Anne baba olma sorumluluğu

Anne öyle inanarak söylüyor ki ekranda kızının evden kaçmasını gerektirecek herhangi bir sebep olmadığını. Oysa genç kız bir mektup bırakmış geride, "Sizi üzdüğüm, rezil ettiğim için gidiyorum. Bir daha da geri dönmeyeceğim. Çünkü intihar edeceğim" diye yazan... Demek ki bir sebep var!

Programın sunucusu Müge Anlı bir yandan, psikolog Arif Verimli diğer yandan olayı çözmeye çalışıyorlar anneye sorular sorarak. Her sorunun ardından sebepler birer birer ortaya çıkıyor.

Genç kız daha önce de evden kaçmış. Üç gün dışarıda kalmış. Polis bir otobüs durağında bulmuş. Eve getirmiş ama üç gün boyunca nerede olduğunu anne bilmiyor. Ya da biliyor ama bize söylemiyor. Merak etmez mi bir anne üç gün boyunca kızının ne yaptığını, nerede, kimlerle kaldığını? Güya bir arkadaşında kalmış. Ama o arkadaşın soyadını söylememiş, ev adresini de vermemiş. Olay orada kalmış. OKUL YOK, İŞ YOK!

Kalır mı dersiniz? Anne, abla, ağabey olayı kurcalamaz mı? Hem de bizim gibi bekarete, namusa önem veren toplumda! Varsayalım ki kurcalamadılar, olayı unutmaya çalıştılar ki bir daha olmasın, hayatlarına döndüler.

Olaylar bitmemiş ki. Anne genç kızı okuldan almış. Niye? Ekonomik sebeplerden. Öyle diyor anne. Kız koleje falan gitmiyor, devlet okuluna gidiyor. Evet, okumak bu ülkede pahalı, bir sürü gider oluyor ama bu nedenle okuldan almak da bana pek mantıklı gelmiyor. Seyircilere de... Okuldan alınan kız çalışmaya başlıyor eve para getirsin diye. Ama anne işten de alıyor kızı. Neymiş, işin eve dönüş saati uzuyormuş, mesaiye kalınıyormuş. Part time işler anladığımız kadarıyla. Öyle olacak tabii. Okumamış, yaşı küçük bir kız sigortalı, mesaili bir iş mi bulacak? Hem üç kuruş için kızı okuldan alıyorsun, hem eve para getirmesi için işe yolluyorsun, sonra da işten alıyorsun. Ne istediğini bilmiyorsun yani. Bir çocuğun geleceğine bu kadar karışmak doğru mu peki? Doğru bir annelik mi? ERGEN ÇOCUĞA YAKLAŞIM

O kız isyan etmez mi? Üstelik ergenlik çağında. O yaşta gençler, özellikle kızlar yoğun bir hormon bombardımanında. Büyüyorlar, gelişiyorlar, vücutlarında değişimler oluyor, kendilerine yabancılaşıyorlar, herkese düşman oluyorlar, özellikle de anneye, kardeşlere, aileye...

Yapılması gereken o yaştaki gençlere anlayışla yaklaşmak. Onların tersine gitmemek. Anlamaya çalışmak. Örneğin Arif Verimli, başka bir örnekten yola çıkarak, evden para çalan, annesinin babasının cebinden para alan çocuklara ailelerin çok hassas yaklaşmasını, asla onlarla yüzleşmemek gerektiğini söylüyor. Yani çocuğunuzu hırsızlıkla itham etmeyeceksiniz, yapmış olsa bile. Bir çocuk annesi ve babasının bunu bilmesini istemez, onların ağzından duymak istemez.

Nasıl davranılacak peki? Onun egosunu, onurunu kırmadan önlem alınacak. Cüzdandan para mı alıyor? Cüzdan ortada bırakılmayacak. Ceplerde para konmayacak. Çocuk çaktırılmadan takip edilecek. Ne yapıyor parayı? Niye ihtiyaç duyuyor? Harçlığı mı yetmiyor, başka bir harcaması mı var, kötü bir alışkanlığı mı var? KOLAY DEĞİL

Anne babalık kolay değil anlayacağınız. Yaptık çocuğu, rızkını Allah verir demekle iş bitmiyor. Karnını doyurmak, altını temizlemekle, giydirmekle de iş bitmiyor. Onun ruhunu da beslemeniz gerekir. Aynı programda 11 yaşında annesini öldüren kızın ablası da farkında olmadan cinayetin işlenmesinin sürpriz olmadığını itiraf ediyor. Küçük kız öyle çok ipucu veriyormuş ki çevresine ama anlayan yokmuş. Hala da yok. Teyzesine gönderildiği için ailesinden nefret ettiği söylenince itiraz ediyor, öyle bir sorunu yoktu diye ama ardından kelimeler dökülüyor ağzından: "Benim önümdeki en büyük engel ailem, ailemden nefret ediyorum. Bir tek seni seviyorum, çünkü sen arkadaşımsın, ailem değil..."

Evlenmek kolay, çocuk yapmak da. Esas iş anne baba olmanın bilincinde olmak. Bu sorumluluğu, yükü kaldırabilecek miyim diye kişinin kendisiyle yüzleşmesi... Bunu fark ettiğimiz zaman bir şeyler değişir ama insanların değişeceğine dair hiçbir umut yok bende ne yazık ki.

Önceki ve Sonraki Yazılar