Dr. Mustafa Coşkun Kale

Dr. Mustafa Coşkun Kale

ÇİNÇE MEMMED

Kimler geldi, kimler göçtü bağrında büyüdüğümüz bu mahsun Göksun'dan diye düşünürken, birden Memmed Emmi düştü aklıma. Memmed Emmi'siz Göksun mu olurdu ? O'nsuz yavan, sığ, renksiz kalırdı elbet...

Allah rahmet eylesin Memmed Emmi (Girgel), sadece mahallesi Bölôba'da  (Pınarbaşı) değil, tüm Göksun'un temiz olduğuna inandığı kalbinden dolayı sevdiği, alışkın olduğu küfürlerine aldırmayıp gülüp geçtiği, ve hatta canı sıkılanların O'nu kızdırmak ve o "menşur" küfründen nasiplenmeyi günün gıdası sayarak, illâ ki uğrak verdiği tahta kulübesinde de bakkallık yapan biriydi O.  

"Göksunun gülü, neşesi" bilinen ufak tefek bu adama; 1975 yılında at arabasından düşmesiyle oluşan topallığı da, Çinçe Emmiye ayrı bir karizma ve çekicilik de verirdi.

Çinçe Emmi, Beş yolun birden açıldığı "Hükümet Meydanı" olarak bilinen orta büyüklükte ki Meydan'ımızın, Pınarbaşı Mahallesine giden yolun ilk sağ başında şimdiki Hacı Amasyalı'nın mağazasının bitişiğinde merdiven altına yerleştirilmiş kulübesinde epey bir zaman bakkallık yaptı rahmetli.

Çinçe Emmi'den önce bu mekan, rahmetli Kasap Kemal'in (Turhan) yani rahmetli polis memuru Coşkun ve bilim adamımız Prof. Şeref Turhan'ın babaları uzun yıllar burada kasap dükkanı olarak çalıştırdığını daha iyi tanıtma adına bildirmiş olayım.

1906 Göksun doğumlu Memmed Emmi'nin babası, Ağrı Eleşkirt'den yokluk sefalet nedeniyle Malatya Akçadağ'a göç eden Kürt Bekir'dir.

Kürt Bekir'in geçim derdi bir müddet sonra Akçadağ'dan Göksun'a göçmeye zorlayacaktır. Nitekim Göksun'a gelen Kürt Bekir, "Beğ" olarak bilinen Bayazıt Beylerinden Haydar Beğin hayvan sürülerine çobanlık yapmaya başlar.

Haydar Beğ (Bayazıt) eski sağlık bakanlarından Kemali Bayazıt'ın amcazâdesi, aynı zamanda Muharrem Bayazıt'ın ağabeyidir. Rahmetli Muharrem Beğ, Göksun Hastanesinden emekli Ugur Bayazıt'ın babası, emekli ögretmenimiz Çetin Koyuncu'nun da hem kayınpederi hemde halasının beyidir. 

Haydar Beğ; iri, yarı ağalık ve beyliği yanın da Göksun'un meşhur pehlivanlarındandır. Öyle ki; üzerine bindiği atına eziyet olmasın diye yolculuğunu daima çift atla yapan biridir O.

Çinçe Memmed'in ileride babası olacak Kürt Bekir, Haydar Beğ'in çobanlığını yaparken, Bey bunu çok sever, hep inanır ve güvenir Kürt Bekir'ine.

Hatta Kürt Bekir'in için için yandığı, korkusundan bir türlü cesaret edip de aşkını itiraf edemediği, güzel mi güzel belinde hep kaması bulunan, Ğö Durmuşlar'ın (Gök) çoban kızı Fatiş'ine Kürt Bekir'in yanıp tutuştuğunun da farkındadır Haydar Beğ...

Fatiş'in hayvanları dinlendirmek için, ağaç gölgesinde de "eğreğe vurduğu" ve yorgunluktan kendinin de uyuduğu bir an, Haydar Beğ; "Get ulân Kürtoğlu o gızı uyurken öp de gel" der. Bu güzel emiri Kürt Bekir yerine getirir ve hemen oracıktan kaçar.

Bu hareketi namusuna leke sayan Fatiş, "Sakalı b.klunun oğlu beni istetsin" diye Kürt Bekir'e habar salar. Haydar Beğin öncülüğünde çiftler evlendirilerek mutlu bir beraberlik sürerler. Bu evlilikten Döne ve Fâdıma adlı iki kız ve bizim Çinçe Emmimiz dünyaya gelir.

Evlilik çağına gelen Çinçe Memmed, Apomârın kızı Kör Döndü'yü kaçırsa da, bu evlilikleri uzun sürmez. Daha sonrasında Veli Efendi'lerin (Turan) hizmetinde bulunan aslen Afşin Tanır'lı Çamdere Köyü'müzden Ahmed'in güzel kızı Ümüs'le evlenir. Mutlu beraberlikleri bir ömür boyu sürer. Bu evlilikten Ramazan ve Ayşe, Elif, Nazire, Hatiç, Hatça ve Zeliha adlı altı kız çocuğu dünyaya gelir.
Allah rahmet etsin Çinçe Emmi, kanaatkar, dedikodudan hoşlanmayan bir adamdı. Hak edenlere gün yüzü görmemiş küfürleri sayar "hakkını avucuna koyardı" Kulübeden mekanı, O'na küfrettirmekten hoşlananların da dur-durak yeriydi.

Bazı müşterileri O'nu kızdırmak için "Yahu Memmed Emmi ekmên de bayat mı ne ?" dediklerinde " Ulân pezevên çocuğu yirmi yıllık avradına bayat demiyon da sabah çıkan ekmêmi bayat diyon" diye hemen cevabını verirdi rahmetli.

Çinçe bir gün memurların çokca uğradığı klübe gider. İçinde savcı ve kaymakamın bulunduğu kapıyı açtığın da savcı "Buyur Memmed Amca ?" deyince; "hadi s..tir lân" der. Savcı bozulur ve "Amca ben savcıyım" deyince "sende bunlar gibi puştsun desene" dediğinde ortalık kahkaha tufanına boğulur.

1950 ve 60'lı yıllarda Çinçe Memmed âmeliye çavuşu olarak Osmaniye Bozkuyu köyünde ki, Memmed Ağa'nın yanına Göksun'dan pamuk işçisi götürür. Güneydoğu illerimizden de gelen işçiler boş zamanlarında hoş vakit geçirme adına meydanı doldururlar. 

Zıpkın gibi babayiğit biri meydana peşrev çekerek çıkarak "Benimle güreş tutacak var mı ?" diye meydan okumasın mı ? Hemen Çinçe küçücük boyu posuyla ayağa kalkar "Ben varım ulân avradını s..tiğim" der. Kalabalık alaycı bir uslubla güler tabi ki.

Meydan okuyan adam Çinçe'yi ciddiye almaz. Çinçe tekrar "Madem meydan okudun çık ulân pezevek !" der. Çinçe'nin bu hareketi adamın karısının da hoşuna gider. Karısı kocasına "Haydi meydan okumak değil" deyince  Çinçe'nin "Yâ Allah !" nidasıyla kedi-fare misali güreş başlar.

Adam Çinçe'yi kaldırır ama, Çinçe çanğalı sarmıştır bi defa, çangaldan bir türlü  kurtulamayan adam, ne bilsin Çinçe'nin lâkabının çevik ve atik olduğunu ki ? Sonunda meydan okuyan adam yenilir. Çinçe'yi omuzlarına alıp taşımak için coşan kalabalığın keyfine diyecek yoktur artık...

Çinçe Memmed aynı zaman da fanatik derecede Süleyman Demirel'ciydi. Demirel'in Adana mitingine giden bu adamı miting alanında farkeden Demirel "Gel sen Gel !" diye kürsüye alır. 

Hemen Demirel'in elinde ki mikrofonu alan Memmed Emmi "Ulân Adana'lılar ben baba uçun tâ Gösünden geldim. Baba sizin ayağınıza gelmiş, bu adama rey vermiyenin tâ anasını avradını ..." deyince, meydan alkıştan inim inim inler.

Ben senin, bizi düşündüren, güldüren, o temiz yüreğinde ki duygularını eveleyip gevelemeden açık sözle söylediğin hangi sözlerinin, hâ birini, hâsını anlatayım ki Memmed Emmi ?

83 yıllık koca ömrünün çoğunu geçirdiğin o Meydan, sizler gittikten sonra o kadar ıssız, o kadar neşesiz ki şimdi...

Ama şundan da emin olun ki; sizi tanıyan, bilen nice hemşerin Meydan'a geldiklerin de "Vayy be kimler vârıdı memleket de.." demeden, sizleri rahmetle anmadan edemiyor hâ !?

Sana da, ecdâdına da, burada andığımız nice insandan göçenleri rahmet, kalanlarımıza sağlık ve afiyetler diliyoruz Memmed Emmi. 

Dr.Mustafa Coşkun KALE'nin, Henüz yayımlanmamış,  "Küçük Türkiye'm GÖKSUN" adlı eserinden.

Önceki ve Sonraki Yazılar