Dr. Mustafa Coşkun Kale

Dr. Mustafa Coşkun Kale

Çocuklarımız artık büyüyemiyor

Bu köşede yer yer sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine, hele de "geleceğimizin teminatı" olan çocukların zihinsel ve bedensel gelişimleri için beslenmenin nasıl önemli rolü olduğunu takip edenlerim mutlaka bilirler.

Sağlıklı ve dengeli beslenme için kişinin kilogram canlı ağırlığının, asgari gram miktarı kadar günlük protein alması gerekir. Örneğin 75 kg canlı ağırlıklı bir insan en az günlük 75 gram protein alabilmelidir. Bunun da en az % 45' hayvansal gıdalardan, yani; et, balık, süt, peynir, yumurta gibi gıdalardan temin edilmesi sağlıklı ve dengeli beslenmenin olmazsa olmaz şartıdır.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun daha yeni açıklamasına göre; Türkiye de kişi başı yıllık kırmızı et tüketimi 23 kg civarın da. Bu miktar orta alt gelirli ülkelerin tüketiminden bile oldukça düşük bir miktar.

Kaldı ki, bizim kırmızı et tüketimimiz bir Alman'ın, Fransız, İngiliz ve Amerika'lının tükettiği et mektarının üçte biri, dörtde biri civarındadır. Adamlar iyi et tüketiyorlar, iyi tükettikleri için hem sağlıklı, uzun ömürlü hem de kafaları iyi çalışıyor...

Üstelik TÜİK'in açıkladığı kişi başı yıllık ortalama kırmızı et tüketimi, resmi nüfusumuz olan 85 milyona göredir. Buna ortalama her aya intikal eden 4 milyon civarında ki turist ile mülteci, sığınmacı v.s nüfusu da dikkate alırsak, yaklaşık 2 milyon ton yıllık kırmızı et üretimimiz, dolayısıyla 95 milyon nüfusumuza göre kişi başı yıllık et tüketimimiz ancak 20 kg civarına denk geliyor.

Durun yetmedi, dahası var çalışan ve emekli nüfusun ortalama 25 milyon olduğunu, her hanede de 3 kişi olduğu varsayımıyla ettim mi en az 75 milyon ? Çalışan ve emekliden oluşan bir aile yılda 60 ilâ 70 kilogram et tüketiyor mu sizce ? Yani ayda 5-6 kg, yani nüfusun 70-75 milyonu ?

Eğri oturup doğru konuşalım, o renkli basın ve medyayı gece gündüz işgal eden "her şeyi bilen, her konuda uzman olanlar" bu çok önemli konuyu gündeme getirdiklerine hiç şahit oldu oldunuz mu ? Yarın hak vâki olduğun da, "toplumun dertleriyle dertlenmeyen bizden değildir" dendiğin de ne cevap verilir, yüzü kızararak "iyi alkış tuttum", "òvgüler düzdüm" sözleri, buradaki gibi elbet de onları kurtarmayacaktır...

Demem odur ki; halkının en tabi ihtiyacı olan, sağlıklı ve dengeli beslenme problemini çözememiş, belki de umursamayan bir Türkiye ile karşı karşıyayız.

Yâ çocuklarımız, ya torunlarımız, geleceğimiz n'olacak geleceğimiz ? Türkiye derin bir ekonomik krizle inim inim inlemektedir. Bu kriz öyle bir kriz ki, zengini daha zengin alt gelirliler olarak kabul edilen, çalışanı, emekliyi, köylüyü, ufak esnaf ve orta sınıfı hallaç pamuğu gibi savuran bir kriz. Türk açığı; yukarıda saydığım kesimlerden alınıp, üst gelir gruplarına servet aktaran, gelir dağılımını iyice bozan bir kriz bu...

Bu ekonomik krizin bir başka boyutu daha var ki, yoksuluk arttıkça bu aile çocuklarının, sağlıklı ve dengeli beslenme için ete, süte, peynire uzanan minicik ellerine demir kaşıkla vurulmasıdır. Dolayısıyla yetersiz beslenme sonucu bu çocukların, serilip serpilerek büyüme varken, BODUR kalması büyüyememesidir.

Belki bir anneyi medyadan takip edeniniz olmuştur. "hiç bir şey istemiyorum, bana mama ve çocuk bezi gönderin" diyen, bizleri duyarsızlıkla suçlayan anayı ? Haklı...

İyi ki, öğretmenlerimiz var. Beslenme çantası boş gelen öğrencileri tesbit ederek, kendi araların da topladıkları paralarla çantayı göz yaşlarıyla dolduran, "çocuk hakları sözleşmesine aykırı bu durumu devlet ne zaman çözecek ?" diye devleti boş yere bekleyen ögretmenlerimiz, selam olsun size...

Türkiye de yoksulluk artıyor, yoksulluk artıkça da zihinsel ve bedensel gelişim için gerekli gıdaya ulaşım da zorlaşıyor.
Bir sivil toplum kuruluşu olan, Anne Çocuk ve Eğitim Vakfı raporuna göre, yetersiz beslenme en çok çocukları vuruyor.

Ülkemiz de 5 yaşından küçük çocukların % 9.5'un da, en yoksul % 20' lık kesimde ki 5 yaş altı çocukların % 18.3'ün de BODURLUK görülüyor. Yani çocuklarımız büyümüyor, büyüyemiyor. Yetmedi, aynı rapor bu çocukların gelişim bozukluğu ve öğrenim güçlüğü çektiğini söylüyor.

Hey hey zılgıtlarla, vardı hâ geldilerle, kibirle hoşca gün geçirmek varken, sahi bu acı tablolar kimin umurun da ?

Önceki ve Sonraki Yazılar