Bize Ne Oluyor?

"Kuyucak'ta Küçük Mutlu Ev Hatırası" : Kahramanmaraş’ın Divanlı Mahallesi'nde; 1940-1950 yılları arası 90 m2’lik Yonuz İbrahim dede, Kuyucak' tan arsa alır ve Fatma kızına bağışlar. Bu arsaya o günkü şartlarda at arabasıyla köylerden büyük ağaç şaptalar getirilerek yapılır. Tabii demir kullanmak o günlerde ya yoktu veya pahalıydı. Ökkeş dede de burayı kendi imkânlarıyla yaptırır. Ev kerpiç, dam ise kanedir. Yıl 1949 da aile köyden eve taşınırlar. Alt katı ahır üst katı 1salon 2 oda. Bir at bir inek beslenir ahırda. Sonradan alta bir oda daha yapılır. Avluya da bir fırın yaptırılmış. Burada Fatma nene, Ramazan ayında çörek pişirirmiş. Küçük avluda dut, asma, incir yetiştirilmiş vesselam. Yani küçük ev, sanki çiftlik eviydi. Ekonomiye katkı sağlıyordu. Sütüyle, at arabacılığıyla hem kendilerine hem de etrafa faydaları oluyordu. Düşünün bir evde kalabalık 2-3 aile kalıyor. Bu aile;7-10 kişiydi Ökkeş dede, hanımı Fatma nene, oğlu Mehmet, Ali, Sıddık ve 5 kızı vardı. Evin büyük oğlu Mehmet evlenince bir süre evin bir odasında kalır. Daha sonra evlenen ayrılır yerine diğer oğlu Ali evlenir ve o bir süre o odada kalır. Sırayla daha sonra küçük kardeşin evlenme vakti gelir. O da evlenir. Tabii sırasıyla kızlarda bir bir baş göz yapılır. Evde ne bir kavga olur ne mutsuzluk. Herkes kendi işinde saygıyla yardımlaşmayla aile geçinirdi. O zamanlar evler küçük ama kalpler genişti.

Bize ne oluyor ki evlerimiz genişledikçe, kalplerimiz daralıyor. 100-300 metre karelik evlerde oturuyoruz. Her çocuğa bir oda var ama anne-babamıza yer bulamıyoruz. Odalarımız eşyalarla dolu, ama misafir ağırlayamıyoruz. İsraf lüksle yarışıyoruz. Suriyeli misafirler bir evde 2-3 aile kalıyorlar. Tarih tekerrürden ibarettir. Sanki Suriyeliler misafirlerimiz bize tarihi hatırlatarak “ Aman ha ülkenizin kıymetini bilin,  lüks rehavetine kapılarak, sizler de bizim gibi olmayın. Hiç ummadığınız zamanda bela gelmesin. Ne oldum delisi olmayın. Şükür büyük nimettir. İç ve dış düşmanlarınıza dikkat ediniz,” demektedirler.

Şehirde bazı açık havuzlu sitelerde erkek - kadın karışık havuza giriliyormuş. Eh artık çağ atladık!. Sütçü İmam’ın mücadelesini unuttuk. Tabii o zaman farklıydı. Şimdi çağ atladık!. Nereden nereye yükseliyor muyuz alçalıyor muyuz? 20 yıl önce yüzü peçeli kadınlar vardı. Şimdi sadece peçeli Suriyeliler var. Bize ne oluyor? Tarih tekerrür mü ediyor ne? Şehir büyüdükçe, kültürümüzü geliştireceğimize geleneksel kültürümüzü kaybediyoruz. Elbette modern kazanımlarımızı geleneksel kültürümüzle birleştireceğiz. Elbette büyüme gerekli ancak büyümeyle beraber artılarımızı kaybetmeden, onun üzerine koyarak yapabilirsek kazançlı sayılırız.

Şehrimizin Çehresi değişiyor. Kafe, Kahvehaneler, Restoranlar, canlı müzik kafeleri açıldıkça kalabalıklaşıyor. Halkımız bu lüksü, nereden buluyor diye hayret ediyorum. Kıskanmıyorum ancak gidişat nasıl diye sorguluyorum. Gençlik nereye? Ah eğitim ah diyorum. Ama 15 TEMMUZ Kahramanlık ruhu da beni rahatlatıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar