AYŞE TEYZEYE !...

Ayşe teyzemle bir ilkbahar günü, bankta otururken tanışmıştık. Hem de kimlerdensin? Necisin? Tanışma faslıyla değil, Yaratanın Sani isminin tecellilerinden bahsederken birleşivermişti fikirlerimiz. Kâinattaki muhteşem ahengi, baharla birlikte yeryüzünün yeniden haşredilişini, kupkuru toprağa ve ağaçlara can gelişini Mevla’mızın Celil isminin esintileri arasında nasılda muntazam bir sofrada harika nimetler yer gibi iştiha ile rızıklanmıştık.

Ancak bir dahaki karşılaşmamızda birebir tanışmamız mümkün olmuştu.
 
— Canım benim sen hangi apartmanda oturuyorsun? Nerelisin?
Diye soru vermişti.
 
—Kayseriliyim. Şuracıkta ikamet ediyorum. Senide çok sevdim. Farz etki kızınım. Beni kabul edermisin? Dedim.
 
—canım canım. Memnun olurum. Dedi teyzem. Bütün cümleleri böyle başlardı. Sevgi dolu ve muhabbetle canu gönülden hitap ederdi muhatabına.
 
O günlerden itibaren, kış mevsimi gelene kadar sürekli bankta ikindi sohbetlerimiz oldu. Ve onu yakından tanıma imkânım. Şehrin yerlisi, saray altından, asaletli, görgülü, sabır dolu, dua aşığı, imanının kuvvetine de şahitlik edebilirdi onu tanıyan herkes.
 
Hangi güzel hasletini anlatayım bilmem ki? Bir kere hasta olduğu belliydi ama emin olamıyorduk. Çünkü hiç şikâyet etmiyordu. Şeker hastalığından olsa gerek gözleri az görüyordu. O buna rağmen Kuranını hiç ihmal etmiyor, bazen bankta Yasin cüzünü okuyuveriyordu.
 
Başkasının derdiyle dertlenir ve onlara muhakkak tavsiye edeceği bir dua olurdu. İmanı güçlü idi. Salih ameller işler hakkı ve sabrı tavsiye ederdi. Biz mümin kullardan da istenen bu değimliydi. Kendisine anlatılan sıkıntıları unutmaz, ara ara hal ve hatır sorardı.
 
Bir de çocuk sevgisi vardı ki, görülmeye değer. En çok kızdığı şey çocuklara kızılması ve kötü davranılmasıydı. “yavrum” derdi. “dört çocuk büyüttüm hiç incitmedim. Bir fiske vurmadım. Onlar emanet üzerimizde hakları var” der, bayramlarda çoraplar alır aşağılarda oynayan çocuklara harçlık verirdi.
 
Eşi vefat etmiş biricik kızıyla birlikte yaşıyorlardı. Bir gün Ramazanda: “ Eşleriniz müsaade ederse iftara buyurun” dedi.
 
Apartmanda benimle birlikte diğer illerden üç arkadaşı iftara çağırmış, bizlere annelik yapıyordu. O halinde bize Maraş’a ait güzel yemekler yapmıştı. Gözü bol gönlü genişti Ayşe teyzemin.
 
Allah (c.c) sevdiği kulları sınıyordu. Geçen yaz yurtdışında yaşayan biricik oğlu, ciğer paresi izine geliyor ve bir hafta sonra rahatsızlanarak, kaldırıldığı hastanede beyin kanaması teşhisiyle on gün komada kalıp, genç yaşında hayata gözlerini yumuyor.
Ayşe teyzem can evinden vurulmuştu. Biricik oğlunu kaybetmiş yinede Rabbine şükrediyordu. “ Ya yaban ellerde ölseydi. Yine geldi hasret giderdik, kendi toprağında, baba ocağında Mevla’sına kavuştu. O (c.c) daha çok seviyormuş aldı. Verende O (c.c), alanda. Mülk onundur” diyordu tüm asaletiyle.
 
Ayşe annem oğlunun hasretine dokuz ay dayana bilmişti. Verilen sela ile birlikte öğreniyorduk ki, O’da ruhunu Rahmana teslim etmişti. Allah’ ü alem tüm komşular şahitlik etmiştik ki, O cennet ehliydi. Bu zamanda böyle bir insanla tanışmak, hasbi hal etmek bizim için şerefti.
 
Benim ufaklıkları da çok severdi. Bizimkiler Ayşe teyzelerinin vefatını öğrenince ağlamaya başladılar. Onlara şunu söyledim. “Ayşe teyzemizin buradaki kadar, orada da sevdikleri ve sevenleri var. İnşallah onlara kavuştu. Annesine, babasına, eşine, oğluna, henüz bebeklerken kaybettiği beş çocuğuna, en önemlisi hayranı olduğu Resulü erkeme ve yarenlerine” kavuştu dediğimde yüzleri gülüverdi.
 
Böyle iman ve sabır dolu bir hayat sürmek ve öldükten sonra böyle anılmayı çok isterdim.- Ayşe teyzem doğu kent de seni tanıyanların ve evlatlarının gönüllerinde yaşıyorsun. Seni çok seviyoruz ruhun şad olsun.           

Önceki ve Sonraki Yazılar