Mesut Bilal Buğday

Mesut Bilal Buğday

EĞİTİM SORUNU

“Bir ülkenin geleceği, o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.” (Einstein)

Bir ülkenin eğitim kalitesi ne kadar yüksek ise, ülkenin teknik anlamda gelişmesi de o oranda yüksektir. Ülkemizde eğitim konusunda bir yanlış anlama söz konusudur. Eğitim belli bir binada yapılan ve belli bir müfredatı olan sistem olarak düşünülmektedir. Oysa eğitimin çok geniş anlamı ve işlevi vardır.

Bu yazımızda eğitim noktasında eksikliklerimizden bahsedeceğim.

Eğitim sorunlarımızı başlıklar çerçevesinde inceleyelim

Okullar sisteme adam yetiştiriyor. Okullar sisteme adam yetiştirmek yerine, topluma adam yetiştirmeli. Aksi halde okullar eğitimli köleler yetiştirir. Okullarda verilen bilgi, toplumu ve kültürü beslemek adına değil, sistemi korumak adına verilmektedir. Yani sisteme bekçi olacak çağdaş köleler yetiştirmektedir. Bu anlayıştan çıkıp fikri ve irfanı hür nesiller yetiştirmeliyiz.

Eğitim alanı okulla sınırlanmamalı: İbadeti cami ile sınırlamak nasıl yanlış ise, eğitimi okul ile sınırlamakta o kadar yanlıştır.

Okullar sosyal hayatla iç içe olmalı, adeta hayat mektebi haline getirilmeli ve zaman zaman eğitim pazar yerinde, sokakta, bahçede yapılmalı ve eğitimin sadece okuldan ibaret olmadığı öğretilmelidir.

Kendi dilini bilmeden yabancı dil öğretme: Bir ülkenin çocukları kendi inanç, kültür ve dilinin özelliklerini tanımadan başka milletlerin kültür ve dilini öğreniyorsa, çocuklar emperyalizmin kapısından giriyordur. Bir çocuğun görevi öncelikle kendi lisanını öğrenmektir. Bunu söylerken çocuklar yabancı dil öğrenmesin demiyoruz. Öncelikle çocuklara kendi dilini öğretmeliyiz.  

Başkasının lisanı demek, başkasının kültürü demektir. Tekrar milli dil sahasına dönülmelidir.

Maalesef okullarda karakter eğitimi yerine, bilgi birikimi veriliyor (eğitim yerine öğretim) Eskiden medrese usulü eğitimlerde öncelikle ahlak eğitimi ve yapacağı işin ya da okuyacağı bölümün usul kaideleri öğretilirdi. Karakter eğitimi almış çocuk, bilgi sahibi olmadan önce, ahlak sahibi oluyor ve daha sonra yalın bilgi çocukta kibir olmasını engelliyor. Daha sonra okuduğu bölümün usul derslerini öğrenen çocuk bilgiyi iyiye kullanıyor.

Paul Janet’in dediği gibi:  “Fen ilerler, yeni keşifler yapılır, yeni makine ve malzemeler bulunabilir. Fakat bir milletin bekası için bunlar kâfi değildir. Asıl marifet, iyi insan yetiştiren cemiyet haline gelmektir.”

Okullar diploma verilen kurumlar olmamalı: Bana göre okullar diploma değil icazet vermeli. Peki, neden icazet vermeli? Ya da icazet ile diploma arasında ne fark vardır?  İcazet ile diploma arasındaki farkı şöyle anlatabiliriz: icazette “bu işten anlıyor musun?” sorusu sorulur. Diplomada ise: “belgen var mı?” diye sorulur.

Sorulması gereken “bu işten anlıyor musun?” sorusu olması gerekir. Yani icazet sistemi daha doğrudur. Çünkü okuduğu bölümden anlamayan ancak bir vesile ile diploma alan birçok insan var. Ancak sahada uygulama yapmadan icazet verilemez.

-Eğitim özellikle sahada verilmeli: Meslek okulları sadece teorik eğitimlerin verildiği durumdan kurtulup sahada iş gören hale getirilmeli. Birçok eğitim kurumu vermiş olduğu eğitimde teorik bilgi sunmakta, bilginin hayata inkişafı, yansıması olmamaktadır.

-Çok bilgiden ziyade uygulanabilir bilgi: En büyük yanlışlardan biride çocuklara aşırı ve gereksiz bilgi yüklemektir. Çocuğun çok fazla bilgiye sahip olmasından ziyade, gerekli bilgiye sahip olması gerekir. Özel bir TV kanalında “kim milyoner olmak ister” adında bir yarışma programı var ve bu yarışma programına çıkan birçok genç Türkiye’nin en seçkin üniversitelerinden mezun. Ancak gençler en basit sorularda bile elenebiliyor. Geçenlerde şöyle bir soru çıkmıştı: “aşağıdakilerden hangisi tuhafiyede satılmaz?” Sonuç hüsran. İki üniversite bitirmiş genç, bu soruyu bilemiyor. Çünkü anne baba çocuğu kitabın başından kaldırmamış ve sosyal hayatta neler var göstermemiş. Yani sosyal çevreden bağımsız yetişmiş. En basit soruyu bile bilmeyebiliyor. Öğrencilere gereksiz bilgiler yüklemek yerine sosyal hayatın içerisinde uygulanabilir bilgiler verilmeli.

Çocuktan önce ebeveyn eğitimi: Genç neslin eğitiminden önce ebeveyn eğitimi sağlanmalıdır. Bir evde anne baba, kitapları kâğıt yığını olarak görüyorsa o evde çocuk, kitaplara karşı ilgi duyamaz. Oysa anne babaların çocuklarına “Çocuğum kitap oku!” demek yerine kendisinin de kitap okuması gerekir. Ebeveynin okuma alışkanlığı yoksa bile çocuğun kitaba ilgi duyması için kitap okur gibi yapması gerekir. Çünkü çocuklar büyüklerini örnek alır. Yani söylemden ziyade eylem gerekir. Bir büyüğün dediği gibi: “Nefsini terbiye etmeyen, başkalarını terbiye edemez.”

Kişiler kendi alanlarında istihdam edilmeli, alanlar geliştirilmeli: Bugün genç nesil, çok sevdiği alanlara, sırf alanın yetersiz ve istihdam sıkıntısı olmasından dolayı gitmiyor. Bu alanları işten anlamayan, yetersiz kişiler dolduruyor ve sonuç başarısız oluyor. Eğitilmiş iş gücünün dışarıda kalmaması için yeni istihdam alanları açılmalı. Batıya beyin göçü engellenmelidir.

Okullar eğitime uygun hale getirilmeli: Okullarda eğitimin başarısızlığının bir temel sebebi de okullarda fiziki ortamın yetersizliği ve alet edevat noksanlığıdır. Bir usta için çekiç, tornavida ve matkap ne kadar kıymetli ise eğitim için ise bazı alet ve edevatlar kıymetlidir. Örneğin bir yazı tahtası ya da anatomi dersi görenler için iskelet maketi gibi.

Özgür düşüncenin önü açılmalı, sorgulayıcı, analizci gençlik yetiştirilmeli ve eleştiri kültürü geliştirilmeli. Toplum olarak en büyük eksikliğimiz eleştiriyi ya yanlış anlamamız ya da eleştiriyi kötüye kullanmamızdır. Oysa eleştiri anlayışının olmadığı toplumlarda gelişme sağlanamaz.

Özellikle televizyon dizilerinde ve filmlerde eğitici karakterlerin yerleştirilmesi: Film ve dizilerde kitap okuyan tamirci, kitap okuyan temizlikçi v.s toplumun her katmanından kişilerin dâhil edilmesi ve sadece üniversiteliler ve mezunlar kitap okur anlayışından kurtulup toplumun her katmanının eğitime katılması sağlanmalıdır.

Öğrencilerin sanal dünyası sınırlanmalı ve gerekirse belli zamanlarda öğrenciler sanal dünyanın olmadığı kamplara götürülmeli. Çocuklar ve gençler yaşadıkları dönem itibari ile yaptıkları yanlışın farkına varamayabilirler. Burada ebeveyn ve eğitimcilerin yönlendirmesi çok önemlidir. Sanal dünya birçok bilgi ağına kolay ulaşmamızı sağlarken diğer taraftan da büyük bir bilgi kirliliğine sebep olmaktadır. Sanal dünyada öğrencinin nefsine hoş gelen oyunlar, sosyal paylaşım siteleri ve sanal sohbet siteleri öğrenciyi bilgiden koparıp malayani ve şehevi şeylere sürüklemektedir.     

Aileler ve eğitimciler, çocukları sanal ortam ve telefon bağımlılığından kurtarmak için, cep telefonunun, tabletin ve bilgisayarın bulunmadığı kamplara götürmeleri gerekir. Böylelikle doğayla iç içe bulunacak ve doğayı teknolojiden değil doğrudan kendisi gözlemleyerek öğrenecektir.

Eğitimin ilk amacının para ve statü olmadığı öğretilmelidir: Çocuklar, kazanacakları para ya da statüye göre değil, becerisine göre yönlendirilmelidir. İleri de çok para kazanacak umuduyla doktorluk, mühendislik okutulmaya zorlamak o çocuğun gelecekte başarısız ve işinin ehli olamayacağı bir hayat sunmaktan başka bir şey değildir.

Öğretmenlerin ellerinden tahakküm hakkı alınmamalı: sınıfta kalma, dönem tekrarı gibi ceza yöntemleri tekrar uygun bir şekilde uygulanmalı ve ceza tamamen kaldırılmamalı, öğrenciye yaş grubuna uygun ceza sistemi tekrar getirilmeli ve öğretmen ihbar hatları kaldırılmalıdır.

Öğrenciler özgüven adıyla egosu yüksek hale getirilmemeli: Günümüzün en büyük hastalıklarından biride öğrencilere özgüven adı altında egoist anlayışların verilmesidir. Öğrenciye “sen her şeyi yaparsın” gibi cümlelerle her şeyi yapacağına inandırmak aslında boş bir özgüven aşılamaktır. Oysa öğrencinin yapamayacağı şeylerde olmalı. Zaman zaman yenilgiyi tatmalıdır ki başarmanın şanstan ibaret olmadığını anlamalıdır.

Eğitim devlet tekelinde olmamalı ancak devlet eğitim kurumlarını denetlemeli: Devletler ve hükümetler sisteme adam yetiştirirler, hiçbir zaman özgür bireyler yetiştirmezler. Hatta özgür düşünen bireyleri saf dışı etmek için ellerinden geleni yaparlar. Gustave le Bonn’un dediği gibi: “Bir eğitim sistemini seçmek, bir millet için hükümetini seçmekten daha hayatidir.” Ancak eğitim konusunda millete seçme hakkı verilmemektedir.

Yetişmiş kişiler partizanlık, torpil kurbanı olmamalı ve yetiştiği alanda istihdam edilmeli: Günümüzün en büyük sorunlarından biride partizanlık yapılması, torpil ile iş ve olanak sağlanmasıdır. Oysa kişinin yetenek ve alanındaki seviyesine bakılmalı ve liyakat sistemine dikkat edilmelidir. İstihdam alanlarının olmaması ya da yeterli olmamasından dolayı alanın uzmanları başka alanlara kaydırılmaktadır. Kuran’ı Kerim’de Allah: “Bilenler ile bilmeyenler birbirlerine hiç denk olur mu?” şeklinde sormasına rağmen seküler dünyada maalesef bilenler ile bilmeyenler bir tutulup, torpil ve partizanlık yüzünden birçok kişi harcanmaktadır.

Gençler geçmiş ile gelecek arasında köprü kuracak şekilde yetişmeli. Gençler ecdadın güzelliklerinden örnek, yanlışlarından ve yenilgilerinden ibret alacak şekilde yetişmeli. Yeni nesil Batının modernizmine karşı kendi medeniyet anlayışını geliştirmeli.  Yeni nesil gelenekleri ile bağını sağlamlaştırırken, çağdaş dünyada da yerini almalı. Geçmişle bağı kesilmemeli ancak gelecekle alakalı planları olmalıdır. Anthony Robbins’in dediği gibi: “Kendi gelecekleri ile ilgili planları olmayanlar, başkalarının planlarına dâhil olurlar.”

Eğitim paralı ve resmi olmamalı ve fırsat eşitliği olmalı: Birçok çocuk parasızlık yüzünden gereken eğitimi alamıyor. Bu yüzden çocuklar maddi durumuna göre değil kabiliyet ve yeteneğine göre sınıflandırılmalıdır. Bunu da ilkokul 1. Sınıftan son sınıfa kadar bizzat öğretmen takip edip ortaokul seviyesinde o kabiliyetine göre değerlendirilmelidir. Bunun için mesleki okul liseden değil ortaokuldan itibaren olmalıdır. Tabii yine diyoruz ki sadece okulla değil yeterli ve ilgili malzemelerinde bulundurulmasıyla olmalıdır.

 Eğitimde de maalesef fırsat eşitliği yok. Birçok zengin ailenin çocuğu, sağlanan her tür imkânlara rağmen istenen performansı göstermezken, birçok gariban ailenin çocuğu ise maddi imkânsızlıklar yüzünden okuyamamaktadır.

İcat ve mucit okulu açılmalı ve özellikli çocuklar bu okullarda önemle yetiştirilmeli. Deha istihdamı sağlanmalı. Birçok Avrupa ülkesi insan faktörünün farkına vararak eğitimde çocuğun kapasitesine göre eğitim programlarına başladı. Yapılması gereken, deha seviyede bir çocukla, anlama kapasitesi düşük olan çocuklara ayrı sınıflarda eğitim verilmeli. İki öğrencinin de yeterli eğitim görmesi sağlanmalı. Çocuğun seviyesi ve sevdiği alan ile ikisinin ortasında bir alana yönlenmesi sağlanmalı.

İdealist öğrencileri, idealist öğretmenler yetiştirir. Bir yerde idealist idareciler ve eğitimciler yoksa oradan idealist bir öğrencinin çıkması zordur. Çünkü sadece müfredat eğitimi veren hocalar, sisteme kayıtsız şartsız teslim olurlar. Bunun sonucunda sorgulamayan, analiz yapmayan bir nesil yetişecektir. Tıpkı ataların dediği gibi: “Ön teker nereye, arka teker oraya”

Selametle

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar