Bravo  (!)  Hollanda

Yaşadıklarımızı  yadırgıyorum desem yalan olur. Gavur elbette gavurluğunu yapacak. Bu onların karaktersizliğinin tescili anlamına algılanmalı.  Ancak bu ve benzer davranışlarla elimize su dökemeyecek karaktersizlere referandum fırsatını iyi değerlendirerek birlik ve bütünlük mesajı ile cevap verebilirsek anladıkları dilden bir şamar ile belki akıllarını başlarına getirebiliriz.

   İfrat Tefrit

  Referandum sürecine doğru hızla ilerliyoruz. Birbirine taban tabana zıt anketler özellikle kararsızlar üzerinde baskı oluşturmaya başladı. Referandumun sonucunu kararsızların  belirleyeceği kesin . Algı tüccarları bu gerçeği bildiklerinden bol keseden  atıp tutuyorlar.

      En son piyasada olan  mart ayı sendromu işe yaramaz oldu ki, beklenilen aydınlık(!) günlerle ilgili  nisan ayı referans gösteriliyor.  Referanduma kadar her şeyin eskisi gibi olmayacağı tezi üzerinden satışlar gelmeye başladı. Pensilvanya’dan üflenen hamaset ile önümüzdeki günlerde gizliden gizliye fısıltı edebiyatı marifeti ile sağır sultanların bile duyup kafalarının karışacağı senaryolar üzerinde çalışılıyor .Algı mühendisleri gece gündüz harıl harıl çalışarak son rötuşları yapıyorlar. Duyumlar böyle.

     Beterin beteri edebiyatı ile kaygı düzeyi yüksek insanlar yine yok yerden hasta edilecekler . İnsan bünyesi çok mukavemetli yaratılmasına rağmen bazen küçük bir zerrenin altında ezilebilecek kadar da muammalarla doludur.

    Şiddetle kalkan zararla oturur veya keskin sirke küpüne zara verir gibi ata sözleri  yaşam kalitemiz ile mizacımızın ilintili olduğunu gösteriyor. Mizaç oynamaları veya günlük yaşantımızda karşılaştığımız çeşitli anlık olaylara tepki şekillerimiz sağlığımızı direk olarak ilgilendiren hususlardır. İyimser olmalıyız. İyimserlik yaymalıyız. Bu davranış inancımızda sadaka olarak kabul görüyor.

       İyimser olmak olayları değerlendirirken aşırı uçlarda bulunmamaya çalışmak pozitif enerji ile yaşam tercihi ,  otonom sinir sistemimizin düzen ve ahengini perçinleyerek  vücut direncimizi artırıp her türlü hastalığa karşı mukavemetimizi artırırken  , yaydığı pozitif enerji sayesinde sağlıklı ve zinde kalmamızı temin eder.

        Kötümser ve karamsar düşünce akışının etkisindeki bir kişi  basit bir algı yanılmasında  en kötüsünü düşünerek hem kendine zarar verir hem de  yaydığı negatif enerjinin vücut direncini azaltmasından dolayı sağlık sorunları yaşamaya başlayabilir.

      Bu gerçeklikten yola çıkarak önümüzdeki günlerde piyasaya sürülecek hayali ütopyalara karnımız tok diyerek elimizin tersi ile itmemiz ruh ve beden sağlığımız için elzem. Ülkemiz üzerinde tahmin edemediğimiz kadar fazla el  hesap kitap peşinde iken bizler sudan bahanelerle biribirimizi incitmeyelim.

    Dini referansımızda orta yol tavsiyesi evrensel bir gerçeklik olarak hala geçerli ve kıyamete kadar da geçerli olacak. İfrat ve tefritte sınır tanımayanalar her dönemde olmuş ve her dönemde de hüsrana uğratılmışlardır.  

 Obezite ile mücadele ne kadar samimiyiz? 

   Sağlık , değeri kaybedildikten sonra aranmamalı. Korumak için elimizden geldiğince gayret edilmeli. İnsanoğlunun hüsranda olduğunu beyan eden kutsal kitabımız, kurtuluşu sabır ve sebatta aramamız gerektiğini salık veriyor.

   Bu açık beyana rağmen , bizler çok aceleci ve acemice davranışlar sergiliyor sonrasında da yaptığımız hataların telafisi için gaf üstüne gaf yapmaktan kendimizi alamıyoruz .Son birkaç makalemde ele aldığım obezite ve çözüm yolları ile ilgili  geri dönüşlerle bana destek olan okurlarım oldu. Katkılarınız için teşekkür ederim.

  Bildiğim doğruları sizlerle paylaşmak dışında başka bir amacım elbette olamaz. Doğruları aktarırken haddimi aşmam da mümkün değil.  İslam’ın altıncı şartının haddini bilmek olduğuna inananlardanım . Obezite ve şeker hastalığı zemininde bizleri risk altına sokan başka hastalıkların oranı füze hızı ile artmasa meseleye bu kadar önem atfetmezdim .

  Özellikle kanser, kalp  damar hastalıkları, beyin felci, kemik ve eklem hastalıkları romatizma  ve daha bir çok hastalık istatistiki olarak giderek daha kontrolü zor hale geliyor. Hepsinin ortak suçlusu ise şeker hastalığı ve obezite.

   Diyetler, mucize formüller, bitkiler , karışımlar, hipnoz ,akupunktur gibi birçok  çözüm metodu obezite tedavisinde  istenen sonucu veremediği için son yılların giderek modası olan ameliyatlar  çözüm olarak sunulmaya başlandı.

 Arz talep dengesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak günümüzde peynir ekmek yer gibi obez  insanlar bu tedavilere akın ediyor. On yıl öncesinde balon operasyonu ve onun mucizevi sonuçlarını çarşaf çarşaf okurken bugünlerde mide küçültmenin tek çare ve çözüm olduğuna inandırılıyoruz.

  Millet olarak hamaset ve abartıdan nemalanmayı severiz . Şifanın kaynağını unutarak hastalıklarla mücadelede işi  şahsileştirmeyi de   severiz. Hatta o kadar ileri gideriz ki, şirk kapısına bile dayandırırız işi. Beni şu iyileştirdi gibi gaflarımız da çok. Bu belki  insanların tümüne mahsus bir husus.   

  Bir okur geçen haftaki makalemle ilgili şu bilgiyi paylaştı. “Hocam   yıllar önce nefsime hakim olamadığım için mideme balon koydurarak işi çözerim düşüncesi ile ben bu işlemi yaptırmıştım. Operasyon öncesi anlatılanlara kafam çok yatmıştı. Kilolarımdan kurtulacağım hayali ile  ancak bir ay dayanabildim. Yaşam kalitemin gittiğine mi harcadığım paralara mı yanayım. Balonu sağ salim çıkardılar .  Şükür şimdi kiloluyum ama mutluyum “ Olay bu ve maalesef çok sık karşılaşılıyor. Evdeki hesap sıklıkla çarşıdakine uymayarak dimyata pirince giden insanlar evlerindeki bulgurdan olabiliyor.

  Günümüzde mideye balon yerleştirme işlemi yerini mide küçültmeye bıraktı.  Yani balon out mide küçülte in.  Günün modası bu. Yakın bir gelecekte bu işlemle ilgili olumsuzlukların artmasından ciddi olarak  endişe ediyorum. Çünkü balonu çıkartmak mümkün oluyordu ve çeşitli sebeplerle balonlarını  çıkarttıran  başka hastalarımda oldu. Mide küçültmede midenin alınan  büyük bir kısmını yerine yapıştırma şansıda yok.

  Bu kadar laf-ı gürzaftan sonra gelelim saadete: İrade silahı ile nefis düşmanı dizginlenmediği sürece obezite,  kabusumuz olmaya devam edebilir. Tıbbı nebevide açık olan evrensel gerçeklikten sapmaya devam ettiğimiz sürece diyet miyet vız gelir. Acıkmadan yememeyi ,doymadan sofra nimetlerinden uzaklaşmayı er geç başarmalıyız. Çiğneme süremiz ve yeme hızımız asgariye indirilmeli. Sofraları savaşma ve vuruşma alanı olmaktan çıkarmalıyız.

 Damaklarımıza sonradan yerleşen şeker tadının tatsızlığından  kurtulmak için çaylarımızı şekersiz içmeye başlayarak  niyetlerimizde  ne kadar samimi olduğumuzu  test edelim. Adımlarımızı çoğaltarak biriktirdiğimiz fazlalıkları üzerimizden atalım. En önemli düsturumuz ise sabır ve sebat olmalı.

 Haydi dostlar hep beraber  niyet ederek diyetimizi kendimize göre ayarlayalım. Diyetler niyetsiz yapıldığında rahmeti ve bereketi az oluyor. Niyet eyledim Allah rızası için sağlığım için forma girmeye. Bugünlük de bu kadar kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar