Abdulbaki GÜNIŞIĞI

Abdulbaki GÜNIŞIĞI

BELEDİYELERİMİZ VE DUT AĞAÇLARIMIZ

Belediye başkanlarımız ve çalışanları hayvan sevmezler mi diye bir söz söylesem bana kızarlar biliyorum. Çünkü herkes iddia edildiği anda hayvan sever olduğunu söyler. Bu sözler sadece aslında sözde kalan sözlerdir. Hayvan deyince sadece iti anlayan, sahtekarları bir tarafa bırakır isek, çocuklarımızın ve bizlerin görmekten mutlu olacağı bir çok hayvan aslında şehrin ağaçlarında ve inşaatların küçük oyuklarında yaşamaktadırlar. Daha doğrusu yaşamaya çalışmaktadırlar.

Sürekli Osmanlıyı kendisine örnek aldığını söyleyen bu yetkililerimizin, Osmanlının kuş saraylarından muhakkak haberleri vardır. Hakkını yemeyelim bir ara 12 şubat ilçemizin bazı parklarında kedi ve köpeklerin yemesi için kaplar konulduğunu görmüştüm, devamı var mı bilmiyorum. Belediyelerimizin bu hususta hassas olacağını düşünüyorum. Fakat benim anlatmak istediğim hayvanlar ise kuşlar ve sincap türü hayvanlar. Bunlara kaplumbağaları da ilave edebilirsiniz. Bu arada bize geniş parklar ve mesire alanları yapan belediyelerimize teşekkürü borç bilirim. Yol kenarlarındaki çiçekler ile yapılan düzenlenerek ayrı bir güzellik.

12 şubat belediyemizin bazı kaldırımlara dut ağacı diktiğini gördüm. İşte anlatmak istediğim, gerçek belediyecilikten maksadımın bir kısmı işte bu dikilen dut ağaçlarıdır. Maraş dışında bir çok şehirde, büyük küçük parklarda sincap türü hayvanları görmüş olduğumdan, maraşımızın da ceviz, badem, kestane gibi bu hayvanların yiyeceği olan ağaçlar için uygun bir iklime sahip olması dolayısı ile bu yazıyı yazmaya karar verdim.

 Yol kenarlarında ki dutları yiyen serçe ve benzeri kuşları gördüm ve inanın çok mutlu oldum. Belediyelerimiz tamamen her yere bu ağaçları diksin demiyorum, en azından büyük küçük parkların tamamına başta dut, badem, fındık, ceviz ve yabanı armut ve alıç cinslerini dikseler, bu parklara sincap gibi hayvanları bıraksalar, bizler çocuklarımız ile bu parklarda gezer iken bu hayvanları seyretsek çok çok güzel olmaz mı?

Hatırlıyorum, Ertuğrul gazinin kabrini ziyaretimin birisinde, ağaçtan inen sincap, yerli yabancı bütün turistlerin ilgi odağı olmuş, sevimli hali ile bütün dikkati üstüne çekmişti. İnsanlar yemese dahi hayvanlar için uzun süreli gıda oluşturacak bu hizmetin aziz Türk milletinin hem geçmişini hatırlamasına ve hem de kendisine yakışacağını söylemek isterim. Bu tür hizmetler bir çok milletin bize bakışını değiştirecek kadar önemlidir. Müslümanlar her konuda bütün insanlığa örnek olmalıdır.

 Gelelim dut meselesine, Fahri Kurt kardeşim güzel bir yazı yazmış bugün gazetesindeki köşesinde. Dut meyvesinden faydalanmadığımızı, su akar Türk bakar meseli, bu değerli üründen hiçbir gelir elde etmediğimizi yazmış.bu meseleyi hatırlattığı için kendisine teşekkürü borç bilirim. Bence çok mühim bir meseleyi hatırlatmış. Bu konuda her il Maraş gibi ayakta uyumuyor önce onu belirtmek isterim. Maraşımızın üzüm bağlarının çok olması, dut ağacının ihmal edilmesindeki en büyük sebeblerden birisidir. Bizim buralarda bağ dendiği zaman akla gelen ilk meyve üzümdür.

Maraşımız da muazzam tatlılıkta ve büyüklükte dutlar var ve bunların nerede ise tamamına yakını yere dökülüp heba oluyor. Dulkadiroğlu belediyesi dut satış yeri diye bir hizmet yaptığını duyurdu. Ben o hizmet yerinden kilosu nerede ise oniki liraya dut aldım. Bu hizmet değil adam kazıklama yeri olmuş sayın başkanım. Böğürtlen ve urmu dutu elle toplanıp o kadar eziyet ile sadece beş altı liraya satılır iken, bütün emeği sadece silkelemek olan bu beyaz dutu bize on iki liradan satanlara ne gibi bir hizmet vermek gerekir onu da size bırakıyorum. Vatandaşın pınarbaşında kazıklandığını söylemek isterim.

 Kuzey doğu Anadolu, başta Gümüşhane ve Bayburt olmak üzere dutun değerinin farkına varan ilk illerimizden olmuşlardır. Bu illerimizde yolların üstünde , meşhur ismi ile kömbe dedikleri dut sucukları, bestil ve kurutulmuş tutlar satılır.Bizim buralarda kömbe diye aslında çörek anlatılır iken oralarda kömbe ismi dut’tan yapılan sucuklara verilir. Son on yılda, ürün çeşitliliğinin az olduğu bu illerimizde dut ağaçları değerlendirilip ekonomik bir hal alınca, üretilmesi mümkün olan her yere dut dikilmeye başlanmış ve inanın bayağı büyük oranda duttan mamul çok güzel kışlık yiyecekler üretilmiştir.Gümüşhane ve Bayburt illerimizin ekonomik kalkınmasında dut nerede ise birinci sıraya yerleşmiştir.

Bu arada  Fahri kardeşim dut çeşitlerini sayar iken bazılarının menşeinin çin, bazıların ise kuzey Amerika olduğunu belirtmiş. Urmu dutunun ismini de urumu dut olarak yazmış. Beyaz dutun menşeinin çin olmasına bir itirazım yok. Bu tür araştırmalar devletlerin milli politikaları ile ilgilidir. Çin menşeili olmasının iddia edilmesinin en büyük sebebinin çin ipeği olduğunu bilmemiz lazım. Fakat urumu diye yazdığı , ama asıl isminin urmu olduğu dutun ana yurdunun kuzey Amerika olmasına itirazım var. Türk coğrafyasında en mühim yerlerden biriside urmiye gölü olup, Azerbaycan denen coğrafyamızın tam kalbinde bulunmaktadır. Azerbaycan coğrafyasından maksat ise Hürmüz körfezinde mendeli kasabasından başlayıp Türkiyenin güneydoğusunu, doğusunu ve kuzey doğusunun bir kısmını içine alan, iranda ise başta batı iranı içine alan, kuzeyde ise derbent boğazında biten büyük toprak parçasının ismi olduğunu belirtmek isterim. İşte bu coğrafyanın tam ortasında ise sığlığı ve etrafındaki mor dutları ile meşhur urmiye gölümüz vardır. Türklerin buraya değer atfetmesi yüzünden, iran bu gölü kurutmak için her yolu denemektedir. İşte bu gölün etrafında yetişen dut çeşidi olduğu için biz bu duta urmu dutu deriz. İsminin asıl menşei budur.

 Her konuyu yabancıları mesnet alıp yazılarımızı bu minval üzere yazar isek, bu tür yanlışlar kaçınılmazdır. Tıpkı aynı gazetede yazan Kırşehirli bir yazarımızın, bertis ismini bertiz söylemi ile yazıp, manası üzerinde bilmiyorum diyeceğine, her yarım aydının yaptığı gibi, Ermenice veya bir çoğunun yaptığı gibi farsça ve Arapçadan mesnet araması çok hazindir. Bu arkadaş ta pırıl pırıl bertis ismini ermeniceden geliyor diyerek açıklamak istemiş ve kendi oturduğu dalı kesmiştir.Ermeni dilide tıpkı Kürtçe gibi, farsça, Arapça ve Türkçenin bir karışımı olup müstakil bir dil sayılamaz. Oysa bertis ismi Türkçe dir ve tıpkı bertislilerin mensup olduğu Kıpçak boyları gibi bir Kıpçak boy ismidir. Meşhur kazak şair ve yazar Abay Kunanbay’ın ikinci hanımının mensubu olduğu oymak bertis oymağıdır. Bu kelime aynı zamanda Avarca güzel demektir.Bu konuda müstakil bir yazım gazetemde olduğundan daha tafsilatlı yazmak istemiyorum. İsteyen bu yazıma bakabilir.

Dut tan başlayıp nerelere geldik. Neticede belediyelerimize ricam, müsait olan her yere mümkün olduğu kadar, önce hayvanların yiyeceği, sonra insanlarında faydalanacağı meyve ağaçlarını dikmeleridir. Bir şehrin en güzel sesleri kuş ve benzeri hayvanların sesleridir.Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar