Adayların aile fotoğrafı…

Zaman zaman seçim bürolarını dolaşırım. Bakarım, sabah A partisi seçim bürosunda, şu soğuk kış gününde sobanın başında pinekleyen vatandaş, öğle yemeğini B partisinde yerken, akşam çayını C partisinde yudumluyor. Siz de rastlamışsınız böyle seçmene. İş yok güç yok, ekmek elden, su gölden, ne yapsın garibim. Evde otursa hanımı ile kavga edecek, en iyisi bir seçim bürosuna kapağı atmak.

Siyasetçi seçmeni, seçmen de adayları kandırıyor resmen. Hem de gözünün içine baka baka. Yani herkes birbirine madik atıyor, kendini uyanık, zeki sanıyor ya, herkese yeşil ışık yakıyor seçmen, pembe gülücükler saçıyor, “Tamam, ayıp ettin ha, oyum tabi ki senin!” diyerek kandırıyor. Ve de eli işte gözü oynaşta misali, adayın eline bakıyor. Cebine gidecek mi? diye…
Kandırmacalar karşılıklı. Çünkü samimi değil kimse. Seçmen böyle dedikçe, adaylar da gerçek sanıp, eline balon tutuşturulmuş çocuklar gibi seviniyor. Tabi kapıdan dışarı çıkınca, bütün günahlarından arınıyor, kulakları çınlıyor. Hele bir de adayın eli cebine gitmediyse, cebinde akrep varsa…
Şimdi kalkıp, hangi partiden olursa olsun, bir soru sorsam, desem ki, “Dinci, imansız, solcu, sağcı, muhafazakâr, laik, demokrat, artık kim varsa… Tanıyor musunuz?”
“Tabi ki tanıyorum!” diyecek, ama ne kadar tanıdığına dair kuşkuları hep içinde taşıyacak. Çünkü dürüst değil, samimi hiç değil. Yağmur neredeyse, tarlayı oraya çekecek. Hele kenar semtlerde, küçük yerleşim bölgelerinde… Aboooooo…. Kim oğluna-kızına iş sözü veriyorsa, kim aylardır ödenmeyen ev kirasını ödüyorsa, kim seçmenin birikmiş elektrik-su faturasını kabul ediyorsa, kim daha hangi olmayacak duaya amin diyorsa…
Seçmene sorsanız, “Adayın aile fotoğrafını hiç gördün mü?” Size cevabı şu olacak; “Yahu bana ne herkesin aile resminden. Kimsenin mahremi beni ilgilendirmez…”
Sahi, hiç dikkat ettiniz mi, şöyle eşiyle, oğlunu-kızını da yanına alarak seçmenin arasına karışan, kaç aday geldi kapınıza, mahallenize…
Göremezsiniz.
Sap gibi tek başlarına gezerler. Aile fotoğrafı çektirmek istemezler. Seçmen görmesin diye zahar.
Oysa;  eş-oğlan-kız, yani aile çok önemli. Bir bakın, araştırın, sorun, sorgulayın, yani otu çekin köküne bakın! Mutaassıp mı, modern mi, yoksa normal şehrimin normal insanı mı? Hadi sorun, utanmayın, çekinmeyin, “Ne fark edecek?” dediğinizi duyar gibiyim. Cevabım, kısa ve çok net:
Çok şey…
Evini barkını derli toplu tutamayan, göz zevkinden yoksun bir aile reisi portresi çizen, zevksiz, yaşadığı kentin kültürünü içine sindirememiş, bazen doğup büyüdüğü topraklara bile burun kıvırmış, ruhsuz adamların size, mahallenize, yörenize ne hayrı dokunacak, söyler misiniz?
Adayın kıyafeti, kravatı, ayakkabısı ve saç şekli bile bir fikir verir size, referans gösterir.
Ya bir deliye, andavallıya çattıysak.
Ne, “Boşver bunları sayın gazeteci, senin bu dediklerin çağın çoook gerisinde kaldı, geç bunları anam babam, geç!” diyorsanız, özür diliyorum, sorumu geri çekiyorum.
Evet, bu yazı Rauf Tamer ustamızdan esinlenerek yazılmıştır. Biline…  

Önceki ve Sonraki Yazılar