1. YAZARLAR

  2. Ömer IŞIK

  3. Bir Efsane! Peygamber Ocağı Askerlik
Ömer IŞIK

Ömer IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Efsane! Peygamber Ocağı Askerlik

Büyüklerimizden, babamızdan hep askerlik anıları hep dinlemişizdir. Çoğumuz büyüklerimizin bitmez tükenmez anılarını zevkle dinlemişizdir. Bazen de sıkıcı olmuştur hep aynı anıları dinlemek. Erkekler bir araya geldi mi o zaman hep askerlik konuşulurdu. Siyaset o kadar popüler değildi. Belki benim çevrem öyleydi. Askerliği yapmayı, Peygamber ocağına teslim olmak gibi görülürdü. Çünkü ülke savunulacak, asker kişiliği erkeklerde olgunlaşacak, zorlu bir hayattan sonra yeni bir kişilik kazanılacaktı.

Zira o zamanlar asker adayı belki ilk kez gurbete çıkacak, anneden babadan ayrı bir hayata yaşayacak, kim bilir kendisini ne sürprizler bekliyordu. Asker adaylarının geneli bekar, evli olan az olurdu. Askere gitmeyen kız verilmezdi. Bu yüzden askerliği yapmak erkekliğin şartıydı. Hani çok eskiden erkek çocuklarının bir kahramanlığı olduğu zaman ismini koyarlarmış DEDE KORKUT hikayelerinde olduğu gibi. Bizim gençlik yıllarımızda da ve önceki büyüklerimiz zamanında da askerlik vazifesini yapılması önemliydi. Bu yüzden evlenip yeni bir iş düzenin kurulması için askerliğin aradan çıkarılması gerekiyordu. Büyüklerimiz askerliği o zamanlar iki yıl yapmışlar. Bizim zamanımızda ise askerlik 18-16 aya düşmüştü. Şimdi ise 6 aylık oldu. Eğer 6 aydan bir yıla kadar fazla askerlik yapılırsa maaşlı askerlik yapılacak. Bir de paralı – dövizli 25 günlük askerlik yapılıyor. Aslında askerlikte bir profesyonelliğe gidiliyor. Bir taraftan da asker gücümüz zayıflatıyor diye eleştirenler var.

O unutulmayan askerlik anılarımı bu yazımda okuyucularımı fazla sıkmadan paylaşmak istedim. Belki o askerlik günlerimiz güzel bir anı olarak hatırlanır. Nitekim tarihe bir not yazmış oluruz. Umarım beğenirsiniz:

1989 yılın Ekim ayı dönemi askerlik kabul dönemiydi. Resmi işlemlerden sonra Etimesgut’ta sınava girmek üzere yola çıktım. Sınav sonucu, askerliği ya kısa dönem (8 ay) ya da yedek subay (Asteğmen-18 ay) olarak yapacaktım. Sınav genel yetenek ile ilgiliydi. Sınavdan sonra bize 10 gün izin verdiler. Memlekete Kahramanmaraş’a geri geldim. Eş dost akraba şaşırmıştı. “Ne çabuk askerliği bitirdin” diye alay etmeye başlamışlardı. Zaman çabuk geçti. Sınav sonucu yedek subay olarak İstanbul Tuzla Piyade Eğitim Okulu Komutanlığına bağlı bölüğe teslim olmaya gittim.

Artık Tuzla’da 211. Dönem Yedek Subay eğitimine başlıyordum. İlk işimiz gruplar halinde askeri kıyafetlerimizi almak oldu. Ancak dakika bir, bir sorunum vardı. Bu kıyafetleri almak için başımızda bir üsteğmen vardı, o bizi sırayla odalara götürüyordu. Dikkat edip, grubu karıştırmamak gerekirfi. İkindi vakti çıkmak üzere, “Üsteğmenim namaz kılacağım. İzin istiyorum” dedim. Üsteğmen ciddileşti, “hadi bakalım çabuk ol, şimdi yenisini, izin veriyorum” dedi. Orada abdest alırken benimle beraber cemaat çoğaldı. Hemen oracıkta koridorda namazımı kıldık.

Bölük, takım, mangamız belli oldu. Ben yemekhane onbaşısı olmuştum. Rahat bir görevdi. Eğitim zamanı yanımda naylon seccade taşırdım. Arazide eğitim arasında botla namazımı kılardım. Cuma namazını dahi elimden geldiğince kılardım. Bir gün Cuma vakti, eğitim boşluğunda camiye gittim. Farzı kılıp geri geldiğimde mangamı zor bulmuştum. O gün fırsat gözeterek eksik kalan namazlarımı kılmak için bir ortam bulup zule bir yerde namaz kılarken arkamda birisinin beni beklediğini hissettim. Neyse namazı kıldım selam verdim. Arkamda Bölük takım komutanı Asteğmen bekliyor. Bana “Farkındayım sen Cumaya gittin şimdide burada namaz kılıyorsun. Biz de görev yapıyoruz. Biz de sevap işliyoruz. Biz de Müslümanız. Ama sen böyle suç işliyorsun. Seni bildirirsem ceza alırsın. Bir daha böyle yapma” dedi. Ama belliydi kendini iç muhasebeye çekmişti. Ben yine namaz için tedbiri elden bırakmadım. Tuzla ‘da eğitimi bize yeni teğmenler veriyordu. Sanki o teğmenlerin bazıları bize karşı husumetleri vardı. Bizden intikam alır gibi eğitim yaptırırlardı. Şu anımı unutmadım. Sulu karlı bir havada teğmen bize eğitim dersi veriyor. Birden bize” yat” diye komut verdi. Yattık sulu yere, ancak teğmen bir türlü kalk demiyor. Artık içimizden birisi bağırdı. “Teğmenim sen ne yapıyorsun? Bizi hasta edeceksin” dedi. Bunun üzerine bizi kaldırdı. Artık biz bu teğmen ile münakaşaya başladık: ”Yaptığınız doğru bir davranış değil, sırf bize gıcıklık yapıyorsunuz” diye tepki verdik. Meğer Teğmen subay olmak istemiyormuş, idealinde mühendis olmak varmış. Ancak baba baskısıyla subay olmuş. Bunun gibi bazı teğmenlerin bize husumetleri fark ediliyordu.

Takım arkadaşlarımızla aramızda bir dostluk oluşmuştu. Sağcı solcu kesim olarak rekabet halindeydik. Aramız öğretmen olarak görev yapacaklarımız da vardı. Onlar kendilerini şanslı görüyorlardı. Gerçekten de öyleydi Doğuda bir okula aranacak, ama maaşını askerlikten alacaktı. Hem de maaşı daha iyiydi. Bir de hafta sonları işini yaptıran evci çıkardı. Ancak sınavlarda zayıf alanlara o hafta izin verilmezdi. Ben her hafta çıkardım. Bazen Düzce’de amcama uğrardım. Tuzla’da dağlarda az eğitim görmedik.

Vesselam Tuzla’da eğitimi tamamladık. Kur’a da Sivas 5.Piyade Eğitim Tugayı 48.Piyade Eğitim Alayı Çavuş Talimgah Taburu çıktı. Sivas’ta iyi çavuşlar yetiştiriliyormuş. Yani işimiz zor ve kutsal. Göreve başladık. Muhaberat Taburu ve Çavuş Talimgah Taburu yan yanaydı. Biraz ilerisinde meşhur Temel Tepe eğitim alanı vardı. Burası soğuk olmasıyla meşhurdur. Bir anımdır: Acemiler yeni gelmiş, arazide eğitim veriyoruz. Mayıs ayındayız. Hava karlı, bazı acemiler soğuktan bayıldılar, onları revire gönderdik. Kısa dönem askerlik için gelenlere ayrı bir Bölük oluşturulmuştu. Ancak başlarında uzun dönemin çavuşlar vardı. Bu çavuşlar da kısa dönemlere gıcıklardı. Taburda 4 Bölük vardı. Bunlar kendi aralarında rekabet halindeydiler. Bütün bölüklerde görev yaptık. Bir üsteğmen vardı. İllet birisiydi. Askerlikten çıkmak için yabancı kadınla evlenecek, rapor alacak diye şayia çıktı. Ama becerememiş olacak ki hasbel kader bir ara Bölük komutanım oldu, bir ara aynı bölükte takım komutanı olduk. Sorunlu birisiydi, askere çektirmekten hoşlanırdı.

Kısa dönem askerlerinden bana bir şikayet geldi: “Komutanım revirde biz yatsı namazını kılamıyoruz. Çavuşlar bizi dışarıya çıkarmıyorlar, saat geçti diye. Namazı da ulu orta yerde kıldırmıyorlar. Sigara yasak, ama kendileri içiyor. Bizden temizlik, deterjan parası topluyorlar. “

Ben hemen eğitim içtimaında çavuşlara şikayeti ilettim ve “Burada namaz kılmak yasak olsa Camii olmaz. Burası Peygamber Ocağıdır. Temizlik malzemesini devlet veriyor. Bu para toplamanın sakıncalıdır. Bu şikayet bana geldi. Ben olmasaydım daha üst yerlere giderdi. Bundan sonra hareketlerinize dikkat edin “ dedim. Ortalık buz gibi oldu. Tabi olayı çavuşlar hemen Bölük komutanına iletmişler. Daha sonra komutan ile papaz olduk. Çünkü bütün olaylardan aslında onun da haberi varmış.

Zaman zaman askerlerin koğuşlarını diğer Asteğmenler arama yapardı. Geldiklerinde ellerinde Kuran-ı Kerim ve diğer dini kitapları bulup getirirlerdi. Onlara ben sizinle arama yapacağım dedim ve koğuşlara gittik. Ben bir iki koğuşa girdim. Dolaplara baktım. Sex kitapları, açık seçik yabancı mecmualar, hepsini aldım. Bir kaç dini kitap gördüm, onların da üstünü kapattım. Eğitim toplantı yerine geldik, diğer Asteğmenler hep dini kitap toplamışlar. Peygamber ocağında Kuran-ı Kerim yasaktı.

Nöbetçi subayı olduğum bir zamanda akşam vakti baktım, takım çavuşlar askerleri toplamış hızlıca bir yere götürüyorlar. Sordum:” nereye gidiyorsunuz? “, “Komutanım aç aç var, askerleri oraya götürüyorum. “ Bunun üzerine askerlere “oraya gitmek mecburi değil, gitmek istemeyen varsa geri dönebilir” dedim. Askerlerin yarısı geri döndü. Demek ki çavuşlar zorla götürüyormuş. Nöbetçi subayı olduğum zamanlar vukuatlı çavuşlar “Aman bu gece Ömer Asteğmen nöbetçi dikkat “derlermiş. Meğer bunlar geceleri dışarı çıkarlarmış. Ben nöbetçi olduğum gün yakalanmaktan korkarlarmış. Bu haberi bana çaycı hemşerim bildirdi. Mutfak erzakı almaya gittiğimiz depo vardı. Depodan ben ne zaman gıdaları alsam hep eksik çıkardı. Mesela piliçler 5-10 tane eksik, çay, şeker gibi bir çok ürünler listeye göre eksik olurdu. Ben dikkat eder hepsini tam alırdım. Demek ki bazıları dikkat etmeden imza atıp ürünleri öyle bilerek veya bilmeyerek eksik alıyormuş.

Başka bir komutan yine bana takmış: “Asteğmenim bundan sonra sen namazını camide kılma, gel benim büroda kıl. Senin hakkında şikayet var. Camide vaaz ediyormuşsun, askerlere. Böyle olmaz. 163. Maddeden suç işliyorsun. “ Tabii öyle bir şey yok, sadece çamur atıyorlar. Vesselam bir iki kez odasına namaz için gittim. Nedense sonra beni kendi halime bıraktı.

Astsubaylar ile aramız iyiydi. Çoğu Astsubayların, diğer subaylar ile hep sorunları vardı. Bir gün sohbet sırasında onlara:” Siz askerlikten insanları soğutuyorsunuz, askerliği sevdirmiyorsunuz “dedim. Bana cevaben “Hayır Asteğmenler askerliği laçka ediyor, sizin yüzünüzden askerlik tam yapılmıyor” dedi. Ben de “o zaman askerlere soralım bakalım onlar ne diyecek? “ dedim. Önümüzdeki iki askeri rastgele çağırdık. Onlara “ Size kağıt vereceğiz, bu kağıda askerlik hakkında görüşlerinizi ve özellikle Asteğmenlerden ve Astsubaylardan memnun musunuz? Yazınız. Adınızı yazmayın, okuyup kağıdı yırtacağız, rahatça yazınız “ dedim. Askerler yazdılar, kağıdı aldım ve onlara “Haydi gidin “ dedim. Kağıdı okuduk: “Ben İmam hatip mezunuyum. Buraya Peygamber Ocağı diyerek geldik. Fakat hiç te öyle değilmiş. İyi ki Asteğmenler varmış. Onlar sayesinde askerlik biraz rahatlıyor. Astsubaylar ise çok katılar“. Bir diğer yazı ise “Asteğmenlerden memnunuz, Astsubaylar çok sıkıcı. Ömer Asteğmen nerede ne zaman karar vereceğini iyi biliyor“ tarzda yazmıştı.

Yine bir içtima zamanında kısa Bölük komutanı tekmil alırken bir askeri yamuk duruyor diye ikaz etti ve ona herkesin önünde” yere yat” yat komutu verdi. O asker yere yattı. Ancak anlaşılıyor ki komutan onunla daha fazla uğraşacaktı. O asker Ali Rıza yerden doğrularak “Komutanım benim duruşum öyle, ayağımda rahatsızlık var” dedi. Komutan daha çok öfkelendi. Yere yatması için komut verdi. Ancak asker yere yatmadı ve komutana yaptığının askerlik kurallarına ters olduğunu söyledi. Herkes şaşkın ve olayı seyrediyoruz. Bizim önümüzde kavga edeceklerdi sanki. Derken Ali Rıza, komutanın duyacağı şekilde “Benimle uğraşma, senin için kötü olur” tehdidinde bulunmuş. Bu söz üzerine komutan üzerine gitmemiş. Bölük içtima sonrası eğitime dağıldı. Asker Ali Rıza da benim takımımdaydı. Mangaları dağıtmış ve ders veriyordum. Ali Rıza ‘ya, “Sen git, şu ağaçların altında biraz dinlen “dedim. Ali Rıza yanımızdan ayrıldı. Biraz sonra Bölük komutanı yanında bir üsteğmen ile benim yanıma geldi. Ali Rıza’yı sordu. “Eğitimden kaçtı değil mi? “dedi. Komutanın niyetini anlamıştım. Ona “ Hayır, ben izin verdim, dinleniyor “dedim. Tabii bu cevabıma, komutan şaşırdı. “Seninle görüşürüz “dedi. Bilahare benim savunmamı istedi. Savunmamda; Kısaca olaydan bahsedip, askerin moralinin iyi olmadığını, bu haliyle ders veremeyeceğini, insiyatifimi kullanarak biraz dinlenmesi için izin verdiğimi beyan ettim. Ama savunmam geçerli görülmedi ve bir gece eve gönderilmeyerek karargahta kaldım.

Bir gün eğitimi kontrol için bir sınıfa girmiştim. Haritacılık konusu anlatılıyordu. Onbaşı, bir kısa dönem acemiyi tahtaya kaldırdı, ancak kişi hesabı tam yapamadı diye askere tokat attı. Bunun üzerine ben ikaz ettim. Vuramayacağını söyledim. Bana karşılık verdi. Bunun üzerine o kişinin savunmasını almak için büroya gittim. Akabinde o onbaşı ağlayarak geldi. “Komutanım savunmamı istemeyin, askerliğim uzar” dedi. Meğer onbaşı avukatmış, tabii kanunları iyi biliyor. Bölük komutanın da araya girmesiyle işlem yapmadım.

Bir kaç kez Kara Kuvvetler Komutanlığının tatbikatı yapıldı. Nöbetçi subayı iken alarm verildi. Eğitimi sıkı olan bir yerdi.

Unutamadığım bazı vukuatlar: Bir bölükte uzun süreli onbaşının, yeni gelen acemi askerlere sarkıntılık ettiğini fark eden asker şikayetçi olmuştu. O alçağı hapse atmışlardı. Bir kısa dönem müzisyene komutan takmış. Hapse atmışlar, ancak onun talebesi üst komutanın öğrencisi imiş. Öğrencisine asker mektup gönderiyor. Bunun üzerine hapisten kurtuluyor.

1.Bölük Komutanı ile iyi anlaşıyorduk. Fakat bir dönem sonra onun da tayini çıkmıştı. Ayrıca taburda Binbaşımız vardı. O da bana yakın bir insandı. Kısa bir dönem Tabur komutanlığı yaptı. Bilahare Tabur Komutanımız yeni atandı. İnsanlık yönü iyiydi. Baba, insaflı bir adamdı. Alay Komutanımız İsa yedek subaylıktan gelmiş, Asteğmenleri severdi. Askerlerimizden kısa dönem arasında Dr. Ziya Selçuk’un, Bölük komutanın veya üst komutanın çocuğuna özel ders veriyormuş. Tabii haliyle torpilli oluyordu. Şimdi kendisi Milli Eğitim Bakanımız.

Artık Sivas’tan o meşhur alay Tokat’a taşınmıştı. Ama anılarımız bir hoş seda kaldı. O dönemde hatırlayamadığım ve hatırladığım, görüşemediğim bütün dostlara selam olsun.

Ordumuzu seviyoruz, Milli değerlere daha çok önem verilmesi ve Peygamber ocağına lâyık olmasını arzu ederiz. Yaşasın güçlü ordu, güçlü millet.

Önceki ve Sonraki Yazılar