M.Fatih ERDOĞAN

M.Fatih ERDOĞAN

Eleştiri Virüsü

Bizdeki yapılan her şeyi eleştirme, küçük görüp küçük gösterme virüsü bence Çin’den dünyaya yayılan ‘Corona’ virüsünden daha hızlı yayılıyor. Tek tesellimiz bizim virüsün öldürücü olmaması. Bizim virüsün sebep olduğu tek sıkıntı; ‘kimsenin yaptığını kimsenin beğenmemesi’ gibi görülse de işin aslı bu kadar basit değil. Bizim sinsi virüs yüzünden maalesef binlerce yılda oluşturduğumuz tüm değerlerimizi bir bir kaybediyoruz. İsterseniz tek tek sayalım bu değerlerimizi:

Görgü, nezaket ve asalet

Bizim virüsün ortaya çıkışıyla birlikte; ‘görgü, nezaket ve asalet’ günlük yaşantımızı hızla terk edip ortadan yok olup gitti. ‘Asil azmaz’ derdi eskiler, bizim virüs yüzünden azmayan kimse kalmadığı gibi ortalıkta asil masil de kalmadı. Görgülü ve nazik bir insan olmak elbette kolay değil. Bu değerler çarşıda / pazarda satılmıyor ki alasın. Bu değerlere sahip olmak için uzun yıllar gerekiyor. Köylerden ve Kasabalardan gelip şehirlere yerleşen bir ailenin ancak üçüncü nesilleri arzu edilen görgü seviyesine ulaşabiliyor…

Dinleme adabı

Görgü ve nezakettin olmazsa olmazı ‘dinleme adabıdır.’ İster büyük olsun ister küçük muhatabını dinlemeli insan. Bu yüzden ‘Söz gümüşse sükût altındır’ denmiş. Bu güzelim söz de geçerliliğini yitirdi maalesef. Büyükleri susturmanın imkânı olmadığı gibi çocuklara bile susun demek nerdeyse suç kabul edilir oldu. Herkes konuşmak istiyor. Dinlemeyi beceremeyen görgü ve nezaketten yoksun yığınların bulunduğu ortamlarda huzur da olmuyor. Ne yazık ki buralarda kargaşa ve kavga egemen oluyor.

İkili ilişkilerde kural

Görgü, nezaket ve asaletin şartlarından bir diğeri, insanları kırmamaya özen göstermektir. Bu başkalarının her isteğine ‘evet’ denileceği anlamına gelmez. Elbette ki toplumun zararına olacak her eyleme ‘hayır’ da diyebilmeliyiz. Kendi menfaatlerini öncelik haline getiren, arsız ve utanmazların isteklerini tabi ki geri çevirmeliyiz. Ama bunu yaparken nezaket kurallarını tabii ki elden bırakmamalıyız. Görgüsüz ve nezaketsiz insanların iki cihanda da kabul görmeyeceklerini, bir başkasının hakkını çiğnemenin, başkalarının hakkını yemenin kötü bir davranış olduğunu çocuklarımıza mutlaka öğretmeliyiz.

Makamda görgü

Bize; ‘Makamın geçici olduğu bu yüzden makamların insanları yüceltemeyeceği, insanların kendi deneyimleriyle makamları yücelteceği’ öğretilirdi. Makam sahiplerinin hallerini arz etmek için yanlarına gelenleri olabildiğince tevazu ve hoşgörü içerisinde dinlemeleri ve çözüm üretmeleri söylenirdi. Sürekli ‘adam olmaktan’ bahsedilirdi. Adam olmak; ‘görgülü ve nazik olmak’ demekti.

Kabalıklarımız

Mutlaka duymuşsunuzdur; ‘Ne söylediğiniz önemli değil, karşınızdakinin ne anladığı önemlidir’ mealinde bir söz vardır. Güler yüzlü, etrafıyla iletişim kurabilmeyi başaran, selam veren, iyi günler dileyen, teşekkür edebilen, özür dileyebilen insanların sayısı o kadar azaldı ki. Ters orantılı olarak toplum içinde gerginlik, kabalık, itiş kakış, kavga, boşanma, ayrışma, ötekileşme, farklılaşma adaletsizlik, saygısızlık, kısaca ‘kabalıklarımız’ o denli çoğaldı ki kendimizi tanıyamaz olduk. Kim ne derse desin, kim itiraz ederse etsin tek kelimeyle ; ‘yazık oldu’ bize…

Çaresi var mı?

Bence bu için çaresi yok. Artık hiçbir şey istediğimiz gibi olmayacak. İstesek de istemesek de kalemiz içten fethedilmiş durumda. Batı dünyasının icatları olan televizyon, bilgisayar ve akıllı cep telefonları ne yazık ki ‘bizi bizden’ almış durumda. Hele akıllı telefonlar; ‘ aklımızı başımızdan alıp ceplerimize koymuş, bizleri akılsız bırakmış durumda.’

‘Akıllarda baş olmayınca insanın aklına gelmeyen her şey başına gelirmiş meğer.’ Başımıza gelen ne acı ki tamda bu işte.

Allah sonumuzu hayır etsin. Kim bilir, beklide beğenmediğimiz bu günler iyi günlerimizdir. Sonumuz çok daha kötü olabilir mi? Elbette olabilir… Çoktandır unuttuğumuz, örfümüzden, adetlerimizden, yaşantımızdan çıkarıp attığımız, emirlerini rafa kaldırdığımız Allah bizleri ıslah etsin. Sonumuzu hayır etsin. 

Önceki ve Sonraki Yazılar