Dr. Mustafa Coşkun Kale

Dr. Mustafa Coşkun Kale

FINDIK HATUN 

Ğayalık Mahallemizin (Kayabaşı) hatırnâz, dirayetli ve otoriter yapılı Fındık Hatun'un aslı, Kavşut Köyü'müzde ki "Sürmeli" kabilesine dayanır. 

Mahallenin, yaş ve konumlarına göre Fındık Hatun, Fındâtın (Fındık Hatın), Fındık Garı, Fındık Bibi, Fındık Ebe dedikleri, ufak tefek gençliğin de, dikkat çekici güzellikte ki bu Hatun, lâfına itibar edilen, dinlenen ve söz geçiren bilge biriydi.

Fındık Hatun, çileler dolu hayata sabır ve metanetle direnmiş yılmadan mücadele etmiş bir kadındır. Fındık Bibi'nin çevresinden sayğı görme nedenlerinden  biri de belkide O'nun bu özelliğidir.

Çocuk yaşlarında belli aralıklarla Ana ve Babasını kaybetmiştir. Daha henüz genç kız olmamışken de, Göksumuzun ileri gelen sülelerinden Camuzoğullar'ından Camuz Ali ile ailece söz kesilmiş.
Bir nevi nişan deyin siz buna.

Fındık Bibi'nin hayat hikayesini anlayabilmek için önce  Camuzoğulları ailesini tanımamız gerekiyor.

Camuzoğulları olarak bilinen aile, Camuz Hüseyin, Camuz Ali, Camuz Mehmet ve Camuz Durdu olarak dört kardeştirler. 

Bunlardan Camuz Durdu teskere alıp Göksun'a gelirken Ali Kayası civarın da mola da uyurken can verir. Bunun tek kızı Eşe daha sonra rahmetli Hacımemmed Hacı'nın oğlu rahmetli pehlivanımız Çavuş (Aşçı) ile evlenecektir. Pehlivanlarıımız Ali Çetin, Çavuş, Selahattin ve Mehmet (Böke)'nin annesi Habba Hatun da Camuz Hösün'ün kızıdır.

Camuz Hösün'ün diğer iki kızı ise, rahmetli Döndü Hatun amcam Mehmet Kale (İnce Memmed), Diğer kızı Fadıma Hatun ise Abacılardan Süleyman Abacı (Aşiret Sülemen) ile evlenecektir. Ömer, Mehmet ile emekli polis memuru pehlivanımız  Bayram Abacı'nın anne ve babalarıdır bunlar.

Camuz Memmed'in ise iki kızı var rahmetli Şerif Hatun yine rahmete göçen Durmuş Kundakçı yani Aşık Durmuş'la evlenecektir."Kaptan" olarak bilinen Mahmut  ile rahmetli Yaşar Kundakçı 'nın anne babaları.

Camuz Memmed'in diğer kızı rahmetli Emine Hatun ise, Acerlerden Benli Hacı (Acer) ile evlenecektir. Genç yaşta kaybettiğimiz oğlu Yasar bunların çocuklarıdır. Ayrıca rahmetli Benli Hacı'nın Göksun'a ilk çift atlı paytonu getiren olduğunu da bu vesileyle belirtmiş olayım.

Buraya kadar anlattıklarımıza  dikkat etmişseniz Cumuzogulları ailesinden henüz anlatmadığım Camuz Ali (Alürük) hariç, Camuz Hösün, Camuz Durdu ve Camuz Memmed'in "Camuz" soy adı taşıyan erkek evlatlarının olmadığıdır.

Tâ ki Camuz Ali'ye kadar. Fındık Hatun'un hüzünlü hayatı, O'nun azmi, sabrı ve nihayetinde de murada ermesinin  hikayesi de bundan sonra başlıyor. 

Ancak, Camuzoğulları sülâlesinden bahsetmişken bir kaç anektodu yine burada anlatmamız  gerekir. Bu Aile Elbistan-Afşin-Göksun'dan tâ Sivas  ve Şarkışla"ya kadar yaýılmış çok geniş bir ailedir. Bununla ilgili  bir anım da;

Kâdim dostum eski Iğdır Valisi Şarkışla'lı Mustafa Tamer bey bir gün gece yarısı beni aradı "Coşkun, ailemiz için  araştırma  yapıyorum, bize burda güçlü kuvvetli ve çoğuda pehlivan oldukları için Camuzoğulları derler. Kökenini araştırırken Elbistan tarafından geldiğini Afşin ve Göksunda da akrabalarımız olduğunu duydum, sizde Camuzoğulları var mı, araştırırsanız sevinirim" deyince;

 "tam üstüne geldiniz sayın Valim, evet bizde de var aynı sülale, genelde pehlivan oymağı bilinir. Bize de akrabalıkları var. Sizi şu an ailenin tek erkek evladı Muhtar olan o aileden biriyle görüştürebilirim" deyip, Hacı Camuz'la görüştürdüğümü hatırlıyorum. 

Aile ile ilgili bir önemli husus da,  Göksumuz da belirli aileleri vardır ki, bunlar "pehlivan yatağı (oymağı)" olarak bilinirler.

Camuzoğulları, Aşçılar, Pineler (Teltik), Ali Kâyeler (Koyuncu), Hasanların Hamit'ler (Özmen), Ğö Memmedler ( Küçük) Çokaklılar, Abacılar, Ham Mamudlar (Sağır) gibi. Camuzoğulları ailesinin de pehlivanlar yatağı olduğunu da yukarı da belirtmiştik.

Fındık Hatun ve nışanlısı Camuz Ali'ye tekrar dönecek olursak; küçük yaşta Camuz Ali'ye  nişanlanan Fındık Bibi Birinci Dünya Harbinde Camuz Ali  askerdedir. Öksüz, yetim büyüyen Fındık Hatun 5-6 yıl da asker yolu bekler.

Camuz Ali teskereyi almıştır amma, Göksun'a geldiğin de hasta yatağına zor düşer. Epey bir müddet sonra iyileşir ve nihayet Fındık Hatun ile düğünleri olur.

Bu evlilikten, 3 kız 2 oğlan dünyaya gelir. Ancak büyük oğlu Osman, çocuk yaşta daha Veli oğlu doğmadan vefat eder.

Büyük kızı Şemsi, Fındık Bibi'nin daha önce Göksun'dan Çukurhisar Köyüne (Eskiden Göksun'a bağlıydı) yerleşen kardeşi Memiş'in oğluna gelin gider. Bir kızı vardır.

Diğer kızı Şerife (Şefre) ise, İbrahim Çiftçi (Otuz İrbâm) ile evlenir. Çoğunuzun tanıdığı rahmetli Durdu Çiftçi, rahmetli Şeref, İrfan, Osman ve üç kız evlatları olur.

Küçük kızları Elif ise, "Kör Ahmetler" olarak bilinen ailenin Belediye'den emekli Mehmet Nakış ile evlenir. Bu evlilikten de malumunuz; Doğan Nakış, Erdoğan, Erol, Ahmet ve iki kız evlatlar meydana gelir.

Fındık Hatun, tek oğlu Veli'yi ise daha çocuk denilen yaşta askere gitmeden, Bölôba (Pınarbaşı ) Mahallemiz de "Kenanlar" olarak bilinen aileden Kenân Ahmet'in (Koca) kızı Eşe ile evlendirir.

Bu evlilikten de Nergiz, Ali, Ülbiye ve Hacı Dünya'ya gelse de; Nergiz ve Ali çocuk yaşlarda vefat eder. Ülbiye ve Hacı Fındık Garı'nın oğlu Veli'den iki torununu vardır artık.

Fındık Bibi'nin eşi Camuz Ali 1955'li yıllar da vefat eder. Ancak daha vahimi ise;
Oğlu Veli 1962 yılın da vatanı görevi için, Edremit'e askere gider. Maalesef daha üçüncü ayında "künyesi gelir". Fındık Garı'yla birlikte, gerek Göksun gerekse de tüm Ğayalık uzun süre bu acının etkisiyle sarsılır.

Fındık Garı ocağına düşen bu acı etkisi nedeniyle sarılsa da, bir müddet sonra acıyı içine gömerek toparlanır. Bundan sonra hayatta ki tek gayesi, torunları Ülbiye, Hacı ve Gelini Eşe Abla vardır.

Yeri gelmişken, evett Fındık Hatun bu zorlu mücadele de önderdi. Ama o mücadele de O'na en büyük desteği sabrıyla, metanetiyle, ağır başlığıyla veren de hiç şüphesiz, Mahallenin yaşlısıyla, genciyle sayğı duyduğu bizlerin "Eşe Apla"sıydı elbet.

Ne de olsa çocukların anasıydı, O'na da arkasın da dağ gibi duran Fındık Hatun ve O'nun kızları, baba tarafı ve koskoca Mahallenin O'na tam destek ve güveni vardı. O'da bu güveni "Allah razı olsun, ecdâdına rahmet" dedirterek fazlasıyla verdi.

Allah vere de, Mahalle de Fındık Garı ve O'nun koruması altındakilere biri "bir  çift söz" dese, karşısında tüm mahalleliyi bulurdu.

O büyük kabile Camuzogulları'nın soy adını tek taşıyan Hacı Camuz'da Mahalle için hep öyleydi. Daha sokağa çıkma arefesinden büyüyünce kadar, Mahallelice korundu kollandı hep. 

O'nu incitecek, gözünden yaş getirecek her olumsuz davranış, çevrede de, ailelerde de hiç hoş karşılanmaz söz veya malum usul de cezalandırılırdı hep.

Böyle büyüyen Hacı da, günün birinde "Muhtar Hacı Camuz" olduğun da, Mahallesine karşı ahde vefa örneği göstererek dualar almasını da bildi.

Fındık Hatun'un muradı da bu değilmiydi; emanetinde ki o iki yavruyu hayırlı olarak yetiştirmek, büyüyüp serpilmesini görmek.

Çok şükür büyüdüklerini gördü, onlar büyüdükçe Fındık Garı, kendini diğer insanların faydasına adadı. Evinden, yaya, atlı, katırlı misafirleri eksik olmayan bu kadın, çoğu kez onların çıkın ve heybelerini  doldurarak göndermesini de bildi.

Kayalıklıların kâdim yıllardan beri süren  "Kireç Yaylası" na çıkma alışkanlıklarını Fındâtın da sürdürdü. Ama O, yayla da keşfettiği bitkileri o gün hükmüne göre insan için nasıl fayda verir onlara da kafa yordu.

O'nun bazı güç doğumlar da "ebe" olduğu bilinir. Yâ ayağına zomp (tomruk) düşen, doktorların ayağını kesmeye karar verdikleri, Fındık Köyümüz'den şöfor Nurettin Yavuz'u o yayla bitkilerinden hazırladığı macunla kurtarışına ne demeli ? 

Veya rahmetli Erzurum Sülemen'in 15 günlük küçük oğlunun, kafa kemiklerinin yetersiz  gelişmesi nedeniyle pelte kıvamında ki kafatasını; bitkisel ot, sabun ve taze camuz pisliğinden oluşan karışımı sayesinde çocuğun 15 günde iyileştimesi Fındık Garı'nın bilinen onca marifetlerinden biriydi.

Fındık Hatun'un bunca çetin geçen hayatına O'nun dilden düşmeyen esprili sözüyle bitirelim. Dr. Mehmet Apik iyi adamıydı O'nun. Barsak şikayeti ile gittiğin de; doktor "kıvamı nasıl ?" diye sorunca;
"Vallâ dotur beğ, bir bâhıksın ki aynı senin içtiin su, bir de bâhıksın ki gafanda ki bir daş" deyince, doktor gülerek "yok yok !" der, "ne kafama ondan bir taş değsin nede... " gülüşürler elbet.

Unutulmadın acının, sabrın, tefekkürün kadını. Unutmadı bu Şehir kendi "fındık" gibi, taşıdığı şelenk (yük) Kireç Dağı kadar büyük ve ağır bu mücadele kadınını...

Seni ve burada andıklarımızdan göçenleri rahmetle anıyor bu Şehir. 

Mekanlarınız cennet ola inşallah !

Dr. Mustafa Coşkun KALE'nin, Henüz yayımlanmamış, 
"Küçük Türkiye'm GÖKSUN" adlı eserinden.

Önceki ve Sonraki Yazılar