Mustafa OKUMUŞ

Mustafa OKUMUŞ

Aykırılıklar

 

Aykırı  sözcüğü beni iterdi eskilerde. Bu günse, aykırılıkta değişim etkileniş,ilgi ve gelişimi algılar oldum. Şöyle düşünürsek kim kime göre aykırı değil ki? Kaldı ki, kişi kendi  kendine  bile  aykırı  düşer,  kimi  zaman.

Benzeşim, tek  düzelik ayrıntıya  götürmez,  bizi. Sözgelimi, aynı çiçekten onlarcasını kullanıp bir buket yapsak, burada rengiyle kokusuyla, biçimiyle  tek çiçeğe dönük bir ilgi alanı oluşur. Oysa,değişik çiçeklerden yapacağımız başka bir bukette, her çiçeğin kendine özgünlüğünü algılarız. Kuşkusuz, biçimiyle, kokusuyla ve zengin renk uyumuyla daha çekici olur,ikinci buket. O nedenle aykırılıklar, bir bütün içinde uyum sağladığında  güzeldir,  anlamlıdır.

Alışılmışın biçimselliğinden, durağanlığından kendilerini kurtaramayanlar  değişime,  gelişime götüren aykırılıkları, irdeleme gereği duymazlar. Bunlar, aykırılıkların getirdiği, getireceği, değişimleri sezemezler. Değişimlerin öncüleri, aykırılıklara dönük tepkileri göğüsleyenler arasından çıkmıştır, hep.

Yaşadığı dönemin tabularına karşı çıkan, durağanlığı bozan, topluma ters düşen,düzenin çıkarcılarını rahatsız eden, çağını aşmış nice kişiler vardır. Bu gün onlar,uygarlık tarihinde hak ettikleri yeri almışlardır. Onlar, zamanlarının  delileri  aykırıları,  bu  günün  akıllılarıdır, elbette. Şöyle bir uygarlık tarihine bakarsak, insanlığın  yararına, düşünce ve hizmet üretenler. Uygarlığın,  onların  özverisi, inançlı ve inatçı aykırılıkları  üzerinde  yükseldiğini  görür, anlarız.

Söz  gelimi Kopernik  ve  Galie’ye  deli  dendiğini  biliyor musunuz? Kopernik, Galie ve Macella’nın, inanç ve doğruları uğruna hayatlarını koyduklarını anımsayalım. Tüm peygamberlere bakınız; hangisi yaşadığı toplumun düzenine, anlamsızlıklarına aykırı  düşmemişler ki? Getirdikleri inanç sistemi nedeniyle hayatlarını tehlikeye atmadılar mı? Ama yılmadılar,  doğruyu, yararlıyı  öğretmekten.

Orta çağ Avrupa’sının skolastik düşünce zincirini kıran nice bilim adamı,  düşünür  ve  kaşifler, toplumun, kilisenin hışmını üzerlerine çekmediler mi? Buna karşın, inançlarından dönmeyen  bu  insanlar  olmasaydı dünyanın  yuvarlaklığı, dönüşü ve diğer fizik kanunlarını daha kaç yüz yıl gecikmeyle öğrenecektik? Bu günkü bilimsel gerçeklere, düşünce sanat oluşumlarına ve eşyanın  gizi  olan  bir  takım doğal kanunlara nasıl ulaşacak, günümüzün bilgi ve iletişim çağını nasıl yakalayacaktık.

Savanoral da  skolastik  düşünceye aykırı düşünenlerden bir papaz. Hem de kendi mensubu  olduğu  kiliseye karşı. Kilisenin tekelini kırma, yozlaşmış  Hıristiyanlığı   gerçek  çizgisine çekme uğruna, doğruları söylemekten çekinmedi. Bu aykırılığının bedelini diri diri yakılarak ödedi. Ama onun düşüncelerinden  doğan  Protestanlığa  kimse  engel  olamadı.

İslam dünyasında, Uluğ Bey, Hazerfen Ahmet Çelebi, Muhiddin Arabi  ve daha niceleri de zamanlarının aykırıları arasına girip, düşünceleri, doğruları uğruna hayatlarını tehlikeye atmadılar mı?

Düzenin kokuşmuşluğuna onursuzca uyum sağlayan milyonların, itaatkar suskunluğunu bozan, bu aykırı kişiler olmasaydı, uygarlık, bu gelişim ivmesini yakalamakta çok geç kalmaz  mıydı?

Gelişim, durağanlığa ayak uyduran, suskun ve uyumlu insanla  yakalanabilir  miydi?

Çağına aykırı düşmüş daha nice kişiler var. İnançları uğruna servetlerini, ömürlerini harcamışlar. Bu nedenle onları anlamayan  ya  da  anlamak  istemeyenlerce, “Deli,zırdeli, günahk­ar, hain, ahmak, aptal,” suçlamalarına hedef olmuşlardır. Ama bunların hiç biri onları, inançlarından ve yollarından döndürememiştir. Bu gün insanlık, onlara çok şey borçludur, sanırım.

Güven ve inanç, yaratıcı, yapıcı ve tamamlayıcı bir güçtür. İnançsızlık ise uyuşturan,yıkan ve yok eden bir olumsuzluktur, bence. Aykırılıkların ucunda (zamana ters düşse de,alışılmışlara aykırı olsa da) çok önemli gerçekler de vardır. Aykırılıklar, zorla ya da demegoji ile bastırılmamalı, akılcı bir yaklaşımla  irdelenmeli  dersek,  yanlış  mı  olur?

Önceki ve Sonraki Yazılar