprüden zinhar geçmeyiz teraneleri ile bu milletin hayrına yapılan boğazın ilk  incisine  karşı çıkmışlardı. Bugün onların torunları daha düne kadar Marmaray ve Avrasya tüneli ve hatta boğazın diğer incilerini kullanmayız yeni hava alanından da uçağa binmeyiz diyorlardı. Ama görüyoruz ki, burada bile samimi değiller. En çok  kullananlar onlar olunca yüzünüze gözünüze dursun diyesim geliyor . Ancak aldığım terbiye bu sözü sarf etmeme müsaade etmiyor.

Çok şükür aile terbiyesi görmüşüz ve hayrı şerri araştırırken zekamızdan çok aklımızı kullanarak az hata yapmaya çalışıyoruz. Bu güruhun fanatikleri son günlerde öyle bir zıvanadan çıktı ki, kimi 81 yıl önce ölmüş birinin önünde secde ediyor, kimi de toplu taşıma araçlarında ve kalabalık ortamlarda baş örtülü hanımları taciz ediyor .

 Tabi bir kısmı da  durumdan vazife çıkarma peşinde. Köprünün altından çok suların aktı. Ülkemizi bir daha geriye  özlediğiniz karanlığa götüremeyeceksiniz. Çatlasanız da patlasanız da  bu millet size vize vermeyecek.

Bugünlük de bu kadar.

Kalın sağlıcakla

Önceki ve Sonraki Yazılar