CHPnin Tayyipi

YILLAR önceydi... Kimselerin adını sanını bile bilmedigi Recep Tayyip Erdogan, Refah Partisi Istanbul Il Başkanı olmuştu...

 

"Memecanlar" falan ortada yoktu... "Tayyipe yakın olmak" şeklinde ifade edilen pozisyonun, geçer akçe olmadıgı günlerdi yani...

 

O zamanlar işi çok zordu Erdoganın...

 

Partisine "bir oy" daha kazandırmak için çırpınıp duruyordu...

 

"Açılım" yapıyordu: Genelev kadınlarından oy istiyor, Bagdat Caddesinde alaycı bakışlar altında parti çalışması yapıyor, barlar sokagı sakinlerinin gönlünü kazanmaya çalışıyor, varoşlardan çıkmıyordu...

 

Refah Partisinin "tutucu ak saçlıları"ndan gelen, "Bu çocuk ne yapıyor böyle yahu?" şeklindeki vızıldanmaları saymazsak, kimse yoluna takoz koymuyordu.

 

Onlara o zamanlar "yüzde 7" deniyordu...

 

Ve kaybedecek fazla bir şeyleri yoktu...

 

Benim gözümde ise Recep Tayyip Erdogan, boş bir rüyanın peşinde giden adamdı... Hakkında verdigim çalakalem hüküm şuydu: "Bir şey olmaz."

 

Fakat... Günlerden bir gün... Yeni palazlanmaya başlayan özel televizyon dünyasında gezinirken... "Deve dişi gibi" bir siyasetçi ile "bıyıkları yeni terleyen" Recep Tayyip Erdoganın tartışmasını izledim... "Büyük siyasetçi" stüdyoda, "bizim" Tayyip Erdogan ise telefondaydı...

 

Bir camia dayanışmasına kapılarak, "Eyvah, bu adam şimdi Tayyipi ezecek" endişesiyle ekrana yaklaştım, televizyonun sesini açtım...

 

Ama o da ne? "Bizim" Tayyip Erdogan, "deneyim abidesi" siyasetçiyi bir aparkart, iki kroşeyle yere serivermesin mi?

 

Samimiyeti tamdı... Mantıgı saglamdı... Konuya hakimiyeti müthişti... Entelektüel yetersizligini iyi kamufle ediyordu... Henüz özgüveni "ananı da al git" noktasına gelmese de, sokagın dilinden konuşuyordu... Çıktıgı ilk televizyon tartışmasında işi bitirmişti...

 

"Tamam" dedim, "olacak bu iş".

 

Hikayenin devamını biliyorsunuz: Iyi mi oldu, kötü mü oldu bilmiyorum ama "o iş" oldu...

 

Geçen gün bir Teşvikiye kafesinde, CHP Istanbul Il Başkanı Gürsel Tekinin anlattıklarını dinlerken, birden "94 model Tayyip Erdogan heyecanı" ile karşı karşıya kaldıgımı keşfettim...

 

Entel gevezeliklere zerre kadar prim vermeyen, yapmacıksız bir varoş sevgisiyle gözleri parlayan, partisine "bir oy" fazla kazandırmak için çırpınan bir adam...

 

"Halka inen CHPli" falan demiyorum... "Halka inmek" tabirinin hiç yakışmadıgı, yakışmayacagı adamlardan biri Gürsel Tekin...

 

CHP Il binasının ana baba günü gibi dolup taşmasından, AKPnin yüzde 94 aldıgı bir beldede 23 ayrı toplantı yapmaktan, bir türbanlı kadının partisine oy verecegini söylemesini fetih havası içinde dinlemekten keyif alıyor...

 

Ekibini acayip motive ediyor, "hadi" dediginde yüzlerce kişi bir araya gelip eylem yapıyor... Bir tür "solcu reis" yani...

 

Yeni şeyler yapıyor: Bu zamana kadar hep AKPyi yazıp çizen Batılı gazetecilerle bir araya geliyor, onlara CHPyi anlatıyor... Yerel basını kolluyor... Esnaf odalarını falan ziyaret ediyor... Hemşeri derneklerini ziyaret ediyor... Çöken merkez sagdan yadigár kalan belediye başkanlarını transfer ediyor... "Su", "Deprem", "Ulaşım" gibi Istanbulun kadim sorunları konusunda yüzlerce bilim adamını bir araya getirerek bilimsel sempozyumlar düzenliyor... "Cumhuriyet Halk Evleri" projesi ile varoş kadınlarına sosyal hizmet sunuyor...

 

Kısacası partisini, düştügü yerden kaldırmak istiyor...

 

Avantajı ise şu: Baykaldan tam destek alıyor...

 

Kendisinin gözü olmadıgını adım gibi biliyorum ama ben yine de söylemeden geçemeyecegim:

 

Çıkan birçok isme karşın, şöyle herkese "Işte budur" dedirtecek bir aday bulamadı CHP, Istanbul Büyükşehir Belediye Başkanlıgı için...

 

Bana kalırsa "uzaklarda arama" şarkısını terennüm etmek isterim...

 

(Hürriyet Gazetesi)

Önceki ve Sonraki Yazılar