DOĞA VE İNSAN

Doğa insanın rengini boyunu bosunu belirledi. Afrikalıların siyah, Çinlilerin minik boylu, İskandinavlıların sarışın ve uzun boylu oluşları elbette rastlantı değildi. Ayrıca bu örnekleri uzatmak mümkündür. Doğa gücünü ortaya koyarak insanın fizyolojik yapısını doğrudan etkilemeyi sürdürmektedir. Doğa aynı zamanda ekonomileri de belirlemekte. Çölde ağaç sanayi, kutuplarda dondurmacılık olmadı. Doğanın gücünü sıralamaya devam ediyoruz; Doğa kültürü belirler. Güneydoğu’nun dümdüz ve geniş topraklarında folklör (Halk oyunları) başka, düz toprak bulmanın zor olduğu Karadeniz’de başkadır.

Güneydoğu’nun halaycıları elele tutuşmuş upuzun kuyruklarda, üç adımda yirmi – otuz metre giderken, Karadeniz’in uşakları durdukları yerde zıpladılar. Yer dardı… Çabuk çabuk acele oynamaları ise, sırada bekleyenlere oynayacak zaman bırakmak içindi.

KİŞİLİKLERİ DE  DOĞA BELİRLER.

Orman insanları, dağlık ve engebeli alanlarda yaşayanlar, daha yiğit ve mert oldular.  Oysa çöl insanları ikiyüzlü ve kaypaktı.

Çünkü çöl insanları, düşman karşısında gizlenecek yer bulamadıkları zaman, kendi yüzlerinin arkasına gizlenerek, değişerek, farklı görünerek varlıklarını savundular. Başka gizlenecek yer yoktu, kendi yüzlerinden başka.

Tarihin sayfalarına indiğimizde bunu daha rahat gözleye biliyoruz. Osmanlı ordusunun içinde yer alan Hıristiyan askerlerden önce, çöl insanlarından oluşan askerler arkadan vurdu Osmanlı ordusunu. Tarih kitaplarımız, İngilizler- Fransızlar gözükür gözükmez, kendi askerleri çöl bedevileri tarafından kılıçtan geçirilen Türk askerlerinin öyküleriyle dolu. Dört yüzyıl boyunca Osmanlı ile omuz omuza yaşayan bu çöl bedevileri Osmanlıya ihanet etmekte hiç sakınca görmediler.

Günümüzde de öfkelerini yenememişler, hala Osmanlıdan kalan tarihi eserlere saldırmakta tereddüt etmemektedirler. En son örneği Suudi Arabistan’daki muhteşem antik yapı olan ECYAD KALESİNİ(KALA-İ ECYAD) sudan sebeplerle yıktılar. Yani kalenin yerini bir otel yapmak için yıktılar ve otel yapıldı. Her kesin anımsayacağı gibi, bu olay incitici bir eylem olarak basınımızda ve dünya basınında gazetelerin baş sayfalarında yer aldı. Bu yükselen haklı tepkiler üzerine devletimizin Dışişleri Bakanlığı, gerekli girişimlerde bulunmuş ve yıkılan kalenin yerine bire bir aynısının yapılacağı sözü alınmıştı. Ancak Suudiler verdikleri sözü yerine getirmedikleri gibi zemzem kuleleri dedikleri  otel ve devr-i mülk  hizmete girdi. 

Bu kale Osmanlı İmparatorluğu döneminde Bülbül Dağı’nın tepesinde Mekke’yi ve Kabe-i Mükerremeyi korunması için bir kale yaptırılmış idi, "Ecyad Kalesi (Kala-i Ecyad)" diye bilinirdi. Vaktiyle Osmanlı gücü'nün bir parçası sayılan ve İmparatorluğun yıkılısından bu yana kültürel bir eser niteliğini taşıyan bu kale, Suudi Arabistan hükümeti'nin kararıyla geçenlerde temelinden yıktırıldı. O kutsal toprakları asırlarca bekleyen Türklerin o anlamlı anısını “yenisini yapacağız “ diye yok etmeleri, işte o kişilikti. Konuyu biraz daha açalım: Osmanlılarla Suudilerin arasında anlaşmazlıkların başlangıcı

  Ve cennet gibi bereketli – verimli Anadolu doğası, muhtemelen Türkleri yiğit, ama biraz “gevşek” yarattı.

Rahat…

Tepkisiz…

Ecyad Kalesi yıkılırken, birçok BATILI KÜLTÜR – SANAT KURUMU tepki gösterdi de bizden “tık” çıkmadı.   Bu örnekleri artırmak mümkündür. 

Anadolu’muzun yapısını incelediğimiz zaman, ilan edilmemiş bağımız bir kıta özelliği taşımaktadır. Çünkü bitki örtüsü ve üstündeki yaşayan varlıkların özelliklerine baktığımızda bunu rahatça iddia edebiliriz.

Öyle ise bu cennet gibi olan bu bölgemize sahip çıkalım. Çünkü doğa bize kirli çevre vermedi.  Bu yüzden BİLGİSİZLİK  VE ÇEVRE KİRLİLİĞİ YAZGIMIZ OLAMAZ..  Diyorum onun içindir ki,  doğaya ve insanlığa mahcup olmamak için “GEVŞEK” yapımızdan uzaklaşarak, yasalar kapsamı içinde sivil toplum kuruluşların tepki koyması gerekmez mi?.                                                                 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Adnan GÜLLÜ Arşivi