Ahmet Doğan İLBEY

Ahmet Doğan İLBEY

Fuzûlî’nin dil şehrinde “Leylâ’dan Mevlâ’ya ulaşılır”

Şairlerin sultanı ve büyük atası Fuzûlî, Allah aşkından, Peygamber Efendimiz’e olan hasretinden hüzünle kavrulmuş gönlünü âbâd etmek ve inşirah buldurmak için, nâsutî, yâni beşerî âlemden ilâhî âleme ulaşılacak ilk durak olan dil şehrini kurmaya karar verir.

BEDEN ŞEHRİNDEN DİL ŞEHRİNE

Çileli bir mânevî hayattan sonra “Aşk imiş her ne var âlemde / ilim bir kıyl ü kâl imiş ancak” diyerek dünya, yâni “beden” şehrinden çıkıp ilâhî aşk diliyle dil şehrini inşa eder. Selâmını rüşvet değildir diye almayanların, kendi ifadesiyle “buruşuk suratlıların” şehrini, tasavvufî mânasıyla “beden” ülkesini terk ederek, âşıkların mâşukların bir arada olduğu dil şehrinde yaşar. Leylâ’dan Mevlâ’sına, yâni mâşukuna kavuşmak için çölde bir Mecnundur artık. Çöl çile, ıstırap, ateş ve yanmaktır. Dil şehrini çölde pişirir.

İLÂHÎ AŞKLA İNŞA EDİLEN ŞEHİR

Fuzûlî’nin dil şehri öyle bir şehirdir ki “Leylâ’dan geçip Mevlâ’ya ulaşılır.” Bir baştan bir başa mâna diliyle inşa edilen bu şehrin adı ilâhî aşk şehridir. Fuzûlî’nin dil şehri Leylâ ve Mevlâ’dır. Leylâ ve Mevlâ bu şehrin havası, suyu, toprağı ve her şeyidir. Bu gönül şehrinde yaşayanlar “Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklığı isti‘dâdı var /Âşık-ı sâdık benem Mecnûn’un ancak adı var” diyerek her daim zikir çekerler. Sonra kalplerine ilâhî ateş düşer ve “Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşîna beni / Bir dem belâ-yı aşktan kılma cüdâ beni” diyerek Leylâ aşkından Mevlâ aşkına geçerler. “Leylâ adıyla Allah’ın sıfatlarını, Mecnun adıyla Allah’a ulaşmayı ve O’nun (c.c.) yolunda ulvî meşakkatlere katlanmayı” murad ederler. (Prof. Dr. Halûk İpekten, Fuzûli-Hayatı, Sanatı, Eserleri, Bazı Şiirlerinin Açıklaması)

FUZÛLÎ’NİN DİL ŞEHRİNDE AŞK, HÜSN, MUHABBET VAR

Dil şehri güzeldir, fakat cefası vardır. Havf, gam, adâvet (düşmanlık), maraz, ümit, muhabbet ve ferah bir aradadır bu şehirde. Fuzûlî ümit, muhabbet ve ferahla dost olur, diğerlerini kovar. Beden şehrinin âzâları bu duruma karşı çıkarak, yalan, kin ve haset kabilelerinin yardımıyla gönül şehrini işgal ederler. Fuzûlî, yâni aşk ferah’ı hüsn’e göndererek yardım ister. Hüsn: “Ya aşk gerektir ki kadrimi bilsin, ya akıl gerektir ki beni zapdebilsin” der. Muhabbet aşk’a, yâni Fuzûlî’ye varır, durumu izah eder. Böylece aşk, hüsn, ferah, ruh ve akıl anlaşır ve gönül şehri düzene kavuşur. Beden ülkesi mağlup olmuştur artık. Bu mücâhedenin sonunda Fuzûlî hüsn’le birleşip gönül şehrine hâkim olur.

Dil şehrinde ferah hüsn’ün, yâni güzelin, muhabbet aşk’ın, ümit aklın yerini tutar. Bu şehrin padişahı hüsn, yardımcısı aşk’tır. Hüzün de nazının çekilmesi gereken ve olmazsa olmaz bir ferdidir. Bundan böyle dil şehrinde kâl ehli olan yaşamaz; hâl ehli olan yaşar. Modern zihniyetle malûl şairlerden, filozoflardan, “homo sapiens” lerden Fuzûlî’nin dil şehrine dâvet eden çıkar mı? İnsanın eşref ve hüsn vasfından uzaklaşmış seküler şehrin ahalisinden dil şehrine hicret düşüncesi hâsıl olur mu?

BEDEN ŞEHRİNİN Mİ AHALİSİ OLALIM, DİL ŞEHRİNİN Mİ?

O zaman kendimize soralım: Kıyl ü kâl olan modern şehirde, diğer mânasıyla “beden” ülkesinde mi yaşayalım, yoksa hüsn’nün, ilâhî aşk’ın, ferah’ın şehrinde mi? Beden şehrinin mi ahalisi olalım, dil şehrinin mi? Ferah’a, saadet’e ve selâmet’e mi kavuşalım, yoksa beden hazzı ve konforunun olduğu dünya şehrinde mi kalalım? Kaynaktan mı su içelim, sonradan yapılma gölden mi? Cevabını Fuzûlî’den dinleyelim: “Aşk, âşıklara hidâyet yolunu aydınlatınca, hakikat yolunun yolcusu aşk’a uyar. O’nun gösterdiği yola gider.”

Velhâsıl, Ali Yurtgezen hocanın “Fuzûlî’nin Musammat Gazelini Şerh Denemesi”, Prof. Ali Nihat Tarlan’ın “Fuzûlî Dîvanı Şerhi” ve Prof. İhsan Fazlıoğlu’nun “Fuzûlî Ne Demek İstedi?” kitaplarından gücümüz nisbetinde tahsil ettiğimiz Fuzûlî’nin dil şehrinin yolunu öğrenmektir muradımız. Fuzûlî’nin dil şehrinin yolunu bilmeyen, bilene sorsun.(ilbeyali@hotmail.com)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar