Bize Bizden Bir Aday Verin Yeter

Yıl içerisinde 4’ncü seçime gidiyoruz. 5’ncide gelirse şaşırmamak gerekir artık. Siyasiler adımlarını ona göre atsınlar, stratejilerine ona göre çizsinler.

7 Haziran seçimlerinde seçmen tek başına iktidarı kimseye layık görmedi. Bir de, hepinizi bir arada göreyim dedi, lakin bunu da partiler uygun bulmadılar. Seçeceksen tek başımıza seç diyerek yine huzura çıkmaktalar.

Huzur ( seçmen ) bölgesel ve hızlı yapılan yatırımlar ile kendine olan alışılmamış saygı gösterisinden memnun olsa da,  seçimlerden hoşnut gibi dursa da, kararının hiçe sayılmasından, zamanın boşa harcanmasından, milli menfaatlerin geri plana itilmesinden kaynaklı, ülkenin zarara uğratılmasından hiç de hoşnut değil.

Daha 3 ay önce bir listeyle karşımıza geldiler. Bizlerde geliş biçimlerine göre değerlendirdik.

Şimdilerde tekrar gelmeye çalışırken, adayların birçoğunun değişeceği görülmekte. 3 ay da değişen neydi de adaylar değişiyor. Hangi çalışmaları zayıf veya yanlış bulundu da mevcutlara senle olmadı güle güle denecek.

3 ay önce seçmeni mi önemsemediler, biz kimi getirirsek siz onu seçerseniz dediler de bu hatalarını mı gördüler?

Yoksa sizler çok daha iyisine mi layıksınız demekteler! Ve ya tutmadı birde bunlarımı dene diyecekler!

Seçmen oyunu kullanırken adaylara önem veriyor elbet. Yalnız şu unutulmamalı ki seçmenin büyük kitlesi adaylarla birlikte parti merkezlerinin durum ve tutumlarına daha dikkat etmektedir… Seçmen parti merkezlerinin sahaya sürerek lokomotif vazifesi verdiği teşkilat mensuplarının ve aday ile parti merkezi ileri gelenlerinden olarak algılanan kişilerin söylem ve davranış biçimleriyle, halkın arasında olabilme, anlayabilme kabiliyetlerini önemsemekte, parti merkezlerini onlar üzerinden değerlendirmektedir.

Demem şu ki, seçim sathı mahallinden ziyade önceki yöneticilerimizin çalışmaları, insani tarafları, memleket duyguları, egoları! Kibirleri! Duruşları oy getirmekte ve ya götürmektedir.

Bilinen bir hikâye, köyün birinde adaylardan biri muhtar seçilir. Tarafları eğlence içindedirler. Yeni seçilen muhtara söz verilir. Mikrofonu alan muhtar elini hanımının omzuna atarak! Dün bizde sizin gibiydik der. Bu esnada seçimi kaybeden muhtar karşıda, duvar kenarında, hanımıyla yalnız başına otururken, ne oldu bize? Diye düşünürlerken, kimse onlara bakmamakta, bir boşluğa düşüşün şaşkınlığını yaşamaktadırlar.

Ülkemizde, bizim insanımız partisine inanç mertebesinde bağlanmakta, inanmakta, güvenmektedir. O nedenledir güvendiği partisinden kendi düşüncesinde, inancından, üretken, ileriyi görebilen, yaşama bilincini üstlenmiş, insancıl aklı kullanabilen, hür düşünce ve iradesiyle hareket edebilecek, seçildiğinde de halktan biri olduğunu unutmadan halk gibi yaşayabilen insanları aday olarak aramaktadır. Buda zor ve imkânsız bir şey olması gerekir.

Temsili sistem, ülkede yaşayan her sınıftan ve meslekten insanın meclise bir milletvekili göndermesinden oluşması gereken bir yapıdır. Bu şekliyle her sınıfın ve meslek grubunun sıkıntılarının orada “yerinden” dile getirilmesi mantığı oluşturulmuştur.

Bununla birlikte partilerin kendi stratejilerini uygulayacak, kendi düşünce yapılarına göre fikir üreterek çalışmaları ve kazanımı kolaylaştırıcı fikir ve düşünce dünyası zengin insanlara da ihtiyaç duyacaktır elbette.

Lakin işte burada olması gereken o kişilerin kendilerini görevlendirilmiş kişi olarak görmeleri değildir. Bana mecbursunuz dayatmaları ya da şekillenmeleri hiç değildir.

O zenginliği yakalamış insanın “hiç” ligi özümsemiş, hayatı tanımış, kendini yaradılış kaidesine adamış, nefsini köreltmiş sade bir kişilikle kendini aşarak toplum adına çalışacak insanlar olmalıdırlar.

Dünya tarihini incelediğimizde karşımıza çıkan kazanmanın zorluğu değildir. Kazandığında kazandıklarını kaybetmemenin zorluğudur.

Zirveye çıkmak kolaydır.

Zirvede kalmak zordur.

Önceki ve Sonraki Yazılar