M.Fatih ERDOĞAN

M.Fatih ERDOĞAN

ELLER VE BİZ

Başbakan Erna Solberg ailesinden 13 kişi ile bir dağ restoranında 60’ıncı yaş gününü kutlamak için bir araya gelir. Çekilen görüntüler birkaç gün sonra basına yansır. Görüntülerden Korona tedbirlerine uyulmadığı anlaşılır ve polis tarafından Başbakan Erna Solberg’e 20.000 kron (yaklaşık 16.000 TL) para cezası kesilir.

O dönemde 10’dan fazla insanın bir araya gelmesinin yasak olduğunu söyleyen polis yetkilisi; ‘Benzer durumlarda normal vatandaşlara ceza kesmiyoruz ama Başbakana hükümetin kurallarına uyma zorunluluğu olduğundan ve kamuoyunun güvenini sağlamamız gerektiğinden bu cezanın kesilmesi gerekiyordu bizde kestik’ der. Uzaklardan yansıyan bu manzara hoşunuza gitti değil mi? Çünkü adil olan bu. Gelelim bizden manzaralara:

Birkaç yıl önce Ordu ilimizde görev yapan bir savcı aracını uygun olmayan bir yere park eder. Aracın uygunsuz park yaptığını gören bir trafik görevlisi otomobilinin sileceğine ‘aracınızı bıraktığınız yer yol geçişi. Buraya park yapılamaz. Bilginize’ yazan bir not bırakır. Savcı o trafik görevlisini buldurarak gözaltına aldırır. Kuralları hatırlatan not ‘tehdit’ sayılır. Trafik görevlisine ‘mala zarar verme’ suçlaması yöneltilir. Vatandaş, elindeki güçle ‘adalet dağıtması’ gereken savcının şikâyetiyle nöbetçi mahkemeye çıkartılır. Sonra serbest kalır.

Geçen hafta ise Osmaniye’de görev yapan Mehmet Bülbül adındaki savcı, muayene olmak istediği doktorun odasına kapıyı çalmadan girer. Doktor Gökhan Günel’den kendisini muayene etmesini ister. Dr. Günel; ‘içeride hastam var, lütfen sıranızı bekleyin’ cevabını alır ve deliye döner. Savcı Bülbül ‘Beni nasıl muayene etmezsin’ diye bağırmaya başlar. Savcının talimatıyla Doktora kelepçe takılarak emniyete götürülür. Olay basına yansıyınca Savcı hakkında soruşturma başlatılır. Maalesef bunlarda ‘yurttan’ manzaralar. Devletin gücünü eline geçirip vatandaşı ezen ahlaksızlar…

Muhalefette olduğu bir tarihte 9.Cumhurbaşkanımız merhum Süleyman Demirel’e (Allah rahmet eylesin.) ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş. Demirel; ‘Bak sana bunu bir fıkrayla anlatayım da sabah neşesi olsun’ demiş. Osmanlı döneminde yolsuzlukları ile ünlü bir kadı varmış. Bir gün Kadı Efendi, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek duruyormuş. Kadı, fırıncıya: ‘Ben bu ördeği aldım’ demiş. Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp Kadıya vermiş.

Az sonra ördeğin asıl sahibi gelmiş. ‘Hani bizim ördek?’ demiş. Fırıncı boynunu büküp ‘Uçtu’, deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış. Gayrimüslim de peşinde kovalıyor. Fırıncı bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafında kocasıyla birlikte oturan hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın korkudan çocuğunu düşürdüğünü anlaya koca da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği bir Yahudi vatandaş da dahil olmuş kovalayanlara… Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Kadı’nın karşısına çıkarmışlar.

Kadı ilkin ördeğin sahibine şikâyetini sormuş. Ördeğin sahibi; ‘Bu adam örde2ğimi hiç etti’, diye şikâyetler etmiş. Kadı, fırıncıya sormuş; ‘Ne yaptın bu adamın ördeğini?’ Fırıncı; ‘Uçtu’ efendim demiş. Kadı, kara kaplı kanun defterini açmış. Ördeğin karşısında ‘tayyar’ yazılıymış. Tayyar ‘uçar’ anlamına gelmekteymiş. O halde ördeğin uçması suç değil diyerek, fırıncının ördek işinden beraatına karar vermiş.

Kadı efendi bir gözü çıkan gayrimüslim vatandaşı çağırmış karşısına. Onun şikâyeti için açmış kara kaplı defteri. ‘Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o Müslim’in tek gözü çıkarıla’ hükmünü okumuş davacıya. Davacı: ‘Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak diye sorunca Kadı Efendi; ‘Şimdi, fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.’ Cevabını vermiş. Sağlam gözünün de elden gideceğini anlayan gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.

Çocuğunu düşüren kadının kocasını almışlar huzura. Sorgulamalar yapıldıktan sonra Kadı hükmü açıklamış; ‘Çocuğu düşen kadın fırıncıya verilecek, fırıncı düşürdüğü çocuğu yeniden yerine koyacak.’ Çocuğundan sonra karısını da kaybedeceğini anlayan vatandaş hemen şikâyetinden vazgeçmiş.

Kadı dönmüş Yahudi’ye; ‘Senin şikâyetin nedir bre efendi?’ Olanı biteni şaşkın şaşkın izleyen Yahudi bir süre düşünmüş, ellerini oğuşturup boynunu bükmüş; ‘Adaletin ile bin yaşa Sen Kadı Efendi’ demiş ve şikâyeti olmadığını söylemiş. Böylece Fırıncı tüm şikâyetlerden kurtulmuş. Demirel bu fıkrayı anlattıktan sonra kendisini dinleyen topluluğa dönerek; ‘Ananı öpen kadı ise, kimi kime şikâyet edeceksiniz. Bugün ülkedeki durum maalesef bu’ demiş. Bizdeki manzaralar hiç hoş değil, değil mi?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar