7 GÜZEL ADAMDAN GÜNÜMÜZE YENİ GÜZEL İNSANLAR SERDAR ERDOĞANYILMAZ

Kahramanmaraş, kültürel açıdan mümbit bir toprak. Dünden bugüne oluşan bu verimliliğin tabi süreci devam etmekle beraber zaman dairesinde akıp gitmektedir.  Aktıkça güzellikler birikiyor bu pınarda… Bu pınara Maraş pınarı denir. Kahramanların su gibi billurlaştığı, kirlerin arındığı, yanlışın kültürle temizlenip, sanat ve estetikle yıkandığı böylesi bir pınardan bahsediyorum… “Biz” olmaktan, beraber olmaktan, güzel insanlara zaman ayırmaktan… Onların dünden bugüne ‘güzel’ hatıralarına, ‘güzel’ tecrübelerine kulak kabartmak… Yılları içerisine alan hatıraların ürünü olacak bu seri yazılar…

Şehrimizde doğan, büyüyen, şehrimize değer katan konuklar, ayrıca; şehrimize güzel ülkemin başka güzel şehirlerinden gelmiş, burada görev yapan asil ve zarif insanlar… Yani; GÜZEL İNSANLAR… 7 güzel adamın yaşayıp büyüdüğü bu aziz ve kadim Maraş’ta, güzellikleri ortaya çıkarma adına, mazide kalmış hatıraların üzerinden ince tülü kaldırıp ortaya çıkarıyor, YENİ GÜZEL İNSANLARIN ‘dününün ve bugününün’ muhasebesini yapmak suretiyle, genç kardeşime; işte örnek alabileceğin ROL MODEL insanlar diyor, bu insanların hayatlarına ibret nazarıyla bakmamız gerekliliğini savunuyorum… İşte bu düşüncenin ürünü olarak doğdu; 7 güzel adamdan günümüze yeni güzel insanlar projesi…

İkinci konuğumuz; Kahramanmaraş’ın değerli bir Kültür insanı Serdar ErdoğanYılmaz…

7849-b.jpg

50’li Yıllar ve Kahramanmaraş

1951 yılında Kahramanmaraş Devlet Hastanesi’nde doğar Serdar ErdoğanYılmaz.

O yıllar, gece 12’ye kadar jeneratörle evlere elektrik verilen, 12’den sonra elektriklerin kesilip, idare lambasıyla idare edildiği yıllardır.

Akdeniz’in incisi olan bir şehirdir doğduğu şehir. Ahir dağının yamaçlarında, havası, suyu, toprağı bereket akan bu şehrin adı Kahramanmaraş’tır. Güzelliklerin diyarı, kadim kutsal kitaplarda ‘derelerinden ballar akan şehir’ diye tanımlanan kent…

Fransızca bilen bir babanın oğludur küçük Serdar. Baba; kültürlü, okuyan, aynı zaman da Milliyetçi ve maliye memurudur. Anne ise; Kahramanmaraş’ın ilk ebelerinden, resmi kayıtlara göre 11 bin insanın doğumunda bulunan, 11 bin cana canan olan itibarlı bir hanımefendidir. Hem şehir kültürüne sahip, hem de gelenek göreneklerini önemseyen bir kadın portresidir. Böyle anne-babaya sahip olan Serdar ErdoğanYılmaz, çok küçük yaşlarda okumaya meyleder, okur, düşünür ve büyük atılımlar yapmanın hayalini kurar. Farklıdır akranlarından, farklıdır ve çokça da zekidir.

27 Mayıs 1960 ve Küçük Bir Çocuk

Tarih 27 Mayıs 1960…

O gün sıradan bir gün değildir. Türk demokrasisine kapkara ellerin uzandığı, seçmenin tercihini hiçe sayarak halkın seçtiği Başbakanın idam edildiği o gün… Sadece Başbakan mı? İki de Bakan… Acının semalara uzandığı o gün…

İhtilali, her Anadolu insanı gibi radyodan dinlemiştir Serdar ErdoğanYılmaz. 9 yaşındaki temiz dünyası anlam verememektedir bu duruma, sandığı gibi de ‘temiz’ değildir belki de dünya… Ne yapacaktır o halde? Okuyacak… Okumalıdır ki; âlem aydınlığa gark olsun. Soğukluklar kitabın sıcaklığıyla erisin, karanlıklar yok olsun, yansın bitsin ve kül olsun.

11 Yaşında Devlet Parasız Yatılı sınavına girer. Sonuçlar, küçük Serdar için gurur vericidir. Kahramanmaraş 1. ve Türkiye 3.’südür. O yıllarda ‘devlet politikası gereği’ zeki çocuklar bu sınavla tespit edilir ve merkeze alınmak suretiyle okutulurdu. Bu çocuklardan birisi de Serdar ErdoğanYılmaz’dır.

Sınav sonuçlarının açıklanmasından sonra baba, oğlunu alır. Kara trene binerler, ver elini İstanbul.

Annenin gözyaşları ve babanın mağrur tavrı, Serdar’ı ürkütmüyor, büyük bir heyecanla İstanbul gibi görkemli metropolün haşmetli dünyasına girmek istiyor.  Kara trenin 3 günde İstanbul’a varmasıyla, baba-oğul İstanbul’a gelir. Yıl, 1963’dür. 14 yıl sürecek İstanbul hayatı başlamıştır.

Anadolu’nun bağrından çıkıp gitmişlerdir gitmesine ama ‘ne yurt bilirler ne adres…’

Maraş’ta babanın birkaç arkadaşı iki isim vermiştir sadece. Bunlar; Ekrem Özdoğan ve Kadıköy Kız Lisesinin Müdürü Alaattin Kısakürek’tir.

Devlet, 67 şehirden seçmiştir bu zeki çocukları. Nihayet İstanbul’da, bu zeki çocukların okuyacağı okula ulaşılmıştır; Haydarpaşa Lisesi…

200901106ee572f83ae7f87dc93c8408ff922a49.jpg

Haydarpaşa Günleri

Serdar ErdoğanYılmaz 6 yıl okumuştur Haydarpaşa Lisesi’nde… ‘Metin Bey diyor; kitap okumalarımın büyük çoğunluğu lise yıllarıma aittir.’

Kültürel donanımını bu yıllarda artırır. Kişiliğin oluşumu, mizacını tanıma süreci bu yıllara aittir. Lise yılları büyük bir verimlilikle geçer. Ders olmadığı zamanlarda öğrenciler ya spor yapacaktır, ya da kitap okuyacak. O, zihinsel terbiye için okur, bedensel gelişim içinse spor yapar. Lise sonda Nihal Atsız’ı okur, sürekli Nihal Atsız’ı ziyarete gider, elini öper… 1965 Üsküdar Milliyetçiler ocağına üyedir, ülkesine, bayrağına, milletinin değerlerine bağlıdır.

Sınıf arkadaşları arasında Erzincan 1. Olan Yusuf Hayaloğlu ’da vardır. Ara ara fikrî münakaşalar yaparlar, ama asla kavga etmezler. Okurlar ve münazara ederler.

Teknik Lise yıllarında ‘Amerika’ya karşı olmanın’ ‘komünist’ olarak algılandığı yıllardır. Fakat Serdar ErdoğanYılmaz ’ın algıları herkese açıktır. Nihal Atsız’ı da dinler, Deniz Gezmiş’in konferansına da gider.

Yıl 1977 ve Halit Kıvanç

1977 yılında TRT’de Halit Kıvanç’ın programı olan A’dan Z’ye Genel Kültür ve Bilgi yarışmasına katılır. Halit Kıvanç, yarışmacı adaylarından birisinin Kahramanmaraş’lı zeki bir genç olduğunu görünce biraz şaşırır ve şöyle der: “Kahramanmaraş’tan katıldığını özellikle söylemelisin…” ve gururla “ben Kahramanmaraşlıyım” der Serdar ErdoğanYılmaz.

Bir Bilgi Yarışması Daha

Okuyan, düşünen, her geçen gün kendisini daha iyi yetiştiren Serdar ErdoğanYılmaz, okuduklarını aktarmak, anlatmak ve paylaşmak ister. Bu sebepten bir bilgi yarışmasına daha katılır.

Yıl 1984… TRT’de Çetin Çekin’ in sunduğu 16 soru Genel Kültür ve Bilgi yarışmasına katılır. Buradaki mühendislikle alakalı bir soruya doğru cevap verdiği halde, programda ‘yanlış’ olduğuna kanaat gelinir. Genç ve atik Serdar ErdoğanYılmaz durur mu? Televizyona dava açarak davayı kazanır. Olay ulusal medyanın oldukça dikkatini çekmiştir. Milliyet Gazetesin de magazin sayfası hazırlayan Selma Soysal, Serdar ErdoğanYılmaz ’la röportaj yapar. Zekâsıyla her kesin dikkatini çeken Serdar ErdoğanYılmaz, Selma Soysal’ı da pratik cevaplarıyla şaşırtmıştır.

Üniversite Hayatı

Haydarpaşa Lisesini başarıyla tamamlayan Serdar ErdoğanYılmaz, önce İstanbul Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesine, sonra da İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesine kaydını yapar. Analitik düşünce ve sayısal zekâsı mühendisliği seçtirirken, sosyal zekâsı ise Hukuk Fakültesine sürüklemiştir. Üniversite öğrenimi esnasında öyle Hocalar vardır ki… Örneğin; Ord. Prof. Ali Fuat Berkman. ‘Serdar, oğlum; ülkemizin mühendis hukukçulara ihtiyacı var’ sözünü kendisine şiar edinir. Bu sözden dolayı mühendislikten sonra Hukuk Fakültesini okumaya karar vermiştir. Bir diğer efsane Hoca ise, Mustafa İnan’ın kızı Esin İnan Ergintan’dır. Esin Hoca’nın ‘Cisimlerin Mukavemeti’ eseri, hala okutulan kaynak kitaplar arasındadır.

12 Eylül 1980

Yine bir ihtilal. Yine, ölümler, yine zindanlar…

Ülkenin kaotik durumu askeri rahatsız ediyor ve 12 Eylül günü asker yönetime el koyuyor. Nisan 1980’de askere başlayan Serdar ErdoğanYılmaz, 12 Eylül’de Asteğmen olarak vatani borcunu icra etmektedir. Asteğmen olduktan 42 gün sonra olan bu ihtilal, nice canlar için kara bir gün olarak tarihe geçmiştir.

12 Eylül ihtilalini uyuyarak karşıladığını söylüyor Serdar ErdoğanYılmaz. Gece saat 02.00 sularında bir haberin geldiğini ‘tatbikat var denilerek’ kışlada bekletildiklerini söylüyor.

1977 yılında anne ısrarıyla Kahramanmaraş’a gelen, aynı yıl Hukuk Fakültesine kaydını yaptırıp İstanbul’a gelip giden Serdar ErdoğanYılmaz, şehrine Yol ve Elektrik Mühendisi olarak dönmüştür.

1972 yılında babasını kaybeder. Anne ise, yıllar sonra; yani 2009 yılında vefat edecektir.

Evlilik

1981 yılında evlenir Serdar ErdoğanYılmaz. Eşi, Süreyya Hanımdır. Babası lastikçi, dedesi köşker olan Süreyya Hanımla Serdar Bey, görücü usulüyle evlenmiş olup, anne beğenisiyle bu sürece girmişlerdir.

Son sözler

‘Metin Bey bunu özellikle yazalım dediği şu cümle, ne kadar da manidar bir tespit;  “Bizim gençliğimiz Amerika Rusya arasındaki soğuk savaşa kurban gitti.” 

Gençlere tavsiyeniz nedir? diye sorduğumda;

-İnsanları sadece insan oldukları için sevsinler, siyasal görüşü önemsemeden, sadece sevsinler. Sevgi en büyük güçtür, sevgi en güzel his ve heyecandır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar