Bu şehir

1970’lerde doğup büyüdüğüm mahalleden ve o toprak sokaklardan biraz daha aşağılara yavaş yavaş adım atmaya başladığım yıllardır.

7-8 yaşlarındayım. Mağralı mahallesine inmek, Batıpark stadını görmek, bir iki saat o civarlarda akranlarımla gezebilmek bizim için ayrı bir heyecan verici şeylerdi.

Mahalleye ilk su verildiği o analarımızın sevindiği yılları hiç unutmam mümkün mü? Çok küçük yaşlarda kız kardeşlerimle elimde satır daha aşağıdaki meydan çeşmelerinden evimize su getirdiğim o güzel yıllar. Bizden yaşlı olanlar evlerine giderlerken elleri boş ise bizim su dolu satırlarımızı evimizin önüne kadar taşıyarak yardım eden o güzel insanlar, güzel atlara binerek uzaklaştı aramızdan.

İlkokul sıralarında bacı- kardeş olarak yan yana aynı sıralarda oturduğumuz, bir simidi birkaç parçaya bölüşerek yediğimiz erkek ve kız arkadaşlarımız. Şimdi kim bilir nerelerdedirler? Kaçı hayattadır? Hangi arkadaşımız genç yaşta hayata veda ettiler?

Evlerimize su çekildiği yıllar. O yıllar evlerimizde anamız, kız kardeşlerimiz ne kadar mutlu olmuşlardı. Eskiden haftada bir ancak banyo yapma imkanı bulurken su ile birlikte banyo yapma günümüzde artmıştı. O kil ile yıkandığımız çocukluk yılları eskide kalmıştı. Sabunlar vardı. Ben çocukluğumdan beri sabunu severim. Şampuana alışamadım. Bu ilkelliğimi hala da devam ettiririm.

**

Yeşil Parkalı yıllarımız

İlkokul bitmişti. Artık Ortaokul öğrencisiyiz. Gezebileceğimiz muhitler arttı. Batıparkı, Çocuk bahçesini, İl Halk Kütüphanesini, Dükkanönü, Kale, Şan ve Atlas sinemaları ile tanıştığımız yıllar. Mahallede küçük bir Bakkal Dükkânımız var. O günkü ortama göre varlıklı bir aile sayılırız. Televizyon, Buzdolabı, Teyp ile tanıştığımız, evimize aldığımız yıllar. Rahmetli babam televizyonu alıp eve getirdiğinde, evde kıyamet kopmuştu. Anacağım bu gavur icadı demiş tepki göstermişti? Kız kardeşlerimin el emeği göz nuru işledikleri dantel örtüler ile süslü bir şekilde evimizin baş köşesini televizyonun kaptığı o güzel yıllar. Komşularımız zamanla alıştılar buna. Akşamları birer ikişer evimize gelen komşular ile o siyah beyaz televizyonda haber ve filmleri izlerken komşuluk ilişkilerindeki samimiyeti özlüyorum şimdi ben. Siz özlemiyormuşsunuz o günleri?

Evimiz büyük ve genişti. Elbistan’dan, Afşin’den, Göksun’dan babamı tanıyan babamın dostlarının çocuklarının bizim evde okuduğu o güzel yıllar.

Ben orta okul öğrencisiyken bu abiler hep lise öğrencisi olarak bizim misafirimiz oldular.

Evimizde misafir ettiğimiz, bizde bir dönem, iki dönem kalan bu öğrenci ağabeyler hep Ankara ve İstanbul’da önemli okullardan mezun oldular. Üniversite Rektörü olan da var, Kaymakam olanda var. Genel Müdür olanda vardı.

İşte o yıllarda tanıdım merhum Hacı Duran Gökkaya’yı. O yıllarda onların üzerinde Yeşil Parka, uzun atkılar ve asker ayakkabıları vardı. Ve o yıllarda vatan sevgisi, ülkü, ülkeye ihanet etmemek, dış Türkler, Kırım, Kerkük, Bosna, Uygur Türkleri, Bakü’yü, Can Azerbaycan’ı tanıdım.

Nihal Atsız’ı, Ömer Seyfettin’i, Mustafa Cemiloğlu’nu, Arif Nihat Asya’yı, Yahya Kemal’i, Necip Fazıl Kısakürek’i, Necdet Sevinci, Akkan Suvar’ı, Taha Akyol’u, Cengiz Dağcı’yı, Cengiz Aytamov’u ve adını hatırlayamadığım o büyük yazar ve şairleri…

Bu abiler sayesinde Kahramanmaraş İl Halk Kütüphanesini tanıdım. Oralarda merhum Feramuz Aydoğan, Mustafa Aydoğan, Ali Haydar Tuğ ve diğer dostları tanıdım.

Artık bende Yeşil Parka giymeyi hak etmiştim. Cumhuriyet Orta okulunda okurken siyasi tartışmalara giriyorduk. Oldum olası kavgayı sevmedim. Biz münazara yapardık. Fikri fikirle yenmek için çok okuyup araştırırdık. Hegel’i, Lenin’i, Stalin’i, Mao’yu tanıdığım o yıllarda Marksizm, kapitalizm ya da faşizm adına elime geçen bütün kitapları okur kendi inandığım düşünce ile karşılaştırır sentezlerdim.

**

Milli Türk Talebe Birliği

Ortaokul son sınıftı. Sanırım 1978-79 olabilir. Ülkü Ocakları ve Milli Türk Talebi Birliği aynı sokak içindeydi. Karşıda CHP il binası vardı. Postane, Çiçek sineması ve şimdiki Atatürk Meydanı, Ulucamii ve Trabzon caddesi ile haşır neşir olduğum ilk gençliğe adım attığımız yıllar.

Ülkü Ocaklarında ve Milli Türk Talebe Birliğinde yaşça bizden büyük olan ağabeylerin eğitim ve okuma noktasında büyük katkıları oldu. Okulda kavga etmememizi ancak kemiğimizi de kemirtme mememiz öğütlenirdi. Ama her şeyden de önemlisi okumamız öğütlenirdi. Adını hatırlayamadığım onlarca arkadaşlarım olmuştu.

Okulda politik olarak farklı düşüncelere sahip olsak bile arkadaşlık hukuku sağlamdı. Birlikte kütüphaneye gidiyor ve çoğu defa da sinemaya gidiyorduk. Mümkün olduğunca siyaset konuşmuyor başka konularda da muhabbet ediyorduk.

**

 

Kara lise yılları

Güzelim o eski Belediye Binası yıkılmış hiçbir özelliği olmayan beton apartmanların birer ikişer dikilmeye başladığı yıllar.

Milcan ve Enurya Apartmanlarının ne zaman yapıldığını hatırlamıyorum. Ama ondan sonra ki tarihlerde yapılan bu şekilsiz beton yığınlarını hatırlarım.

Çok eski Belediye Otobüslerine ilaveten taksi dolmuşların da yavaş yavaş şehir sokaklarında yer almaya başladığı o yıllarda, her şeye rağmen Kahramanmaraş’ımız çok güzeldi.

Kahramanmaraş siyasetinin bu günde en önünde gelenlerini tanıdığım o lise yıllarında en hatırlamak istemediğim hadise Maraş olaylarıdır.

Komşu komşuya kısa sürede düşman edildi. O dönemde nasıl oldu da bu olaylar çıktı. Ben bu gün bile anlayabilmiş değilim. Görünmez bir el birkaç ay içinde şehrin üstüne kara bir bulut gibi çökerek bu hain olayı gerçekleştirdi.

1979’da yaşanılan bu elim olayların acısı yüreklerimizde ilk günkü gibi taze duruyor.

Kardeşi kardeşe kırdıranlara lanet olsun. Hala yıl 2017 olmuş ve bizi birbirimize düşürmek için uğraşanlar var. Bunların oyunlarına gelmeyelim.

Türk’ün son kalesi olan bu güzel ülkeyi canımız gibi sevelim. Bizim gidecek başka bir vatanımız yok. Bu vatan için üretelim, üretelim, üretelim….

(NOT: Bu yazı serisinde yazmaya devam edeceğim)

Önceki ve Sonraki Yazılar